Kahramanmaraş Dosyası 11

Kısa bir süre Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"nde müdürlük yaptım. İnsan bazen işin içerisine girdiği zaman, bazen de dışarıda olduğu zaman farklılıkları görebiliyor. İşin doğrusunu bulabilmek ve yapmak bakımından, yerine göre işin içerisinde olmak, yerine göre de dışarıdan gözlemlemek gerekebilmektedir. Bu bakımdan, dışarıdan ve içeriden kişilerin görüşlerini almak, varsa tecrübelerinden istifade etmek ve istişare yapmak da oldukça önemlidir.

Bilirdim de orada yakinen gördüm ki bir işi, o işi seven kişiler yapmalıdır, ya da kişi işini severek yapmalıdır. Kütüphaneciliği ise üç işi birden seven kişiler yapmalıdır. Birincisi; insanları sevmeli, ikincisi; kitap okumayı sevmeli, üçüncüsü de okuyanları çok sevmelidir. Yine orada anladım ki genel uygulamaya göre mesai yapmak, bazı kurumlar dâhil kütüphanelerin doğasına uygun değildir.

Gündüzleri gelme imkânı olmayanların yararlanabilmeleri için Halk Kütüphaneleri çalışmalarını, genel mesai dışında sürdürmelidirler. Genel mesai uygulamasına göre çalışan kütüphaneler, sayıları çok az olan belirli kesim dışındakilere hizmet veremezler. Zaten kütüphanelere devam edenlerin arasında öğrencilerin sayıca ağırlıkta olması bunu göstermektedir. Öğrenciler de ders çalışacak daha iyi ve uygun bir ortam olmasından dolayı kütüphanede çalışmayı tercih etmektedirler.

Okuma oranın çok düşük olduğu ülkemizde, bu çalışma sistemiyle okuyan kişi sayısının artırılmasına katkıda bulunmak oldukça zordur. Bu düşünceden hareketle gece 23.00"e kadar kütüphaneyi açık tutma fikrimi görevli arkadaşlara söyledim. Onlar, kendilerince haklı mazeretler beyan ederek bu teklifime sıcak bakmadılar. Zaten kısa bir süre sonra da tayinim çıkmıştı.

Aradan geçen bir zamandan sonra belediyede göreve başladığımda, müdür iken uygulayamadığım bu projemi orada uygulama imkânı buldum. Kütüphanelerde mesaisi sabah saat 08.00"de başlayıp gece 23.00"e kadar devam ediyordu, hafta tatili de yoktu.. Belediye kütüphanelerinde halen bu uygulama devam etmektedir. Belki de bu uygulama Türkiye"de bir ilkti. Bunun ne anlama geldiğinin çok kişileri ilgilendirmediğini biliyorum. Ancak ben olması gerekenlerden ve geleceğe yönelik yatırımlardan söz ediyorum. Eğer göreve devam etmiş olsaydık bu çalışmanın bir ileriki safhasında Kahramanmaraş"ı kültürü ayağa kaldırıp Türkiye"de konuşulur duruma getirmek vardı. Bu bir aşamaydı.

Bu işleri yapmanın da kendine göre zorlukları vardır.

Bu çalışma sistemini yürütebilmek için birçok kurumda rağbet gören fakat verimlilik açısından oldukça tartışmalı bir yapıda işleyen hizmet alımı yöntemi ile eleman istihdam ettik. Adına şirket işçisi de denilen, hizmet alımı usulü ile çalıştırılan elemanları seçme şansınız olmuyordu."İşe göre adam bulma yerine adama göre iş ayarlama" bu olsa gerek. Gönderilen elemanlar, yaptırılacak işleri bilenlerden olmadığı için zorunlu olarak gelenler arasından nihayet en yatkın olanlarını seçerek işi yürütmeye çalışıyorsunuz. Bunda da verim öyle çok fazla olmuyor. Bu defa işin sağlıklı yürüyebilmesi için işi daha sıkı takip etme durumunda kalıyorsunuz.

