Kahramanmaraş Dosyası 50

Yakın bir zamanda, arkadaşım Yılmaz Akçakale"nin bürosunda yine yakın tanıdığım fakat uzun zamandan beri görmediğim dostumuz birisi ile karşılaştım. Sohbet sırasında o bize; Birçok konuda dikkatli davranmaya çalıştığını ancak kul hakkı konusunda yakın zamana kadar yeterli bilgiye sahip olamadığını, bu sorumluluğu daha yeni öğrendiğini belirttikten sonra; "Büyüklerimizden belki çok şeyler öğrendiğimiz halde bu konuda sanki gerekli sözleri hiç duymamışım, ya da onlar bu konuda bize gerekli bilgileri vermemişler, belki onlar da bilgi sahibi değillerdi, bu da beni çok rahatsız ediyor." gibisinden sözler söyledi.

O kişiyi dinlerken bir kere daha anladım ki şu toplumda en dindar bilinen kişilerin kahir ekseriyeti maalesef sorumluklarını gerektiği şekilde ya bilmemektedir, ya da yerine getirmemektedirler!

Bu yazı serisini aralıklarla yazdığım için tarihi not almıştım; 27.03.2015 tarihinde okunan Cuma hutbesinde, bugüne kadar hiç işlenmemiş bir konuda ve alışık olmadığımız bir üslupta  "Kamu Hakkı" konusu çok da güzel bir şekilde dile getirilmişti. Aynı gün, hutbenin araştırılıp bulunması ve dikkatli bir şekilde tekrar okunması ve incelenmesi gerektiğini ifade eden kısa bir yazı kaleme alarak Facebook"ta paylaşmıştım. Daha sonra EDE AJANS"ın da aynı konuyu kendi hesabında Facebook"ta dile getirdiğini gördüm.

Konu, dinleyenler üzerinde ne kadar etkili oldu onu bilemem ama bu konunun, ta derinlemesine, hiç değilse camilerde işlenmesinin gerekliliğine, sorumluluk açısından hem inanıyor hem de destekliyorum.

Haftaların parsellendiği ülkemizde hemen her kutlama konusu olan haftalar hakkında hutbeler dinlemekteyiz. Ancak kamu hakkı gibi insana sorumluluk yükleyen birçok konunun neden gündeme getirilmediğine, bu konularda neden hutbe irad edilmediğine bir anlam da veremiyorum. Geçirdiğimiz Berat Gecesinde, bir arkadaşın Facebook sayfasında bu konuyu gündeme getirircesine; "Beraat gecesinde, vaaz kürsüsünde,(beraatı anlatması gerekirken),mest üstüne meshin nasıl yapıldığını anlatan vaizin gözlerinden öpmek lazım..vesselam.." cümlesi zannederim epeyce okuyucusunu güldürmüştür! Bu kadar açık mecazÎ mesaj yüklü söze yorum yapmaya gerek yoktur zaten!

Dini duyarlılığın en zayıf olduğu zamanlarda bile bu toplumu bir arada tutan tek unsurun din olmasına rağmen Müslüman toplumlarda en çok sömürülen de dini duygular olmuştur. Siyasetten sosyal hayatın her alanına kadar, her grup ve topluluğun, etraflarındaki kişileri kendilerine bağlamak için yapıştırıcı unsuru olarak dini hassasiyetleri kullanıldıklarını bilmeyen varsa orada bir bilgi yanlışlığı ya da eksikliği var demektir.

Dinin esaslarının hakkıyla anlatılmadığı ve din esaslarının doğru anlatılması konusunda disiplinin sağlanmadığı her ortamda bir boşluk meydana gelecektir. Fizik boşluk kabul etmediğine göre bu boşluk bir şekilde ve birileri tarafından doldurulacaktır ve doldurulmaktadır da. Bu tür davranışlar ise insanlar üzerinde güven kaybına sebep olmaktadır.

Yapılması ve yapılmaması gerekenler konusunda da insanları bağlayan en etkin unsur yine dindir.

Kamu hakları, bir şekilde kul hakkı sayılmaktadır. Bu bakımdan ben de inanıyorum ki kul hakkı konusunu mutlaka herkes çok iyi bilmelidir ancak diğer insanlardan daha fazla yöneticiler bilmelidirler. Çünkü yönetme sorumluluğu olmayanlar kendi nefislerinden sorumludurlar yani kendileri üzerlerine kul hakkı geçirmemekle yükümlüdürler. Şahsı dışında sorumluluk taşımayanlar açısından üzerlerine kul hakkı geçirmemek şahsî bir görev ve sorumluluk iken yöneticilerin hem kendileri hem de işlerini yönetme sorumluluğunu aldıkları kişilerin haklarını en ince detaylarına kadar koruma sorumluluk ve görevleri vardır. Bu bakımdan, bu kadar sayıca fazla insanın hakkını korumak kolay bir iş değildir. Birilerine verilen bir imtiyaz (ayrıcalık), o kentin, hâlihazırda yaşayan ve gelecek zaman insanlarının hakkını koruyamamak anlamına gelir. Bir kişiyi memnun etmek için onca insanın vebalini yüklenmek uçuk bir harekettir, bu asla cesaret de değildir, iyilik hiç değildir.

Yöneticiler, yönetici olmakla insanlar üzerinde otorite kurmayı değil, yönetimini üstlendiği kişilerin işlerini, doğru ve adil bir şekilde yönetme sorumluluğunu üzerlerine almış olmaktadırlar. Bu yüzdendir ki; yönetim işi bir sanattır, hem de başka sanatlara benzemeyecek derecede ayrıcalıklı bir sanattır, yönetim işi sorumluluk açısından ise ateşten bir gömlektir. Belki bu yüzdendir ki Peygamber Efendimiz (sav), hiçbir gölgenin bulunmadığı bir gün olan kıyamet gününde, arşın gölgesinde gölgelenecek seçkin insanları sayarlarken ilk sırada adaletli devlet reisini saymışlardır.

Bu ayrıntının genelde göz ardı ediliyor olması, çoğunlukla huzursuzluklara sebep olur ama her ne hikmetse çok önemli olan bu hususa pek de dikkat edilmez, dikkat etmeye çalışanlar da bir şekilde kısa zamanda dışlanırlar. Sadece bu mu, elbette ki toplumun sıkıntıları, bu ve benzeri durumlardan ibaret değildir.

Yönetilenlerin o kadar çok hakları ihlale uğramaktadır ki bunlar saymakla bitecek cinsten değildir. Bu seri yazının birkaç bölüm öncesinde de yazmıştım;  Kaldırım, hatta yol işgallerinden dolayı zarara uğrayan insanların yanında işkence çeken insanlar bile vardır. Peki, bir kişi için gösterilen imtiyaz ya da kişinin tamamen kendi hatası ve ayıbı bile olsa yaptığı işgalden dolayı o bir kişi için diğer insanların uğradıkları haksızlıklardan doğan, bu kadar büyük bir vebali üstlenmek bir şeye değer mi?

Daha birkaç gün önce, Yorum Gazetesi"nde; iş yoğunluğundan ve eleman azlığından söz edilerek; "Vatandaşlarımız, kaldırım işgallerini bize ihbar etsinler." gibi bir ifade gördüm. Benim kişilerle bir işim yoktur, onun için de ifadenin kime ait olduğunu belirtmiyorum. Kahramanmaraş Büyükşehir olmakla bir İstanbul olmamıştır. Kentimizin bütün alanı İstanbul"un bir ilçesi bile değildir.  İş yapmak isteyen her şartta bir fırsatını bulur. İşleri vatandaşlara havale etmek anlamına gelen bu tür davranışlara halk arasında; şark kurnazlığı, ya da köylü kurnazlığı denir. Hâlbuki vatandaş bu işlerin nereye uzanacağını artık bilmektedir.

Böyle durumlarda görevli gider, güya kendisini korumaya alarak ihbar edenin adını verir, bu da toplumda gerginliğe sebep olur. Vatandaş bunu artık çok iyi bilmektedir. İşler biraz, görev alıp sorumluluk almamaktan, biraz da bu tür davranışların getirdiği sıkıntılardan karmaşıklaşmaktadır. Bunu, yakın zamanda bu işlerin içerisinde bulunmuş birisi olarak söylüyorum. Dedim ya ben az çok bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilirim. Yapması gereken görevi, kendisinden istediğiniz personel kenara çekilir, sonra da yönetici ile halkın arasını açar. Kimi personelin, işini yaparken; "Biz gelmek istemedik ama ne yaparsınız, biz de emir kuluyuz, Nedim Bey bizi gönderiyor, biz de mecburen geliyoruz." benzeri sözler söylediklerini, o anda orada müşteri olarak bulunup da bu konuşmalara şahit olan arkadaşlarım beni uyarmak için aktarmışlardı, hem de kaç kere! Kardeşim, yasa ya da yönetmelikle senin çalışma alanın ve çalışma şeklin belirlenmiştir, sen bu işi yapmayacaksan neden o görevde bulunuyorsun ki o zaman?

Yine birkaç gün önce Yorum Gazetesi"nde gördüm; vatandaşın biri kaldırımların çok yüksek olduğundan, inip çıkmakta zorlandığından şikâyet ederken, yaşlılığını da ifade ederek işgallerinden dolayı kaldırımlarda rahat yürüyemediğini de şikâyetlerine eklemiş. Al, işte vatandaş açıkça ihbarda bulunmuş.

Daha Ramazan"ın ilk akşamı, bırakın kaldırımı, işyerinin mallarıyla, vatandaşların arabalarıyla işgal ederek işlemez hale getirdikleri yolu polis güçlükle trafiğe açtı. Onu da yine insaflı bir vatandaş ihbar etmiştir belki. Allah göstermesin o anda, o karmaşa içerisinde, istenmediği halde bir kaza olsa bunun sorumlusu kim olacaktır? Oturup herkesin sakin kafayla bir düşünmesi gerekir. Birilerinin haksızlığını örtbas ederek doğru işler yapılmaz. Vatandaşın hakkını korumak yönetimde olanların birinci görevdir.


M. Nedim Tepebaşı

24.06.2015 15:54:07


Başkan Gül'den YENAD'a Ziyaret

Başkan Çetinkaya’dan Gazetecilere Anlamlı Buluşma

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 2025 yılı değerlendirmesi

Zuhal Karakoç’un 2025 Performansı

KSÜ Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut AK Atandı

Başkan Muzaffer Çil, yeniden adaylığını açıkladı

“Bir Kardeşlik Hikâyesi” Sergisi Gaziantep Panorama Müzesinde Sanatseverlerle Buluşuyor

Elbistan’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Esnaftan Örnek Duruş

Türkiye’nin UNESCO Tescilli Tek Masal Anlatıcısı Fatma Önkol Konuşuldu

Karatutlu: “Çevre Bakanı Murat Kurum’a Söyledim: “Deprem Uyardı, Raporlar Uyardı… Dinlemediniz.”

Kahramanmaraş’lı Minik Dâhiden Dünya Birinciliği

Afşin ve Göksun’da Miniklere Özel Tiyatro Gösterisi

Kır Ailesinin Acı Günü

Kasım’da Dermankart’lı Ailelere 23 Milyonu Aşan Destek Ödemesi Yapıldı

KSÜ Kampüs Kablosuz Ağ Altyapısı Genişletildi

Goalball’da Gümüş Zafer

Ampute Futbol Türkiye Kupası Finali Kahramanmaraş’ta!