Kısa bir süre Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"nde müdürlük yaptım. İnsan bazen işin içerisine girdiği zaman, bazen de dışarıda olduğu zaman farklılıkları görebiliyor. İşin doğrusunu bulabilmek ve yapmak bakımından, yerine göre işin içerisinde olmak, yerine göre de dışarıdan gözlemlemek gerekebilmektedir. Bu bakımdan, dışarıdan ve içeriden kişilerin görüşlerini almak, varsa tecrübelerinden istifade etmek ve istişare yapmak da oldukça önemlidir.
Bilirdim de orada yakinen gördüm ki bir işi, o işi seven
kişiler yapmalıdır, ya da kişi işini severek yapmalıdır. Kütüphaneciliği ise üç
işi birden seven kişiler yapmalıdır. Birincisi; insanları sevmeli, ikincisi;
kitap okumayı sevmeli, üçüncüsü de okuyanları çok sevmelidir. Yine orada
anladım ki genel uygulamaya göre mesai yapmak, bazı kurumlar dâhil
kütüphanelerin doğasına uygun değildir.
Gündüzleri gelme imkânı olmayanların yararlanabilmeleri için
Halk Kütüphaneleri çalışmalarını, genel mesai dışında sürdürmelidirler. Genel
mesai uygulamasına göre çalışan kütüphaneler, sayıları çok az olan belirli
kesim dışındakilere hizmet veremezler. Zaten kütüphanelere devam edenlerin
arasında öğrencilerin sayıca ağırlıkta olması bunu göstermektedir. Öğrenciler
de ders çalışacak daha iyi ve uygun bir ortam olmasından dolayı kütüphanede
çalışmayı tercih etmektedirler.
Okuma oranın çok düşük olduğu ülkemizde, bu çalışma
sistemiyle okuyan kişi sayısının artırılmasına katkıda bulunmak oldukça zordur.
Bu düşünceden hareketle gece 23.00"e kadar kütüphaneyi açık tutma fikrimi
görevli arkadaşlara söyledim. Onlar, kendilerince haklı mazeretler beyan ederek
bu teklifime sıcak bakmadılar. Zaten kısa bir süre sonra da tayinim çıkmıştı.
Aradan geçen bir zamandan sonra belediyede göreve
başladığımda, müdür iken uygulayamadığım bu projemi orada uygulama imkânı
buldum. Kütüphanelerde mesaisi sabah saat 08.00"de başlayıp gece 23.00"e kadar
devam ediyordu, hafta tatili de yoktu.. Belediye kütüphanelerinde halen bu
uygulama devam etmektedir. Belki de bu uygulama Türkiye"de bir ilkti. Bunun ne
anlama geldiğinin çok kişileri ilgilendirmediğini biliyorum. Ancak ben olması
gerekenlerden ve geleceğe yönelik yatırımlardan söz ediyorum. Eğer göreve devam
etmiş olsaydık bu çalışmanın bir ileriki safhasında Kahramanmaraş"ı kültürü
ayağa kaldırıp Türkiye"de konuşulur duruma getirmek vardı. Bu bir aşamaydı.
Bu işleri yapmanın da kendine göre zorlukları vardır.
Bu çalışma sistemini yürütebilmek için birçok kurumda rağbet
gören fakat verimlilik açısından oldukça tartışmalı bir yapıda işleyen hizmet
alımı yöntemi ile eleman istihdam ettik. Adına şirket işçisi de denilen, hizmet
alımı usulü ile çalıştırılan elemanları seçme şansınız olmuyordu."İşe göre adam
bulma yerine adama göre iş ayarlama" bu olsa gerek. Gönderilen elemanlar,
yaptırılacak işleri bilenlerden olmadığı için zorunlu olarak gelenler arasından
nihayet en yatkın olanlarını seçerek işi yürütmeye çalışıyorsunuz. Bunda da
verim öyle çok fazla olmuyor. Bu defa işin sağlıklı yürüyebilmesi için işi daha
sıkı takip etme durumunda kalıyorsunuz.