Kitap dostu olanlara, okuyanlara ilk başta kütüphaneciler yakınlık, sevgi ve saygı göstermelidirler. Nasıl kendisine gelen misafirine, ev sahibinin yakın ilgi göstermesi medenî bir davranış ise ülkenin bu gününü ve yarınını şekillendirecek okuyucu kitlesine ilgi gösterilmesi de medenî bir davranıştır. Bu bakımdan; okumak, araştırma yapmak için gelinen kütüphanelere, ilgili kurumun daha fazla bütçe ayırmasında ve donanım yönünden kütüphanelerin yeniden dizayn edilmesinde zaruret vardır. Mademki belediyelerin bu konuda da yetkisi vardır, mademki belediyeler yerel yönetim sıfatına sahiptir, o zaman öncelikle en mükemmel şekliyle bu işi de belediyeler yapmalıdır.

Belediyeye ait kütüphanelerde ya ekonomik olsun diye, ya sağlam olsun da çocuklar zarar vermesinler diye, ya da okuyucular kale alınmadığından demir profilden yapılmış masa ve sandalyeler vardı. Bir insan özellikle soğuk havalarda, saatlerce bir demirin üzerinde nasıl oturabilir ki? Daha ilk başta ortaya konulan farklı bakış açısı ile okumaya karşı gösterilen tavır da kendini göstermiş oluyor.

Kütüphanelerde ilk icraat olarak demir masa ve sandalyeleri kaldırarak yerlerine ahşap masa ve sandalye yaptırdık. Sandalyelerin oturum kısmına da deri kaplama yaptırdık. Her iki kütüphaneye de yerin durumuna göre, alabildiğince bilgisayar yerleştirdik ve internet bağlantılarını kurdurduk, fotokopi ihtiyacını ücretsiz karşılanır hâle getirdik. Necip Fazıl Kütüphanesi belediyeye devredildiğinde 1570 olan kitap sayısını kısa sürede 35 000"e,Saçaklızade Kütüphanesi"nin 2 500 olan kitap sayısını da 8 000"e çıkardık. Proje itibarıyla binalar kitap sayısını artırmaya elverişli olmadığından özellikle Namık Kemal Saçaklızade Kütüphanesi için daha fazla kitap alımı yapamadık. Buna rağmen buralardan sorumlu arkadaşlara;"Ne zaman kitap sayısı en az 100 000 olursa o zaman kütüphanecilik yapıyoruz diyebilirsiniz." demişimdir.

İster belediyeler, ister Kültür Müdürlükleri bünyesinde olsun faaliyet gösteren kütüphanelerde günün ihtiyacına göre yapılanmalara gidilmelidir. Ders çalışanlara, araştırma yapanlara, kitap okuyanlara ayrı salonların olması kütüphane ruhuna daha uygun olacağı kanaatindeyim. Aslında bunlar ta baştan dikkate alınmalı ve ona göre projelendirilmelidir.

Elbette ki kütüphanelerin sayısının artması iyidir. Ancak kütüphane vasfını taşıması da önemlidir. Kültür işi, tüccarlık işi değildir. Her taziye evinin üstüne bir kütüphane yapılması, doğrusu çok da uygun değildir.Her şeyden önce birbirlerine uyumlu değillerdir. Bu tür karmaşık işlerin hepsinde aynı zihniyet vardır; caminin altı ya tuvalet yapılır, ya lojman yapılır, ya da dükkân yapılır. Zeminde bunlardan biri yapıldığında camiye kaç basamaklı merdivenle çıkılacağı hesap edilmemektedir. Hastalar, yaşlılar, kadınlar, çocuklar, engelliler bu merdivenleri nasıl çıkacak diye düşünen bile bulunmamaktadır, bulunsa da kale alınmamaktadır. Kütüphane yapılır rafları koyacak yer olmaz, dinlenecek özel bir yeri bulunmaz. Hayatında belki de hiç kütüphaneye gitmemiş mühendisler kütüphane projesi çizerlerse, ilgisiz yöneticiler yapı tarifinde bulunurlarsa, hâliyle İbadet yapmak isteyenlere namazlarını kılabilecekleri doğru düzgün bir yer, okuyucuların dinlenebilecekleri, yorgunluklarını gidermek için bir çay, bir kahve içecekleri yer yaptırmak ya da hazırlamak akıllarına bile gelmeyecektir.

Necip Fazıl Kültür Merkezi"nde, gelenlerin oturup bir çay, bir kahve içebilecekleri, kütüphaneye gelenlerin acıkmaları durumunda açlıklarını giderecek aperatif yiyecekler bulabilecekleri bir yer yoktu. Bir gün, yaşlıca sayılabilecek birinin girişteki alanda sürekli dolaşması dikkatimi çekti. Adamcağız beni görünce tanıdı ve bana doğru gelmeye başladı. Konuşma sırasında niçin beklediğini sordum. Torunu kütüphaneye ders çalışmaya gelmiş, onu bekliyormuş. Ortalıkta oturacak yer yok, adamın oturması için sandalye istedim.

Kültür Merkezi bünyesinde bu tür ihtiyaçları karşılayacak bir kafeterya yaptırmayı planlıyordum ama uygun bir zaman bekliyordum. O gün, bu işi geciktirmenin doğru olmadığını anladım. Kısa sürede, halen çalışmakta olan kafeteryayı hizmete açtık. Her şey maliyetine sunuluyordu. Halen birçok arkadaşımın da oraya devam ettiklerini duyuyorum. Bir ara benden sonraki dönemdekilerin bir takım gerekçelerle kafeteryayı kapattıklarını duymuştum. İyi ki sonradan tekrar faaliyete geçirildi.

Bu tür işleri bir kısımlarının kabullenmesi oldukça zordur. Bir gün belediyede görevli arkadaşlardan birisi bana:"Size çok şaşıyorum, sizin gibi birisi spor ve benzeri çalışmalar gibi işlerle nasıl uğraşabiliyor?" demişti. Ben de ona:" Bu halkın çocuklarını internet kafe gibi tuzaklardan kurtarmak ya da korumak adına bir çalışmanız var mı?" diye sordum. O zaman bana hak verdi. Çünkü sizin sahip çıkmadıklarınız, başkalarının ellerinde kalır.

Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"nin de, Saçaklızade Kütüphanesi"nin de, Necip Fazıl Kültür Merkezi dolayısıyla kütüphanesinin de namaz kılacak bir yerleri yoktu. Hâlbuki insanın bulunduğu her yerde kişinin ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanması onların doğal haklarıdır.

Necip Fazıl Kültür Merkezi"nin ara katı sayılabilecek bir yerine, Saçaklızade Kütüphanesi"nin kalorifer dairesi yanına, Karacaoğlan Kütüphanesinin zeminine namaz kılacak yerler ayarladık. Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"ndeki yeri İlmî Eserler Kütüphanesi"ni yerleştirecek başka uygun bir yer bulamadığımız için o yeri İlmî Eserler Kütüphanesi"ne bırakıp namaz için başka uygun bir yer ayarlandı. Bir kısım insanların namaz fobisini bir türlü anlayamam. Namaz kılmanın, farklı düşüncede olanlara ne gibi bir zararının olduğunu çözebilmiş değilim. Bırakın adam namaz kılacaksa kılsın, ne okuyacaksa okusun, yeter ki başkalarının haklarına saygılı olsun, kendi iradesini başkalarına teslim etmesin!

Rahmetli Müftü Hafız Ali Efendi (Görgel)"nin kitaplarının başına epeyce işler geldi, kitaplar cemaatten cemaate el değiştirip durdu. Bu eşsiz kütüphaneye sahip olabilmek için gruplar arasında çok şiddetli mücadeleler verildi, yanlış bilmiyorsam mahkemelere gidildi. Nihayet zannederim sıkıyönetim ya da mahkeme marifetiyle kitaplar İl Kültür Müdürlüğü"ne devredildi.

Bu gelişmeler yaşanırken içerisinde mescid de bulunan Taşmedrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü kararıyla İl Kültür Müdürlüğü"ne tahsis edildi. Bu işlemden sonra İlmî Eserler Kütüphanesi kitapları Taşmedrese"ye taşındı.

Kütüphanede göreve başladığım ilk günlerdi, üniversite öğrencilerinden birisi, üzerinde çalışma yapacağı bir kitabı istemiş. O sırada kütüphanecimiz; "Taşmedrese"deki kitapları görmek ister misiniz?" dedi. Arkadaşlarla birlikte gittik. Kütüphanenin kapısı kilitli, ancak talep olursa, prosedür dahilinde talepler karşılanabiliyormuş.   Öğrencinin istediği kitap bulundu. Bu arada kitabı elime aldığımda kitabın nemlendiğini ve nemin etkisinden dolayı dokunmakla yazıların kısmen de olsa zarar gördüğünü fark ettim. Taşmedrese her nedense nemli bir yapıya sahip. Bunun üzerine o kitapları Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"ne nakletmeye karar verdik. Ne var ki ben ayrıldıktan bir müddet sonra, içersinde yazma eserlerin de bulunduğu kütüphane, yazma eserlerin Konya"da toplanması kararına binaen Kahramanmaraş"tan Konya"ya nakledildi. Böylece üzerinde fırtınalar koparılan bu eserler de elimizden gitmiş oldu. Gerçi Maraş, sahip olduğu değerlerin hangisini elinde tutabilmiştir ki?

Birebir insanlarla ilişkili kurumlarda yöneticilik yapanlar, başında bulundukları işin verimliliğini artırma ve geliştirme açısından, bir hazine arayıcısı gibi çalışmalıdırlar. Eskiden böyle kişiler az da olsa görülebiliyordu ama her geçen gün bunlardan mahrum kalmaya başladık.

Ben belediyeden ayrıldıktan epeyce bir zaman sonra Valimiz Niyazi Tanılır Bey ile bir tatil günü, bir yerde karşılaştık. Bir süre sohbet ettikten sonra Vali Bey bana:"Nedim Bey, siz bizim kütüphanede müdürlük yapmışsınız, belediyenin kütüphaneleri gayet güzel çalışıyor da bu çalışma sistemini neden Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"nde de uygulamadınız?"demişti. Bunun sebebini yukarıda anlattım!

Kamu alanında kullanılan yetkilerden bir kısmının kullanılış şeklinin nasıl, kullanım nedeninin neler olduğunu ve benzeri durumların bir kısımlarının içyüzünün bizlere kapalı olduğundan bilmiyoruz. Yetki sınırımız gereği onlardan haberimiz olmamıştır. Eğer bir yerde yetkisiz yetki kullanılmışsa, masum görüntü arkasında kurnazlıklar varsa, yapılanların vebali, söz konusu yetkiyi kullananı da, haksız talepte bulunanı da yani her iki cenahı da işledikleri haksızlıklar, er ya da geç ateş olup yakacaktır. Bu işler o kadar kolay değildir. Osmanlı padişahları, yapacakları işler için kadı"dan boşuna fetva istememişlerdir! Hazret-i Ömer, yerine oğlunu halife adayı göstermek isteyenlere boşuna, "Bir aileden bir kurban yeter!" dememiştir!

 Her kurumun kendine göre bir takım sıkıntıları ve zorlukları vardır. Yetki üstlenen kişi bunlara iki durumdan dolayı katlanır herhalde; ya gerçekten orada insanlara hizmet yapacağına, dolayısıyla Allah"ın rızasını kazanacağına inandığı için, ya da o makamın sağlayacağı maddi çıkar ve görsel iltifatın lezzetini yaşamak için. Birinci kategori zorluklarla doludur. O zaman ikincisini yaşamaya neden hevesli olunsun ki? Ama öyle değil işte! Hiç bir becerisi ve meziyeti olmayan bazı kişiler, maaşı yüksek kadrolara oturmak, bir yerlerde yetkili olmak için ne yollardan geçmektedirler. Halk, bu kişileri sırtında taşamaya neden mecbur bırakılıyor, anlamak mümkün değildir.


M. Nedim Tepebaşı

2.10.2014 00:00:00


Başkan Gül'den YENAD'a Ziyaret

Başkan Çetinkaya’dan Gazetecilere Anlamlı Buluşma

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 2025 yılı değerlendirmesi

Zuhal Karakoç’un 2025 Performansı

KSÜ Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut AK Atandı

Başkan Muzaffer Çil, yeniden adaylığını açıkladı

“Bir Kardeşlik Hikâyesi” Sergisi Gaziantep Panorama Müzesinde Sanatseverlerle Buluşuyor

Elbistan’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Esnaftan Örnek Duruş

Türkiye’nin UNESCO Tescilli Tek Masal Anlatıcısı Fatma Önkol Konuşuldu

Karatutlu: “Çevre Bakanı Murat Kurum’a Söyledim: “Deprem Uyardı, Raporlar Uyardı… Dinlemediniz.”

Kahramanmaraş’lı Minik Dâhiden Dünya Birinciliği

Afşin ve Göksun’da Miniklere Özel Tiyatro Gösterisi

Kır Ailesinin Acı Günü

Kasım’da Dermankart’lı Ailelere 23 Milyonu Aşan Destek Ödemesi Yapıldı

KSÜ Kampüs Kablosuz Ağ Altyapısı Genişletildi

Goalball’da Gümüş Zafer

Ampute Futbol Türkiye Kupası Finali Kahramanmaraş’ta!