Bazı yaşanmışları anlatmak zordur, üzerinden yıllar geçmesine rağmen, hele bir de yanlış yapma korkusu varsa!
Çıkan sayılarını muhafaza edememiş olsam da Edebiyat Dergisi"nin ilk abonelerindenim. Henüz ortaokulda öğrenciyim; Allah rahmet eylesin, bir hocamız dergiden söz ederek bizi iştahlandırmıştı, o gün için Maraş"ta kaç abonesi vardı bilmiyorum ama sayı itibarıyla çok olmadığını ya da olmayacağını tahmin edebiliyorum. Okulda belki de tek abone olan kişiydim. Parasını, harçlığımdan fedakârlık ederek ödemiştim, adres olarak da okulu vermiştim. Yine bir gün dergi gelmişti, düşünebiliyor musunuz çantam bile yok, annem hasta, okul çıkışı ilaç almak için çarşı merkezinde bir eczaneye girdim, dergi kitapların arasından görünüyormuş. Eczanede birisi bana; "Bu dergiye abone misin?" diye sormuş ve tuhaf tuhaf bakmıştı. Edebiyat Dergisi uydurukça diye tabir edilen yeni kelimeler kullanıyordu çünkü. Doğru, o zaman, kullanılan kelimeleri çoğu kişi anlamıyordu, o yüzden arkadaşlarım pek ilgilenmiyorlardı dergiyle, hatta yeni kelimeler kullanıldığı için kırgın olanlar da vardı, bazıları da kendisini zorlayarak savunuyordu onları.
Bana; "Sen bu dergiye abone misin?" diye soran kişinin önce, sadece Verem Savaş Dispanserinde çalıştığını, şair Bahattin Karakoç olduğunu ise yıllar sonra öğrenmiştim. O yıllarda Abdürrahim Karakoç daha fazla biliniyordu, sadece ben değil, onu başkaları da pek bilinmiyordu belki.
Aradan yıllar geçti, Bahattin Karakoç"u Dolunay Dergisi ve Dolunay Şiir Şölenleri ile daha yakından tanımıştım. Şölenler, şehrin tek kültür merkezi Sabancı Kültür Merkezi"nde yapılıyordu. O zamanlarda, şimdiki gibi arabası pek olan yoktu, ulaşım zorluğuna rağmen salon doluyordu, hatta programı ayakta takip edenler bile vardı. Sanat ve edebiyata karşı saygı vardı, ilgi vardı. Şiir şölenleri, keklik avcısı gibi birçok şair ve şiir severleri çekip Maraş"a getiriyordu. Bunun öncülüğünü de Bahattin Karakoç yapıyordu. O günün şartlarında büyük bir işi başarıyordu. Bu vesileyle belki de birçok kişi sanata ilgi duyuyordu, belki bir heves de onların gönlüne düşüyordu. Bunlardan bazıları, ilerleyen zaman içerisinde şair olmuşlardı, dolayısıyla bu program ve Bahattin Karakoç onlara ustalık yapıyordu.
Türkiye Diyanet Vakfı münacat yarışması açmıştı, ben o zaman müftülükte şeftim. Yarışma duyurusu ve şartlarını içeren yazı, ilan panosuna asılmıştı. Bir gün Bahattin Ağabey, öğleyin mesai başladıktan sonra yanıma geldi, canının sıkıldığı belli oluyordu. İlgilendim, hâl hatır sordum ama o benim sorularım ve tavırlarımla ilgilenmiyordu. Israrla oturttum, çay söyledim.
İlan panosu müftülük binasının girişindeydi, Bahattin Ağabey, münacat katılım şartlarını okurken, o sırada müftü de merdivenden çıkıyormuş. Kendisinin anlattığına göre, müftü biraz manalı bakmış, hatta "Sen mi münacat yazacaksın!" der gibi bakmış! Ben, her ne kadar; "Yok Abi, öyle bir şey olur mu, Müftü Bey gayriihtiyari bakmıştır." dedimse de Bahattin Ağabey; "Ben, bu münacata katılacağım, neticesini müftü de görecek!" gibisinden sözler söylemişti. Bilindiği gibi 1991 yılı münacat yarışmasında "Beyaz Dilekçe" birinci olmuştu, çok da iyi olmuştu. Yıllarca ve halen, Beyaz Dilekçe, Bahattin Karakoç"un yanı sıra, Maraş"ın da ismini Türkiye"nin her yerine duyurdu. Sadece bu yönüyle bile Bahattin Karakoç, büyük imkânlara sahip kişilerden, hatta meşhur dondurmamızdan daha fazla, Kahramanmaraş"ın adının, ülkemizin dört bir yanına duyulmasına katkı sağlamıştır.
Bizde hep böyle olmuştur ve aynı şekilde de devam etmektedir ki; her biri birer değer olan insanlarımızın kıymetini anlama işini hep öldükten sonraya ötelemişizdir. Bu insanlar kimseden bir şey beklememektedirler. Birazcık da olsa vefa göstermek zor mu? Hani anlatılır ya; adam birisini sevdiğini arkadaşına söylemiş, o da; "Peki, bunu o biliyor mu?" diye sorunca, "Deli miyim ki ona söyleyeyim!" demiş! Bizim hâlimize ne kadar da benziyor değil mi?
Kendisine de birkaç kere; "Bizim yapmadığımızı siz yapıyorsunuz!" anlamında söyledim, bu vesileyle bir kere daha İbrahim Gülsu Hocama, bizim vebalimizi ve utancımızı hafiflettiği için Bahattin Ağabey"e yakın ilgisinden dolayı teşekkür ediyorum.
Bu dünyaya gelen herkes vakti geldiğinde asıl mekâna gidecektir. Bizim inancımıza göre ölüm, ebediyete dirilmek üzere yer değiştirmektir.
Cenaze için namaz kılmak, ölen kişinin arkasından duada bulunmak, onu bağışlaması için Allah"a minnet etmektir, ben böyle anlıyorum ve onun için dua ediyorum; mekânı Cennet olsun inşallah. Şairin şiirleri umarım sadak-i cariyedir, bu bakımdan, şiirlerini okuduğumuzda, arkasından duada bulunmayı ihmal etmeyelim derim.
Arkada hatırlanacak vesileler bırakmak, kişinin kendisi için yaptığı en büyük iyiliklerden biridir.
Allah"tan rahmet diliyorum.