Kitap dostu olanlara, okuyanlara ilk başta kütüphaneciler
yakınlık, sevgi ve saygı göstermelidirler. Nasıl kendisine gelen misafirine, ev
sahibinin yakın ilgi göstermesi medenî bir davranış ise ülkenin bu gününü ve
yarınını şekillendirecek okuyucu kitlesine ilgi gösterilmesi de medenî bir
davranıştır. Bu bakımdan; okumak, araştırma yapmak için gelinen kütüphanelere,
ilgili kurumun daha fazla bütçe ayırmasında ve donanım yönünden kütüphanelerin
yeniden dizayn edilmesinde zaruret vardır. Mademki belediyelerin bu konuda da
yetkisi vardır, mademki belediyeler yerel yönetim sıfatına sahiptir, o zaman
öncelikle en mükemmel şekliyle bu işi de belediyeler yapmalıdır.
Belediyeye ait kütüphanelerde ya ekonomik olsun diye, ya
sağlam olsun da çocuklar zarar vermesinler diye, ya da okuyucular kale
alınmadığından demir profilden yapılmış masa ve sandalyeler vardı. Bir insan
özellikle soğuk havalarda, saatlerce bir demirin üzerinde nasıl oturabilir ki?
Daha ilk başta ortaya konulan farklı bakış açısı ile okumaya karşı gösterilen
tavır da kendini göstermiş oluyor.
Kütüphanelerde ilk icraat olarak demir masa ve sandalyeleri
kaldırarak yerlerine ahşap masa ve sandalye yaptırdık. Sandalyelerin oturum
kısmına da deri kaplama yaptırdık. Her iki kütüphaneye de yerin durumuna göre,
alabildiğince bilgisayar yerleştirdik ve internet bağlantılarını kurdurduk,
fotokopi ihtiyacını ücretsiz karşılanır hâle getirdik. Necip Fazıl Kütüphanesi
belediyeye devredildiğinde 1570 olan kitap sayısını kısa sürede 35
000"e,Saçaklızade Kütüphanesi"nin 2 500 olan kitap sayısını da 8 000"e
çıkardık. Proje itibarıyla binalar kitap sayısını artırmaya elverişli
olmadığından özellikle Namık Kemal Saçaklızade Kütüphanesi için daha fazla
kitap alımı yapamadık. Buna rağmen buralardan sorumlu arkadaşlara;"Ne zaman
kitap sayısı en az 100 000 olursa o zaman kütüphanecilik yapıyoruz
diyebilirsiniz." demişimdir.
İster belediyeler, ister Kültür Müdürlükleri bünyesinde
olsun faaliyet gösteren kütüphanelerde günün ihtiyacına göre yapılanmalara
gidilmelidir. Ders çalışanlara, araştırma yapanlara, kitap okuyanlara ayrı
salonların olması kütüphane ruhuna daha uygun olacağı kanaatindeyim. Aslında
bunlar ta baştan dikkate alınmalı ve ona göre projelendirilmelidir.
Elbette ki kütüphanelerin sayısının artması iyidir. Ancak
kütüphane vasfını taşıması da önemlidir. Kültür işi, tüccarlık işi değildir.
Her taziye evinin üstüne bir kütüphane yapılması, doğrusu çok da uygun
değildir.Her şeyden önce birbirlerine uyumlu değillerdir. Bu tür karmaşık
işlerin hepsinde aynı zihniyet vardır; caminin altı ya tuvalet yapılır, ya
lojman yapılır, ya da dükkân yapılır. Zeminde bunlardan biri yapıldığında
camiye kaç basamaklı merdivenle çıkılacağı hesap edilmemektedir. Hastalar,
yaşlılar, kadınlar, çocuklar, engelliler bu merdivenleri nasıl çıkacak diye
düşünen bile bulunmamaktadır, bulunsa da kale alınmamaktadır. Kütüphane yapılır
rafları koyacak yer olmaz, dinlenecek özel bir yeri bulunmaz. Hayatında belki
de hiç kütüphaneye gitmemiş mühendisler kütüphane projesi çizerlerse, ilgisiz
yöneticiler yapı tarifinde bulunurlarsa, hâliyle İbadet yapmak isteyenlere
namazlarını kılabilecekleri doğru düzgün bir yer, okuyucuların dinlenebilecekleri,
yorgunluklarını gidermek için bir çay, bir kahve içecekleri yer yaptırmak ya da
hazırlamak akıllarına bile gelmeyecektir.
Necip Fazıl Kültür Merkezi"nde, gelenlerin oturup bir çay,
bir kahve içebilecekleri, kütüphaneye gelenlerin acıkmaları durumunda
açlıklarını giderecek aperatif yiyecekler bulabilecekleri bir yer yoktu. Bir
gün, yaşlıca sayılabilecek birinin girişteki alanda sürekli dolaşması dikkatimi
çekti. Adamcağız beni görünce tanıdı ve bana doğru gelmeye başladı. Konuşma
sırasında niçin beklediğini sordum. Torunu kütüphaneye ders çalışmaya gelmiş,
onu bekliyormuş. Ortalıkta oturacak yer yok, adamın oturması için sandalye
istedim.
Kültür Merkezi bünyesinde bu tür ihtiyaçları karşılayacak
bir kafeterya yaptırmayı planlıyordum ama uygun bir zaman bekliyordum. O gün,
bu işi geciktirmenin doğru olmadığını anladım. Kısa sürede, halen çalışmakta
olan kafeteryayı hizmete açtık. Her şey maliyetine sunuluyordu. Halen birçok
arkadaşımın da oraya devam ettiklerini duyuyorum. Bir ara benden sonraki dönemdekilerin
bir takım gerekçelerle kafeteryayı kapattıklarını duymuştum. İyi ki sonradan
tekrar faaliyete geçirildi.
Bu tür işleri bir kısımlarının kabullenmesi oldukça zordur.
Bir gün belediyede görevli arkadaşlardan birisi bana:"Size çok şaşıyorum, sizin
gibi birisi spor ve benzeri çalışmalar gibi işlerle nasıl uğraşabiliyor?"
demişti. Ben de ona:" Bu halkın çocuklarını internet kafe gibi tuzaklardan
kurtarmak ya da korumak adına bir çalışmanız var mı?" diye sordum. O zaman bana
hak verdi. Çünkü sizin sahip çıkmadıklarınız, başkalarının ellerinde kalır.
Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"nin de, Saçaklızade
Kütüphanesi"nin de, Necip Fazıl Kültür Merkezi dolayısıyla kütüphanesinin de
namaz kılacak bir yerleri yoktu. Hâlbuki insanın bulunduğu her yerde kişinin
ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanması onların doğal haklarıdır.
Necip Fazıl Kültür Merkezi"nin ara katı sayılabilecek bir
yerine, Saçaklızade Kütüphanesi"nin kalorifer dairesi yanına, Karacaoğlan
Kütüphanesinin zeminine namaz kılacak yerler ayarladık. Karacaoğlan Halk
Kütüphanesi"ndeki yeri İlmî Eserler Kütüphanesi"ni yerleştirecek başka uygun
bir yer bulamadığımız için o yeri İlmî Eserler Kütüphanesi"ne bırakıp namaz
için başka uygun bir yer ayarlandı. Bir kısım insanların namaz fobisini bir
türlü anlayamam. Namaz kılmanın, farklı düşüncede olanlara ne gibi bir
zararının olduğunu çözebilmiş değilim. Bırakın adam namaz kılacaksa kılsın, ne
okuyacaksa okusun, yeter ki başkalarının haklarına saygılı olsun, kendi
iradesini başkalarına teslim etmesin!
Rahmetli Müftü Hafız Ali Efendi (Görgel)"nin kitaplarının
başına epeyce işler geldi, kitaplar cemaatten cemaate el değiştirip durdu. Bu
eşsiz kütüphaneye sahip olabilmek için gruplar arasında çok şiddetli
mücadeleler verildi, yanlış bilmiyorsam mahkemelere gidildi. Nihayet zannederim
sıkıyönetim ya da mahkeme marifetiyle kitaplar İl Kültür Müdürlüğü"ne
devredildi.
Bu gelişmeler yaşanırken içerisinde mescid de bulunan
Taşmedrese, Vakıflar Genel Müdürlüğü kararıyla İl Kültür Müdürlüğü"ne tahsis
edildi. Bu işlemden sonra İlmî Eserler Kütüphanesi kitapları Taşmedrese"ye
taşındı.
