Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, biz doğru olanı söylemek ve doğrunun yanında yer almak zorundayız, hem de her zaman. Kur"an"dan ve Peygamber Efendimizin hayatından haberi olmayanların, tam anlamıyla doğru işler yapması çok da mümkün değildir. Çok samimi olurlarsa şayet, asıl yönlendiren belki doğru işlere yönlendirir, ona bir sözümüz olamaz elbette. Ama genelde, bilmeden doğru işler yapmak imkânsız denecek kadar zordur.
Şimdi, günümüzün icraatlarına baktığımızda sözünü ettiğimiz yöntemsizlikten dolayı işlenen yanlışlıkları daha rahat görebiliriz. İşte Asr-ı Saadetten bir örnek, hem de çarpıcı bir örnek. Yalnız burada başka bir hataya düşmemek gerekir. Kur"an-ı Kerim"de anlatılanlar, daha çok bizi ilgilendirmektedir, işin bu yönüne dikkat etmekte fayda vardır, tabi kendimiz için. Dolayısıyla Peygamber Efendimizin yaşadığı şu olay, daha çok bizleri ilgilendirmektedir ve bizleri uyarmaya yöneliktir.
Bugünkü ifadeyle kendilerini elit görenlerden bir grup, Peygamber Efendimize gelmişlerdi. Peygamber Efendimiz, gariban mü"minlerle birlikte oturuyorlardı. Bu topluluk, garibanları bir peygamberle veya bir peygamberin böyle gariban kişilerle oturuyor olmalarını garipsemişler ve bu durumdan hoşlanmamışlardı. Hâlbuki arada çok önemli bir ayrıntı vardı; o garibanlar gerçeği görmüşler, Allah ve Resulüne tam olarak gönülden bağlanmışlardı, kendileri ise daha o aşamayı geçememişlerdi. Ancak kendilerindeki bu eksikliği göremiyorlar, bu yüzden de garibanları küçümsüyorlardı! Onlar öyle görseler de Allah"ın değerlendirmesi; " Şunu unutmayın ki Allah"ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada (Allah"ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olanınızdır "(Hucurat 49/13) şeklinde idi ve öyledir de.
Bu kibirli grup Hz. Peygamberin yanına gelince garipler kenara çekilmişlerdi, buna rağmen onlar: "Bize özel bir meclis tahsis etmeni istiyoruz, ta ki Araplar bizim üstünlüğümüzü fark etsinler. Sana Arap heyetleri geliyorlar. Bizi, bu kölelerle birlikte görmeleri zorumuza gider. Biz sana geldiğimizde, onları yanından uzaklaştır. Bizim işimiz bitince istersen onlarla birlikte oturabilirsin." demişlerdi.
Peygamber Efendimiz, onların bu isteklerine razı olmuştu. Ancak onlar bununla yetinmemişler, daha da ileri giderek bu uygulamanın mutlak yapılacağına dair yazılı bir belge istemişlerdi.
Garipler bir kenarda oturuyorlarken diğer tarafta belge yazılması için hazırlık yapılıyordu ki Cebrail şu ayeti getirdi:
"Rablerinin rızasını umarak, akşam sabah O"na yalvaranları kovma! Onların(fakir mü"minleri senin yanında görmek istemeyen o Müşriklerin) hesabından sen sorumlu değilsin, senin hesabından da onlar sorumlu değildirler. Şayet onları yanından kovarsan zalimlerden olursun." (En"âm,6/52)
Olayın ravisi diyor ki; "Bunun üzerine biz Resulullah"a yaklaştık, dizlerimizi onun dizine bitiştirdik. Allah Resulü bizimle bu şekilde oturuyordu. Bir ara kalkmak istedi ve kalktı, bizi yalnız bıraktı. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: "Ve Rablerinin rızasını arzu ederek, sabah akşam O`na yalvarıp yakaran kimselerle birlikte olmaya devam et! Dünya hayatının çekiciliğine aldanıp da sakın onları gözden çıkarma! Ve ayartıcı arzularına uyarak, işi gücü aşırı uçlarda dolaşmaya döktüğü için kalbi kendisini, zikrimize karşı duyarsızlaştıran kimselere de uyma!" (Kehf 18/28)
Bu olay ve buna bağlı gelişmeler Rasulullah Efendimizin Yüce Allah"ın ikazına muhatap olduğu nadir hadiselerden biridir.
Burada şunu görmek ve iyi anlamak gerekir; herkes mutlaka doğru ve Allah katında muteber olan işler yapmalı ve doğru davranışlarda bulunmalıdır. Böyle yapmayanları Yüce Allah, Peygamberimizin şahsında, zalimlerden olunacağı ikazı ile dikkatli davranmaya davet etmiştir.
Her kim ki marifeti kişinin samimiyetinde değil de Allah katında hiçbir değeri olmayan dünyalıklarda görürse, kendi elleriyle belaya talip olmuş olur. Hâlbuki onlara o nimetleri kim vermiştir, bir düşünmek gerekmez mi?
Özellikle siyaset, nerede ki hiçbir birikimi olmayan kişilerin çoğunlukta olduğu, yararlı olabilecek, doğru yorumlar yapabilecek kişilerin dışlandığı platformda yürütülmekte değil midir? Üstelik, ayet-i kerime; " Şayet onları yanından kovarsan zalimlerden olursun." uyarısında bulunuyorken!
Şimdi, neden zaman zaman problemlerle karşılaştığımızı anlayabiliyor muyuz acaba? Başkalarını suçlamak, kişiler için en kolay olan iştir ama marifet, gerektiği zaman kişinin kendisini de yargılayabilmesindedir.
Bizim işimiz öncelikle doğru iş yapmak olmalıdır. Doğru iş yapanların zarar gördüklerini gören var mıdır, şahsen ben görmedim! Doğru iş yapmak isteyenler de öncelikle bilgi sahibi ve birikimli olmalıdırlar.
Hepimizin sorumluluğu olduğunu ve doğru iş yapmanın gerekliliğini inşallah daha çok hatırlar ve unutmayız.