M. KEMAL ATİK

Tarih: 26.10.2017 21:53

Tasavvufun Gelişmesinde İki Önemli Dönem(2)

Facebook Twitter Linked-in


Zahitlere göre servet iki günahı ortaya çıkarır: Bencillik ve gayri meşru yaşam. Nitekim Hz. Peygamber buna dikkat çekmiş ve şu olayı ümmetine nakletmiştir: "Allah Teâlâ bana hazinenin anahtarlarını gönderdi de şöyle dedi : " Bunlar yeryüzündeki hazinelerin anahtarlarıdır. Kıyamet gününe kadar; hem altın hem gümüş olan bu hazineler senindir. Kıyamet gününe kadar bu hazinelerin içinde yaşayabilirsin ve bu senin için Allah katında ayrılanı azaltmayacaktır." Hz. Peygamber, bunun Allah"ın bir imtihanı olduğunu görerek, kendisine sunulan zenginlikleri şu sözleriyle cevap verdi: " Açtım ama şimdi tokum".( Bkz.,Harriz, Kitabu"s-Sıdk)


Züht hareketinin mümessili olan zahitler dünyada Allah"ın zatına mahsus olmayı ve onunla birlikte ona yakın olmayı gerekli kılan aşağıdaki Kur"an ayetlerinden hareket ederek açıklamışlardır.


…Ve Odur,


Nerede olursanız olun sizinle


Birlikte olan (57,4).


Doğu da Batı da Allah"ındır. Hangi yöne dönerseniz


Dönün Allah"ın varlığı/kendisi oradadır (2.115).


Bir araya gelip gizlice fısıldaşan üç kişinin dördüncüsü mutlak o"dur.


Beş kişi gizli konuşsa altıncıları mutlak o"dur. Bunda ister daha az, ister daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar O, kendileriyle beraberdir (58.7).


…Biz O"na,


boyun (can) damarının


ona yakın olduğundan daha


yakınız (50:16).


İşte VII ve VIII. Yüzyıllara kadar İslami züht hareketi bu anlayış ve bu yaşam biçiminde devam etti. Hızla gelişen bu züht hareketi tasavvufun temel taşını oluşturdu. Tasavvufun kaynağı olan züht hareketi, geniş ve yeni bir Arap / İslam imparatorluğunun kurulmasıyla lüks ve dünya zevklerinin oluşturduğu bir ortam, Müslüman toplumda hâkim olmaya başlayınca daha da önem kazandı. Özellikle ilk dört halifenin yaşadıkları saf dinî hayatın geniş ölçüde zıddını yaşayan Emevî Saltanatı"nın yeni yöneticilerinin çoğunun pek de dindarca olmayan ve dünyevî amaçlara yönelik tutumları karşısında zahitlerin sert tepkileri Ümmetin çekirdeğini oluşturmakta ve dindar kişiler arasında bir birlik arz etmekteydi. Şahsî dindarlık ve züht hayatına verilen farklı önem derecelerine rağmen, Ulema ve Zahitler de aynı kişilerdi. Bu itiraz, yönetici sınıfın, kendi arzu ve emellerini devletin kanunu hâline getirmekten vazgeçmesini, Şeriatın kabul edilmesi ve uygulanmasını istemekteydi. Ulema ve Zahitlere göre, bu hususun yerine getirilmesiyle İslâm"ın ruhu gerçek canlılığına yeniden kavuşmuş olacaktı. Bu ahlâkî dindarlığın önde gelen temsilcilerinden olan ve İslâm"ın ilk iki yüzyılında bilinen zahitler olarak meşhur olan Hz. Peygamber"in sahabelerinden Ebu"d-Darda (ö. 657), Ebu Zer el-Gifari(ö. 652), Hudeyfe İbn"u-l Yaman (ö. 657), gibi sahabenin önde gelen bilginleridir. Bunların inancı şuydu: Müslüman, daha fazla mal edinmeyi, daha fazla özgür olmayı, daha fazla lüks yaşamayı, daha fazla rahat ermeyi gaye edinirse servetinin, duygularının, arzularının esiri olur. Servetini yaşamının tanrısı olarak görür. Sonuçta düşüş ve çöküş başlar. Mal varlığıyla ilgili endişeler, sorunlar baş gösterir. Böylece hem dünyası hem ukbâsı yıkılır.(Devam Edecek)



Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —