Başkan yardımcısı olarak göreve başladığım ilk günler denilebilecek bir günde, Ulu Cami ile Taş Mescid arasındaki alandan geçerken, havuzun etrafında oturan kişiler dikkatimi çekmişti. Daha önceleri, defalarca o alandan geçtiğim ve bazı insanların orada oturduklarını da defalarca gördüğüm halde, belki de elimden gelecek bir şey olmadığı için bu defadaki algıladığımı daha önce algılayamamıştım. Kendi kendime:" Bu insanlar yaz günlerinde burada oturuyorlar, arkadaşlarıyla burada buluşuyorlar, vakit geçiriyorlar, peki kış günlerinde bu insanlar acaba nereye gidiyorlar, nerede ve nasıl vakit geçiriyorlar?" diye sordum. Hele bir de ihtiyarlığın verdiği komplekse kapılmışlarsa, hele bir de huysuz bir gelinin evine sığınmak zorunda kalmışlarsa, parasız pulsuz iseler bu kişilerin sıkıntıları kat be kat artacaktır.
Şekerdere Bulvarı üzerinde
bulunan Belediye Sosyal Tesisleri, o zaman düğün salonu olarak kirada idi.
Birinci kat diye bilinen salonun altındaki ne bodrum, ne de zemin denilecek bölümün
"Yaşlılar Dinlenme Salonu" olarak kullanılabileceği o anda aklıma geldi. İlgili
arkadaşlara o yerin durumunu sordum, kiracılar tarafından, düğüne gelen aileler
için "Çocuk Oyun Salonu " olarak kullanıldığını öğrendim. Salon, o günün
şartlarında çok cüzi bir bedelle kiraya verilmiş. "Kira sözleşmesine göre boşaltılma imkânı var
mı?" diye sordum."Boşaltılabilir" cevabını alınca derhal işlemlere başlanmasını
söyledim. Kiracı firmanın da muvafakati ile salon kısa zamanda boşaltıldı,
bakımı ve onarımı, boyası yapıldıktan sonra televizyonu, kitaplığı, oturma
gurupları gibi mefruşatla donatılarak benden sonra ne maksatla yapıldığını
bilemediğim adına "Şehr-i Nimet" ilavesi yapılan Gıda Bankasının şimdi faaliyet
gösterdiği yerde "Yaşlılar Dinlenme
Salonu"nu hizmete açmak nasip oldu.
Salon bünyesinde bir mescid ve
çay ocağı da yaptırmıştık.
Sıkça uğradığım bu salonda bir
gün, tıraşları gelmiş kişiler dikkatimi çekti. Belki tıraş olacak paraları
yoktur diye düşündüm. İlgili arkadaşa (onu da buradan rahmetle anıyorum),hizmet
alımı şekliyle bir berber almasını, bu iş için bir de yer yaptırmasını
söyledim. Bu işler kısa sürede tamamlandı. Artık berberimiz de vardı, kim
gelirse, tıraşları ücretsiz yapılıyordu. Sıra banyo işine gelmişti. Mülkiyeti
Belediyeye ait tarihi Çukur Hamam"ın işletmeciliği kiraya veriliyordu. Hamama
gitmek isteyenlere fiş veriliyor, bedeli kirasından mahsup edilmek üzere hamama
gönderiliyordu. Çay, tıraş, hamam ücretsiz, sabahları da hemen bitişikteki
aşevinde kahvaltı ücretsiz olarak hizmete sunulmuş oldu. Sorumluluğu olan
kişilerin, bir nebze de olsa
sorumlulukları böylece hafiflemiş oldu.
Çaresizlere çare olmak bir
bakıma belediyelerin görevi olmasının yanında bu hizmetler belediyelere daha
çok yakışmaktadır. Bizim halkımızın; yoksul, aciz kişilere;"Sana belediye
baksın.",ya da herkesten ümidini kesmiş olan kişilerin;"Ölürsem nasıl olsa
cenazemi belediye kaldırır." demelerinden, öteden beri belediyelerin böyle bir
görevinin olduğunu ya da halkın belediyelere böyle bir görev biçmiş olduğunu
anlamaktayız.
80li yıllarda belediyelere
Gıda Bankası kurma yetkisi verilmiş, daha sonra bu, Büyük Şehir Belediyelerine
özel hâle getirilmişti. Değişen Yerel Yönetimler Yasası ile belediyelere
tekrardan Gıda Bankası kurabilme yetkisi verildiğinde, meclis üyesi ve başkan
yardımcısı sıfatıyla hemen sıcağı sıcağına, Gıda Bankası kurulması için konuyu
Meclis gündemine getirdim. Teklif onaylandı. Gıda Bankası kuracak yer aramaya
başladım ama nafile. Meclisten onay çıktı ama destek verilmesi gereken yerden destek
alamıyordum. Burada anlatmayacağım bir bakış farklılığı vardı. Bu tür işlerde
şahsen benim tercihim, yapılmasında bir noktada zorunluluk olan işlerin,
düzenli yürümesi ve devamlılığı için resmi kurumlar, özellikle de belediyeler
tarafından yapılması yönündedir."Elden gelen öğün olmaz, olsa da vaktinde
olmaz." özdeyişi bir tecrübeyi ifade etmektedir. Bu işin esprisi de asıl
itibarıyla budur.
Nihayet şu andaki Mehmet Akif
Kültür Merkezi"nin sahne arkasındaki geçiş yerine Gıda Bankası açılması için
Başkan Bey"e teklifte bulundum. Orasının uygun olmayacağını ben de biliyordum
ama başka bir yer de yoktu, yani bu teklifi bilinçli yaptım ve Kültür Merkezi
faaliyete geçeceği zamanda derhal boşatacağımız sözü ile olur aldım.
Burada yeri gelmişken bir
saplantı yapacak olursam; Kültür Merkezi inşaatının bir an önce bitirilmesini
mübalağasız ben daha çok arzu ediyordum. 2002 yılı bütçe görüşmelerinden önce
Kültür Merkezi inşasının tamamlanması talebimi bizzat ilettim. O günkü parayla
milyarlar harcanan bina, eksikleri tamamlanmadığı için çürümeye terk edilmiş
gibiydi. Binanın bodrumuna Aşevi yapmak için teşebbüs ettiğimizde bodrumun yarı
yerinden fazlasının su ile dolu olduğunu gördük. Görevli arkadaşlar günlerce
tahliye ve kanal bağlantısı işi ile uğraşmışlardı.
Başkan Bey"den binanın
tamamlanması sözünü aldım. Ancak bütçe görüşmelerinde kültür merkezi binası
için yüz milyon lira yani bugünkü parayla sadece yüz lira ödenek konulduğunu
görünce moralim bozuldu. Başkan bana baktı ve :"Söz veriyorum, önümüzdeki yıl burayı
tamamlayacağım." dedi, fakat ben belediyeden ayrıldıktan dört yıl sonra bina
hizmete açıldı. Bu gecikmede Kültür Bakanlığı"na ait Necip Fazıl Kültür
Merkezi"nin kullanım hakkının, belirli şartlarda belediyeye verilmesinin de
etkisi oldu.
Bir kentin sosyal alanda
gelişmesine kültür merkezlerinin çok önemli katkıları vardır. N.Fazıl Kültür
merkezi belediyeye devredildikten sonra program yapmak için gelen talepler
bunun açık bir göstergesi idi.Kimsenin uğramadığı Kültür Merkezi her gün dolup
taşıyordu.
Necip fazıl Kültür Merkezi
kapasite itibarıyla biraz küçük olmasına rağmen güzel planlanmıştır. Ancak
Mehmet Akif Kültür Merkezi için aynı sözü söylemek mümkün değildir. Biz, Necip
Fazıl Kültür Merkezi"nde neler yapmadık ki? Ebru Sanatı Atölyesi, takı tasarım,
aba ve kilim dokuma, karakalem, yağlı boya resim kursları, konservatuar,
konservatuarın eklentisi olarak enstrüman kursları, Türk Sanat Müziği, Halk
Müziği, Tasavvuf Müziği kursları ve bunların her birinde karma, kadın, çocuk
koroları, tiyatro çalışmaları, 08.00- 23.00 saatleri arasında hizmet veren
kütüphane, ücretsiz internet hizmeti, kafeterya, Kahramanmaraş el sanatlarının
sergilenmesi, erkek ve kadınlar için ayrı birer mescid gibi projelerin hepsini
Necip Fazıl Kültür Merkezi binası içerisine sığdırmıştık. Küçük de olsa bir
otoparkı ve geniş denilebilecek bahçesi ile Necip Fazıl Kültür Merkezi güzel
bir konuma sahiptir.
Mehmet Akif Kültür Merkezi"nde
bunların yapılabilmesi hiç de mümkün değildir. Kimse kusura bakmasın, bir defa
yer seçimi uygun değildir. Yolun içerisi denilebilecek bir yer kültür merkezi
yapımı için hiç uygun da değil, doğru da değildir. Öyle mi olması gerekirdi?
Bir otoparkı bile yoktur. Aday adayı olduğum sırada ilk defa girdiğim bu
salondaki mescidi görünce bir defa daha içim sızladı. Belediyenin o kadar çok
ve güzel yerlerde arsaları mutlaka olmuştur. Neden böyle masraflı ve kullanışlı
olmayan bir yer seçilmiştir, onu bilemiyorum ve yorum da yapmıyorum. Hâlbuki
yapılan bir işi en güzel bir şekilde yapmak insana çok yakışacaktır çünkü
insanın kendisi o mükemmel yaratılışı ile güzel bir örnektir. Yine de biz
binanın eklentilerinden en azamî derecede yararlanma yoluna gitmiştik.
Binanın bodrumunu Aşevi olarak
hizmete açtık. Aşevinde o zaman, günlük 500 kişilik, iki gün peş peşe değişik
türde çorba çıkıyor, üçüncü gün aynı miktarda kahvaltı veriliyordu.O zaman,daha
çok görevli arkadaşlarımız, bazı
kişilerin kahvaltıya geliyor olmalarına yönelik eleştirilerde bulunuyorlardı.
Mesela;"Adam arabasıyla geliyor, burada kahvaltı yapıyor!" deniliyordu. Öyle
olsa bile bir kişinin yanlış hareketinden dolayı diğer ihtiyaç sahipleri,
çaresizlikleri ile kendi başlarına mı bırakılmalıydı? Sonra o, arabayla gelen
adamın veya durumu iyi denilen adamın iç durumu ile ilgili kim ne biliyordu ki?
Adamın bindiği araba belki emanet, belki patronunun, belki adamın kalabalık
nüfusu var, eline geçen parayı aile geçimine yetiştiremiyor, belki o an için aç
ve de parası o anda yok. Arabası olsa bile parası o anda yoksa adam bir yemek
için o anda arabasını mı satsın! Bunların hepsi ya hizmetleri engellemeye
yönelik ya da kıskançlık veya sağlıklı düşünememenin mahsulüdür. Bir kentte aç
olarak akşamlayanlar ya da sabahlayanlar varsa, bizim inancımıza göre o kentin
başta yöneticileri olmak üzere varlıklı kişileri vebal altındadır. Bu tür
işlerin yürütülmesinde baş sorumlu ve baş yetkili de belediye yönetimidir.
Aşevi yaptığımız yerin arka
kısmında bulunan yeri malzeme deposu yaptık. Binanın dış tarafına eklentili
bodrumu da Öğrenci Çamaşırhanesi yaptık.
Bir öğrenci için çamaşır
yıkamanın ne kadar zor olduğunu en iyi bilenler öğrencilerdir. Biz de
çamaşırhanenin açılışını;"Siz derslerinize çalışın, çamaşırlarınızı biz
yıkayalım!" sloganıyla öğrencilere duyurduk. Üniversite öğrencilerine hizmet
veren çamaşırhaneyi sadece bir görevli idare ediyordu. Otomatik yıkama ve
kurutma makinelerinde çamaşırlar yıkanıyor, kurutuluyor ve ütülenecek hale
getiriliyordu. Hemen orada ütü yapmak isteyenler için de her şey hazır ve
mevcuttu. İlk başlarda arkadaşlar, deterjan masrafı diye bir ücret alma teklifi
getirmişlerse de onlara:"Nehri geçip derede boğulmayalım." diyerek teklifi
kabul etmemiştik.
Öğrenciler bu hizmeti ne kadar
değerlendirirler bilemem ama ülkemizin geleceği için donanımlı insanların
yetişmesinde belki de ailelerden çok yöneticiler sorumluluk almalıdırlar.
Nesilleri yarınlara yetiştirme
yönünde çok konferanslar, nasihatler, açıklamalar dinledim, yazılar okudum ama
her ne hikmetse, geleceğe yönelik
donanımlı insanlar yetiştirme yolunda öyle çok da olumlu bir icraat şahsen
görmedim. Bundan 30-40 yıl öncesini bir düşünebilirsek,4-5 çocuklu veya daha
fazla sayıda nüfusu olan ailelerin evlerinde, öğrenci olan çocukların ders
çalışacakları özel bir yerlerinin olmadığı o zamanlar, hayalimizde
canlanacaktır. Yokluk, birçok ailenin yakasını bırakmadığı için bütün ailenin
bir odada, yer yatağında yattıkları günler unutulmuş olsa da, kocaman evlere
sahip olunmasına rağmen halen ailenin çocuklarını otel gibi barındırmanın
dışında, onlara huzur veren, onları kucaklayan mekânların olmayışı insanın
içini burkmaktadır.
Bizim mahallenin imamlarından
birisi, imam odasını, ders çalışmaları için mahallenin gençlerine açmıştı.
Bundan dolayı hem hoca efendinin hem de orada ders çalışan öğrencilerin başını
ağrıtanlar olmasına rağmen on metre kareyi geçmeyen o odadan ne insanlar
yetişmişti! Bunları gören, bilen ve yaşayan birisi olarak, imkân bulduğum ilk
anda, kentin resmi kütüphanesinde bu imkânı halkımıza sunmak istememize rağmen
gerçekleştirememiştik. Ancak belediyede yakaladığımız ilk fırsatta uygulamaya
koyduğumuz bu çalışma ile hâlâ böyle mekânlara ihtiyaç olduğunu gördük ve
anladık.
Bunları yaşarken dâhilî ve
hâricî ne kimseden bir destek gördüm ne de destek içerikli bir söz duydum, ne
de hiçbir zaman beklemediğim teşekkürü Bakanlık Müfettişleri dışında bir
kişiden işittim.
Belediye Başkan Yardımcılığı
yaptığım dönem içerisinde, kurumun rutin teftişlerinden ikisini gördüm ve en
yakınımdakiler görüp de görmezlikten gelseler de her iki teftişte de müfettişler,
çalışmalarımıza karşılık alenî olarak takdirlerini ifade etmişlerdir. Görev
yaptığım dönemde gerçekleştirmiş olduğumuz icraatların, bugüne kadarki
Kahramanmaraş Belediyesi tarihinde benzerlerinin yapılmadığını söylemede mahzur
var mı bilmiyorum! Hâlâ bu alanda yaptıklarımızın üzerine ilave olabilecek
ciddi çalışmaların yapıldığını zannetmiyorum.
İlimizdeki kütüphane sayısında
artış olması, geceleri ve tatil günlerinde, kurulan sistem üzerinden hizmet
vermeye devam ediliyor olması elbette ki güzeldir ancak işlerin kontrolsüz bir
şekilde yürütülüyor olması işin ciddiyetine gölge düşürmektedir. Bunlar ve
benzeri çalışmalar burada kalmamalı, kentimiz hatta ülkemiz ve evrensel
boyutta, insanların ve diğer canlıların yararına geliştirilerek ve genişletilerek
uygulanmalıdır. Mesela basit bir düzenlemeyle kütüphanelerin çalışma sistemi
Kültür Müdürlüklerine bağlı kütüphanelerde de uygulanmalıdır. Eğer bu sistem
halkın yararına ise ki bize ve gelen tepkilere göre halkın yararınadır, o zaman
neden örnek alınmamaktadır? Genel duruma bakıldığında bu işin hangi boyut ve
şartlarda yapıldığına dikkat bile edilmiyor demek ki. Bu iş başta gönül işi
olduğu gibi bir tecrübe işidir de. Belediyeler gibi diğer kurumların da bu
bilinçle hizmet ağını genişletmeleri gerekir.
Hangi durumdan kaynaklanırsa
kaynaklansın kentimize ilk kültür merkezi binasını Sabancı Ailesi yaptırmıştır.
Neden bir Sabancı Kültür Merkezi var kentimizde de hemşehrilerimizden birinin
okul yapımı ve cami yapımı dışında, herhangi bir isme bağımlı olmayan ilim ve
kültür hizmetlerine yönelik yatırımları yoktur? Burada şunu ifade edecek
olursak;bilinmelidir ki, bazı hizmet diye sunulan işler, ticarete yönelik
yürütülmektedir.
Kültür ve sosyal hizmetlerin
devlet desteği ile özellikle de belediye desteği ile yapılması hizmetlerin
sürekliliği ve verimliliği bakımından çok önemlidir. Bir işin sürekliliği ve
verimliliği biraz da işin sorumluluk bilinci ile yürütülmesine bağlıdır. Bunu
da ancak devlet kurumları, onların içerisinden de belediyeler yapmalıdırlar.
Bir işe başladığımızda, çalışma arkadaşlarımıza sürekli ;"Elinizi çabuk tutun,
bu işi bir an önce tamamlayın. Yaptığımız iş doğru ise, halkımız o işin
gerekliliğine inanırsa, o iş sürekli olur ve hizmeti daim olur!" demişimdir.
Aşevinden, öğrenci çamaşırhanesine,
enstrüman kurslarından meslek edindirme kurslarına kadar her bir hizmetin
hayata geçirilmesinden sonra şahsen ben, bu alanlarda ne kadar boşluklar
olduğunu, buralardan ailelere ne yükler bindirildiğini, bazı hizmetlerin ne
kadar önemli olduğunu gördüm ve anladım.
Velhasıl imkânsızlıklar
içerisinde, bütçenin elvermediği bir zamanda bunları ve daha bunlardan başka
çok önemli hizmetlerin planlamasını ve uygulamasını yaptık. Halkımızın parasını
iyi değerlendirip halkımıza hizmetler sunduğumuz için her şeye rağmen mutluyuz.