Yazıya şuradan başlayayım:
Henüz peygamberlik gelmeden önce, Mekke"de "Hılful Fudul"adı altında kurulmuş
olan bir teşkilata Peygamber Efendimiz de üye olmuşlardı. Nübüvvetle
görevlendirildikten sonra da, böyle bir teşkilatlanma olsa yine o teşkilata üye
olacağını ifade etmişlerdi.
"Erdemliler Dayanışması" ya da
"Erdemliler Cemiyeti" anlamında olan "Hılful Fudul"a katılanlar: Mekke`de yerli
olsun, yabancı olsun, zulme uğramış hiç bir kimse bırakmayacaklarına, zulme
meydan vermeyeceklerine, mazlumlar zalimlerden haklarını alıncaya kadar
mazlumlarla birlikte hareket edeceklerine yemin etmişlerdi. Yeminlerini;
"Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya, Hıra ve Sebir
dağları yerlerinden silinip gidinceye, Kâbe`ye istilam ibadeti ortadan
kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz!" diye bağlamışlardı. Yani
"Ölmek var, bu yoldan dönmek yok!"demişlerdi.
Bir ticaret merkezi olan
Mekke"de yaşayanların azgınlaştığı o zamanda, bir kısım yerliler, panayıra
gelenlere, zulmün akla gelmeyenlerini yapıyorlardı. Bu azgınlıklardan habersiz
bir tacir, Mekke"ye gelirken kızını da yanında getirmişti. Şerrinden hemen
kimsenin korunamadığı bir şehir eşkıyası, göz göre göre adamın kızını elinden
almış, bağırttıra bağırttıra evine götürmüştü. Çaresizlik içerisinde feryat
edip çevreden yardım isteyen babaya, yerli halktan birisi Hılful Fudul"u
yardıma çağırmasını fısıldamıştı. "Ey Hılful Fudul!"diye çağıran adama cevap, o
anda Kâbe"nin içerisinde ibadet yapmakta olan, henüz risaletle görevlendirilmemiş
bulunan Peygamberimizden gelmişti. Adamı yanına alan Peygamberimiz, kızı
götüren kişinin evine gitmiş, kapısını çalmıştı. Evinin önündeki dama çıkan
adama, kızı bırakmasını söyledi. Kızın bir süre yanında kalması için pazarlık
yapmaya çalışan eşkıyaya Peygamberimiz; kızı hem de derhal bırakmasını tekrar
söyleyince adam;"Tamam kızma!"deyip kızı babasına teslim etmişti. Çevredekiler
hayretle, nasıl olup da tırstığını sorduklarında eşkıya; "Muhammed gözüme öyle
heybetli göründü ki beni mahvedecek sandım, gerçekten çok korktum."demişti.
Buradan bu günlere bakarak,
halen yaşananlar karşısında şunu düşünmek ve sorgulamak gerekmez mi;
Müslümanların yaşadığı bir kısım topraklardaki bu kadar zenginliğe ve bu kadar
Müslüman"a rağmen etrafımız neden zulüm gören insanların feryatlarıyla
çınlıyor, bu feryatları neden gerçekte duyan olmuyor? Hele bir de şöyle veya
böyle, Müslümanlar Müslümanları kırıp geçiyorsa, ya da lanetli toplum imha
operasyonu yaparken, çaresizlik sığınağında en basit tepkiyi sadece elinden bir
şey gelmeyecek olanlar veriyorlarsa, bir yerlerde hata yapıldığı neden
düşünülmemektedir? Hakkı teslim ve temsil eden Müslüman"ın karşısında zalimin
titrediği Müslüman heybeti ortada neden görülmemektedir? "Nice küçük
topluluklar, Allah`ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir! Zira Allah,
güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir."(Bakara 2/249)ayeti
karşısında Müslümanlar ne durumdadırlar, hâlâ kendilerini aciz görmeye,
Allah"ın yardımını ve gücünü hatırlamamaya devam mı edeceklerdir?
Her Müslüman, Allah"ın,
Müslüman kullarını korumasız bırakmayacağını, ancak Allah"ın adaletle muamele
edeceğini, herhangi bir olumsuzluk görüldüğünde, bunun Müslüman"ın kendisinden
kaynaklandığını bilmesi gerekir. Allah"ın dinine karşı samimi olamayan, haram
yiyen, haram kılınan işleri yapan, yalan söyleyen, kendisi uzak dursa da faiz
ve zina başta olmak üzere her türlü pisliğe bulaşılan bir ortamda, bu işleri
yapanlarla dirsek temasını devam ettiren, üstelik bunları dürüst kişilere
tercih eden, adam kayıran, onların yaptıklarını mubah gören, sonra da;"Allahım!
Falancaları kahret."diyerek dua ettiklerini sanıp hâşâ bir de Allah"a talimat
vermeye kalkışanların küstahlıkları nasıl yorumlanacaktır?
Dünyanın her yerinde zulüm
görenlerin neler yaşadıklarını ancak Allah ve kendileri biliyor. Burada şunu
özellikle belirtmek gerekir; zulmü kim yaparsa o zalimdir, kim de zulüm görürse
o mazlumdur. Zalimin kim olduğu, mazlumun hangi dinden olduğu ayrımı
gerektirmez, zulüm zulümdür, zalim zalimdir, mazlum da mazlumdur.
Biliyorum, bir kısımlarının
hoşuna gitmeyecek ama zalimler kadar zalimlere karşı hakkıyla duruşunu
göstermeyenler, onlara karşı siyaset üretmeyenler de suçludur. Ben şahsi
kanaatimi söylüyorum. Müslümanlar bugün dünya siyasetinde temsil görevini
yapmadıklarının bedelini ödüyorlar. Hem de ağır bir şekilde. Ben kabul ediyorum
ki biz görevimizi yapmıyoruz. Müslüman kişi samimiyeti kadar heybetli olur!
Allah bunu Müslüman kulundan asla esirgemez.
Allah, zulme ciddi olarak
karşı durmayanlara izan versin, zulüm görenlerin de yardımcısı olsun! Bizim
gibilerinden bir şey olacağı yok şimdilik!