M. KEMAL ATİK

Tarih: 24.03.2016 15:05

İman ve inanç kavgaları

Facebook Twitter Linked-in

Asırlardır dinler ve din mensupları arasında sürekli çekişmeler, kavgalar, çatışmalar yaşanmıştır. Her din mensubu kendi kitabını kutsal saymış, onun Yaratıcı/Tanrı tarafından gönderildiğine inanmıştır. Bu nedenle de kitaplarına İlahi kimlik vererek onun büyüklüğünü Tanrı büyüklüğü ile özdeşleştirdikleri gibi bilimsel metotlarla da yüceliğini kanıtlamak istemişlerdir. Bunu yaparken de başka ilahi kitapları ya tenkit etmişler ya da bozulduğunu / tahrif edildiğini söyleyerek onların doğruluğunu inkar yoluna gitmişlerdir. Bunun yanında ateistler gibi Tanrıtanımaz olduklarını söyleyen başka gruplar da din kitaplarına ya kayıtsız kalmışlar ya da inkâr yoluna gitmişlerdir. İşte insanlığın zihnini tarih boyunca meşgul eden iman ve inanç kavgaları hep bu atmosfer içinde cereyan etmiştir. Ama ne yazık ki bu ayrılık, bu çekişme tarihte insanlığa büyük azap, endişe ve kaygı vermiştir. 

Bunun yanında ilahi dinler saf ve berrak haliyle insanlığın sosyal ve ahlaki alanda zirveye ulaşmasında önemli katkılar sağlamışlardır. Bunlar arasında en önemli olanları Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi dinlerdir. Aynı zamanda bu dinlerin kutsal  Kitapları olan Tevrat, İncil ve Kuran insanlığın düşünce ufku ve medeniyetinin gelişmesinde de önemli roller oynamışlardır. Her milletin dini inançları yüzyıllar, belki de binlerce yıl içerisinde, halkın kanında ve şuurunda yer etmiş, kabul görmüştür. Böylece bu akidelerin bir kısmı milli inanç şekline dönüşmüştür. Onun için de milletlerin kültürü, örf - adeti, geleneği, töre ve dil gibi değerleri dini akideler ve mensup oldukları inançlar tarafından etkilenmiştir. O nedenle din ile ilgili sorular sorulduğunda insanlar mensup oldukları dini, yani "ben Hıristiyan"ım, ben Müslüman"ım, ben Yahudi"yim" diyerek cevap vermişlerdir. Aslında bu insanların pek çoğu dini emirleri yerine getirmemiş olmalarına veya herhangi bir dine inanmamalarına rağmen atalarının mensup olduğu dine sahip çıkmaya devam etmişlerdir. Bunun manası şudur: Her toplum mensup olduğu kendi dini ile özdeşleşmiştir. Tıpkı tarihi, dili ve coğrafyası gibi. O halde her din mensubu bu gerçeği bilerek hareket ettiği takdirde dinler arası kavgalar bitecek, onun yerini sevgi, saygı ve hoşgörü alacaktır.

Günümüzde devletlerin asıl meselesi sadece sosyal, ekonomik ve siyasi problemleri çözmek olmamalıdır. Aynı zamanda bütün insanların maneviyat birliğinin sağlanması için de gayret sarf etmelidir. Bu durum çok dinli ülkeler için daha da önemlidir. Bu ülke insanlarının kültür, inanç, örf-adet ve geleneklerinin ortak noktalarını bularak onları dini hoşgörü ortamında kaynaştırmak gerekir. Hiç kuşkusuz bir ülkenin kalkınması için bu hoş görü ortamının çok önemli bir yerinin olduğu bilinen bir gerçektir. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —