Bilindiği üzere insanı dehşete
düşüren karmakarışık bir dünyada yaşıyoruz. Hepimiz dünyanın köklü bir değişime
uğradığının farkındayız. Artan yaşam temposunun, sınır ve gelenekleri silip
süpüren devrim ruhunun, dil, moda, alışkanlık, yaşam ve düşünce biçimleriyle
yaşamımızı değiştiren hızın farkındayız. Ayrıca insanlığın bir arayış içinde
olduğunu da biliyoruz. Teknoloji bize yaşamın zorluklarını aşmada kolaylıklar
getirdi. Daha yüksek yaşam standartları elde etme imkânı verdi. Politik
özgürlüğü başardık, ama daha iyi bir dünyaya olaşamadık. Çürüme, adam kayırma,
sömürü, iki yüzlülük ve zorbalık gün geçtikçe toplumda çoğalıyor. Tüm insanlık
dünyaya baskı yapan bu kargaşaya, ahlak hastalığına ve ruhsal boşluğa cevap aramaktadır.
Yine tüm insanlık teselli ve huzur için feryat etmektedir.
Büyük umut bağladığımız bir
başka yol vardı. Pek çok kişi çözümün bu olduğuna inanmıştı. "Demokrasi ve
eğitim bir arada sorunu çözecek" diyorlardı. Uzun bir süre bu yolda önemli
mesafeler elde ettik. Umutlu adımlarla yürüdük. Gençlerimiz evrenin fiziksel
yasaları hakkında geçmiş çağlardaki bilim adamlarının sahip olduklarından daha
fazla bilgiye sahip oldular. Ama zihinlerimiz bilgi ile dolu olmasına rağmen
yüreklerimiz bomboş, canlarımızın içinde ruhsal bir boşluk sürekli bizi
rahatsız ediyor. İçimizdeki aç gözlülüğü, kıskançlığı, hırsı, öfkeyi,
acımasızlığı, yüreğimizin ve zihnimizin derinliklerinden atamadık, o hala
yaşıyor. Din, kültür, medeniyet, ahlak aracılığıyla dışımızı cilaladık ama
içimizdeki şer duygularımız hala yaşıyor. Nefislerimizden başka kendimize hâkim
bir güç tanımadık
En yüksek binaları, en hızlı
uçakları, en uzun köprüleri, en modern ulaşım araçlarını inşa ettik. Uzayın
derinliklerini başarıyla araştırıp keşfetmeye başladık. Ancak yine de hala
kendimizi tanıyamıyor ya da eşitlik ve huzur içinde birlikte yaşayamıyoruz.
Adına uygarlık dediğimiz bu çağda yoksulluk, sefillik, zulüm yaşamın bir
parçası oldu adeta. Toplumsal haksızlık söz konusu, aşırı zenginler ve aşırı
yoksullar var. İnsanlar acı çekiyor, her türlü, kişisel ve genel sorunlar yaşama
egemen olmuş durumda. . Ne hazindir ki yirmi birinci yüzyılda servet, şöhret ve
şehvet arzusu insanımızı ne hale getirdi? Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri ne kadar
doğru söylemiş: " Kötülüğümüz içimizde bizim, içimiz ise kurtulamıyor kendi
kendinden ".