Din adamı mana dünyamızı aydınlatan, milletimizin oluşumundan itibaren, fikri olgunluktan, insanın erişebileceği manevi mertebelerden geçerek yurt topraklarını, milletin bireylerini sevgi ve aşk atmosferinde kaynaştıran mana öncüsüdür. Doğaya, doğanın sırlarına, doğadaki bütün unsurlara gönül veren, onu yaratan Yüce Varlığı seven, sevdiren, sözlerinde ve düşüncelerinde bu ilahi aşkı terennüm eden kişidir din adamı. Sonuçta hem kendisini hem de çevresini bazen arifane bazen aşıkane bir dille bütün mücadelesini, iyinin, iyiliğin, güzelin, güzelliğin egemen olması için gayret eden kişidir. O halde o, bir alanı kazanıp, öbür alanı kaybetmek gibi büyük yalnızlığa düşer mi? Düşmez. Çünkü din adamının yolunda bu ikilik hissinden kurtulmak ve birlik hissine erişmek gayreti vardır. Onun da yolu her şeyi iyi ve hoş görecek hale gelmektir. Bu mertebeye erişmiş olmanın ölçüsü ise birisi size kötülük ettiğinde anlaşılır. Eğer gerçekten bir din adamı iseniz, o adama iyilikle karşılık verirsiniz, çünkü siz incinme hissinden daha üstün mevkie erişmişsiniz ve o insanda kötüyü değil iyi olanı görüyorsunuz.
Konuyu biraz daha açarsak din adamı tüm "yaratılanları Yaratandan dolayı sever". Çünkü o, bütün varlıkları Allah"ın kudretinin ve sanatının bir sonucu olarak görür. Onun için de, her şeyde Allah"ı bulduğuna inanarak, varlıklardan kaçmaz. Zaten murada ermenin amacı birlik (vahdet) değil midir? Kendini çokluktan gizleyen, birliğe nasıl ulaşabilir? Nurettin Topçu"nun da dediği gibi: " Vahdet sırrına ermenin yolu, varlıklarla kalp(gönül) beraberliği yapmaktır. Bunun için de varlıktan ibaret safrayı kendinden atmak şart:
Sen sende iken menzil alınmaz
Bahrî(okyanus) olmadan gevher(inci) bulunmaz
Yunus ver canını Hakkın yoluna
Can vermeden canan bulunmaz
İşte bu nedenle din adamını, yemeğini aşkın ocağında pişiren kişi olarak görüyoruz. Yunus Emre bunu tek cümlede özetledi: "Aşk imamdır bize, gönül cemaat".
Din adamı maddenin ağır yükü altında bunalan halkın ruh dünyasına yardımcı olacaktır. Çünkü onun görevi halka hizmettir. İnsanlığı yükseltip ruhları arındıracaksa yüreği saf, ufku aydınlık olmalıdır. Din adamı, kendini başkalarına üstün görerek onlardan ayıran bir kâbus değildir, bilakis insanlığın mutluluğu yolunda kibrini, şöhretini, unvanını aşarak ruhlara sevgi ve merhamet aşısı yapacak birer doktordur. "Allah aşkını içinde taşıyan bir gönül, bunu bütün insanlara da sindirmek ister". Bu gönlün sahibi öncelikle din adamıdır.
Din adamı iyilik ve güzelliğin sahibidir. O, insanları ilahi kudretin sırlarını sindire sindire öğretir. Din adamının gönlü ve ruhu Allah sevgisinin feyzi ile dolan ve bu aşkla pişen, kemale eren, olgunlaşan kimsedir. O bu heyecan ile yaşar. Halktan ve Haktan ayrılmamayı, halka hizmeti Hakka hizmette gören Hak ve halk adamıdır. O azapla korkutan değil rahmetle müjdeleyendir.
Hicri 468 yılında vefat eden el-Vahidi"nin Kur"an"ın iniş sebeplerine dair yazmış olduğu "Esbâbü"n-Nüzûl" adlı eserinde (s.,173, Beyrut, 1988) Tevbe Suresinin 84.ayetinin iniş sebebini naklederken, Hz. Peygamber"in gönlünün ne kadar saf, ufkunun ne kadar berrak olduğunu göstermek için İbni Abbas"tan gelen şu olayı yazar: "Meşhur münafıkların başı olan Abdullah b. Übey ölünce, oğlu Peygamberimize gelerek: "Ya Rasulallah, babam öldü, gömleğinizi kefen yapmak için verir misiniz"? Dedi. Peygamberimiz de "peki vereyim" dedi. Ardından, babasının cenazesini kıldırmasını da rica etti. Rasulullah (s.a.v) onun üzerine cenaze namazını kılmaya gitti. Namaz kılmak için ölüye doğru yöneldiğinde Hz. Ömer Ölünün başına varıp Rasulullah (s.a.v)"ın göğsü hizasına dikildi ve O"nun yaptıklarını günleriyle birlikte sayarak: "Ey Allah"ın Rasulü, falan günde şunu şunu söyleyen Allah"ın düşmanı Abdullah b. Übeyy üzerine mi namaz kılacaksın?" dedi. Rasulullah (s.a.v) ise tebessüm ediyordu. Nihayet Hz. Ömer fazla ısrarda bulununca Peygamberimiz buyurdu ki: "Başımdan uzaklaş ey Ömer. Zira ben muhayyer kılındım. Bu yüzden bu müspet ciheti seçtim. Bana, "Onlar için ister istiğfarda bulun, istersen bulunma. Sen onlar için yetmiş defa istiğfarda bulunsan da Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır ,(tevbe 80)" buyuruldu. Eğer ben, yetmişten fazla istiğfarda bulunduğum takdirde Abdullah"ın bağışlayacağını bilseydim elbette sayıyı artırırdım."dedi. Sonra Rasulullah O"nun namazını kıldı ve O"nun cenazesiyle birlikte yürüyüp kabrinin üzerine durdu. Cenaze işlemi bittikten sonra da kabrinden ayrıldı. Hz.Ömer diyor ki: "Benim, Rasulullah"a karşı cüretkarlığıma da şaştım doğrusu". Bu durum Hz. Peygamber ile konuşulup görüşülünce Rasulullah şöyle dedi: "Benim ne gömleğim, ne de kıldırdığım namaz Allah"tan gelecek olanı O"ndan savamaz. Vallahi ben, O"nun cenazesini kıldırmam ve kabrine gitmem nedeniyle kavminden bin kişinin Müslüman olmasını umuyordum"(Buhari; cenaiz:1366, tefsir: 4671). İşte Cihanşümul bir peygamberden cihanşümul bir örnek. Ne mutlu onu örnek alanlara.
Not: Bu makale 5 Temmuz 2012 tarihinde bu sütunda yayınlanmıştır.