Kütüphanede göreve başladığım ilk günlerdi, üniversite
öğrencilerinden birisi, üzerinde çalışma yapacağı bir kitabı istemiş. O sırada
kütüphanecimiz; "Taşmedrese"deki kitapları görmek ister misiniz?" dedi.
Arkadaşlarla birlikte gittik. Kütüphanenin kapısı kilitli, ancak talep olursa,
prosedür dahilinde talepler karşılanabiliyormuş. Öğrencinin istediği kitap bulundu. Bu arada
kitabı elime aldığımda kitabın nemlendiğini ve nemin etkisinden dolayı
dokunmakla yazıların kısmen de olsa zarar gördüğünü fark ettim. Taşmedrese her
nedense nemli bir yapıya sahip. Bunun üzerine o kitapları Karacaoğlan Halk
Kütüphanesi"ne nakletmeye karar verdik. Ne var ki ben ayrıldıktan bir müddet
sonra, içersinde yazma eserlerin de bulunduğu kütüphane, yazma eserlerin
Konya"da toplanması kararına binaen Kahramanmaraş"tan Konya"ya nakledildi.
Böylece üzerinde fırtınalar koparılan bu eserler de elimizden gitmiş oldu.
Gerçi Maraş, sahip olduğu değerlerin hangisini elinde tutabilmiştir ki?
Birebir insanlarla ilişkili kurumlarda yöneticilik yapanlar,
başında bulundukları işin verimliliğini artırma ve geliştirme açısından, bir
hazine arayıcısı gibi çalışmalıdırlar. Eskiden böyle kişiler az da olsa
görülebiliyordu ama her geçen gün bunlardan mahrum kalmaya başladık.
Ben belediyeden ayrıldıktan epeyce bir zaman sonra Valimiz
Niyazi Tanılır Bey ile bir tatil günü, bir yerde karşılaştık. Bir süre sohbet
ettikten sonra Vali Bey bana:"Nedim Bey, siz bizim kütüphanede müdürlük
yapmışsınız, belediyenin kütüphaneleri gayet güzel çalışıyor da bu çalışma
sistemini neden Karacaoğlan Halk Kütüphanesi"nde de uygulamadınız?"demişti.
Bunun sebebini yukarıda anlattım!
Kamu alanında kullanılan yetkilerden bir kısmının kullanılış
şeklinin nasıl, kullanım nedeninin neler olduğunu ve benzeri durumların bir
kısımlarının içyüzünün bizlere kapalı olduğundan bilmiyoruz. Yetki sınırımız
gereği onlardan haberimiz olmamıştır. Eğer bir yerde yetkisiz yetki
kullanılmışsa, masum görüntü arkasında kurnazlıklar varsa, yapılanların vebali,
söz konusu yetkiyi kullananı da, haksız talepte bulunanı da yani her iki cenahı
da işledikleri haksızlıklar, er ya da geç ateş olup yakacaktır. Bu işler o
kadar kolay değildir. Osmanlı padişahları, yapacakları işler için kadı"dan
boşuna fetva istememişlerdir! Hazret-i Ömer, yerine oğlunu halife adayı
göstermek isteyenlere boşuna, "Bir aileden bir kurban yeter!" dememiştir!
Her kurumun kendine göre bir takım sıkıntıları ve zorlukları vardır. Yetki üstlenen kişi bunlara iki durumdan dolayı katlanır herhalde; ya gerçekten orada insanlara hizmet yapacağına, dolayısıyla Allah"ın rızasını kazanacağına inandığı için, ya da o makamın sağlayacağı maddi çıkar ve görsel iltifatın lezzetini yaşamak için. Birinci kategori zorluklarla doludur. O zaman ikincisini yaşamaya neden hevesli olunsun ki? Ama öyle değil işte! Hiç bir becerisi ve meziyeti olmayan bazı kişiler, maaşı yüksek kadrolara oturmak, bir yerlerde yetkili olmak için ne yollardan geçmektedirler. Halk, bu kişileri sırtında taşamaya neden mecbur bırakılıyor, anlamak mümkün değildir.