Kahramanmaraş"ta
1940-1950 yılları
İnsanımız ekiyor, eğiriyor, dokuyor, kendi kendini
donatıyor. Hışır (açmamış pamuk kozası) çekiliyor. Çiğidinden ayrılan pamuk
elyafını İsa Divanlı Mahallesi"nde, su
ile çalışan çırçırda Pamukçu Emiş
çırçır ediyor.
Kentimizin o
yıllarda sosyal hayatına, ticari
hayatına bire bir katılan vefakar
Anadolu kadını 1934 yılında çıkan
Kılık Kıyafet Kanunu"yla kendiliğinden,
kara çarşafı atmış, damalı kumaştan mantoya
benzeyen bir kıyafetle çarşı pazar gezen bir kadınımız
Ufak tefek, çivi gibi
bir kadın. Mantoya benzeyen giydiği kıyafetten dolayı adına mani dizilen bir
kadın: " Pammıkçı Emiş,/ Manto giymiş,/Mantosunu gece,/ Sıçan yemiş.""
Doğrusu,
nesebi araştırılsa, kişilik bilgilerini örnek olması bakımından kentimizdeki
iş kadını derneklerine bir fenomen olabilir. Pamukçu Emiş"in çırçır ettiği
pamuklar hararlara konur, hallaç Navrız (Nevruz)
hatının (Hatun) Kümbet"teki evine
getirilir. Toprak demın ikinci katındaki tahta çardağına dam direğinin birinden aşağı doğru sarkan ipin ucunda , 4-5 cm çapında, 2-2.5 uzunluğunda, söğüt dalından bir yay gibi
bükülmüş , iki ucu arasında bağırsaktan
kirişi ile hallaç sarkmaktadır. Nevruz Hatun çırçır edilmiş pamuktan bir
miktarını yere yaydığı bezin üzerine
boşaltarak kirişin bir miktarını pamuğun içine daldırır ve başlar elindeki
tokmakla kirişe vurmağa
Uzaktan tım,
tıs sesleri yankılanmaya başlar. Bu
ameliye pamuk çıkrıkta ip olabilecek
kıvama gelinceye kadar devam eder. Bu ve
buna benzer birçok evde bu pamuk atma işi yapılır.
Evin beyi Ali
Ede"nin belli bir mesleği yoktur. Arpa, buğday biçiminde orağa gider, o bitince
de çeltik sakalığı başlar. Kalender meşrep bir adamdır. Sorumluluk daha çok
Nevruz Hatun"dadır. Anaerkil bir aile diyebiliriz. Ali Ede"nin en büyük tutkusu
Çete Bayramı"nda firenk ipi siyah
şalvarını çekip, som sırma abasını giyip
kasım ,kasım kasılmaktır.
Hallaç edilen
pamuklar eğirilmek üzere çıkrık eğiren
evlere dağıtılır. Birçok evde ekonomiye katkı sağlayan çıkrık vardır. Duvar, duvara komşumuz Duran Bacı"nın çıkrık sesi her
zaman bizden duyulur. O sese alışkınız , biz çocuklara
ninni gibi gelir. Kocası Karaca Emmi öleli hayli zaman olmuştur. Bazı geceler
korkar, ara duvara serçe birkaç defa vurur. Annem de sanki mors alfabesiyle haberleşiyorlarmış
gibi duvara vurarak haberimiz oldu geliyorum mesajını verir. Dam
merdiveninden çıkıp onun dam
merdiveninden inerek yanına varır. Teskin
oluncaya kadar yanında kalır. Anama: "
Ölürsem kimsenin haberi olmaz, ölüm
içerde kalır, sesimi duymazsanız
damdan gelip yoklayın."" Diye de
tembih eder. Kimseye minnet borçlanmaz , kendi yağıyla kavrulurdu.
Evimizi sağ duvar
komşusu çulfa Panoların Halil Emmi"ydi.
Ahırında kurulu üç tane el dokuma tezgahı vardı. Çalışırken tak ,şak diye tezgahının sesi gelirdi.
Bu eğrilen iplerden, damalı, mavrım,
alaca tabir edilen kumaşlar dokunurdu.
Bu kumaşlardan iç çamaşırı, yatak, yorgan astarı yapılırdı. Bu kumaşlar
çok dayanıklı sağlam
kumaşlardı. Belki eski Maraş evlerinde kalıntısı da vardır. Halil Emmi
çok yumuşak başlı bir adamdı. Tezgahtan çıkıp
camiye falan gitti mi tezgahlar oynamak için sokağın haylazlarına kalırdı. En çok da
tezgahların çukurlarında saklambaç oynardık.. Evlerin kapıları
Sokağın haylazları için kapalı olmazdı. İstediğimiz gibi
girer , çıkar, oynardık. Eş, dost, komşu hatırı gütmek çok üst düzeydeydi.
Bu dokunan
kumaşlar tezgahtan çıktıktan sonra
kullanılacak özellikte değildi. Terbiye edilmeleri lazımdı. Mahallemizde
çiftçilik yapan , öküzleri ve sığırları olan
iki aile vardı. Bunlardan biri
Kösenazarlar, diğeri de mibadil Abdurrahman Ağaydı. Onlardan bol miktarda
mayıs( sığır dışkısı) alınırdı. Bunlar
büyük teştlere(büyük bakır leğen) konur. Su ilave edilerek bulamaç haline getirilir. Bu bulamacın içine bu
kumaşlar banılır. Bu bulamacın içinde on ,on beş gün bu kumaşlar bekletilir.
Kumaşlar bembeyaz ağarır. Bu olayı tahlil ettiğimizde sığır dışkısındaki ozon gazının etkisiyle
olduğu gerçeğine varıyoruz.
Bu kumaşlar, en
yakın akarsu olan Deliklitaş"a taşınır. O bol suda tokaçlana , tokaçlana
yıkanır. Şeritler halinde güneşe serilip kurutulur, tekrar yıkanır. Deliklitaş"taki bu su
Pınarbaşı"nın Büyükgöz"ünün suyudur. Sütçü
İmam mahallesinden tünel açılıp düşüş elde edilerek hidroelektrik santralı
kurulmuş. Ayrıca bu suyun üzerinde faal Cirlok(ağustos böceği) değirmeni ve
Haznedarlı su değirmenleri vardı. Bu su, Pınarbaşı"ndan başlayarak, ovaya kadar bahçeleri sulardı.