Hallâc-ı Mansu, 857"de Tur
ilinde doğdu, 922"de Halife Muktedir"in buyruğu üzerine Bağdat"ta öldürüldü.
Ardı arkası gelmeyen mezhep kavgalarının yaşandığı ortamda, küçük yaşta bilim
merkezlerini dolaştı, oralarda öğrenim gördü. O dönemin ünlü bilginlerinden
Sehil et-Tusteri, Emir Mekki"den tasavvuf bilgileri aldı. Bir süre içe kapalı,
topluluklardan uzak, düşünceli bir yaşam sürdükten sonra kendini tasavvufa
verdi. Kendini eğitmek, özünü olgunlaştırmak amacıyla, duygusal eğilimlerinden
arınmaya çalıştı. Ben Tanrı"yım" anlamına "Ene"l-Hakk" demeye başladı.
Tasavvuf konusundaki yeni
düşünceleri, etkili davranışları, konuşmaları nedeniyle gittiği yerde
çevresinde büyük kalabalıkların toplanmasına yol açan Hallac-ı Mansur"u değişik
inançta ve mezhepte kimseler savundu. 908"de baş gösteren Hanbelî
ayaklanmasında suçlu görülerek göz hapsinde tutuldu. 913"te tutuklandı. Sekiz
yıl tutuklu kaldıktan sonra Bağdat"a götürüldü, Mâlikî kadısı Ebû Ömer
Hammadi"nin "kamçılanarak, gövdesi parçalanarak, darağacına asılarak, bütün
halka gösterilerek, kafası kesilerek, yakılarak öldürülmesini" bildiren
fetvasına dayanan halife Muktedir"in buyruğu üzerine fetva yerine getirildi.
Hallac-ı Mansur"un düşünceleri
"insan-tanrı-evren" konularını içerir. Hallac, şeriat anlayışına aykırı sayılan
varlık birliğini savunur. Ona göre gerçek olan, var olan, "Bir" dir". Çokluk
bir görünüştür, "Bir" in değişik biçim ve niteliklerde yansımasıdır. Bu "Bir"
de Allah"tır. Ancak evren ve insan bu "Bir"in dışında değil, içindedir, onunla
özdeştir. Bu nedenle insanın "Ene"l-Hak" demesi doğrudur, gereklidir. İnsan
konuşan, dolaşan, düşünen, sevilen, gülen, üzülen, öfkelenen bir tanrı"dır.
Tanrı"nın bütün nitelikleri insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı"da,
evrende bir birlik, bütünlük içindedir. Ölüm gerçek değildir, bir değişmedir, bir
görünüştür. Bundan dolayı kişinin ölümü yaşamında, yaşamı ölümündedir. Hallac
ı Mansur bu düşüncelerini, çevresinde toplanan büyük bir kalabalığa "Beni
öldürün, beni öldürün, yaşamım ölümüm, ölümüm yaşamımdadır" sözleriyle
açıklamıştır.
Hallac-ı Mansur"un benimsediği
tasavvuf anlayışına göre ahlakın temeli sevgi ile saygıdır. İnsanın gönlü tanrı
evi olduğuna göre ona saygı duymak, sevgiyle yaklaşmak gerekir. Birbirini
incitmek, birbirine karşı kötü davranmak, yalan söylemek, haksızlık etmek, suç
işlemek, çalmak insana yakışmaz. Bu eksik eylemlerin kaynağı ilahi sevgiden
yoksun kalmaktır. Bilgisizlik denen durum da budur. İlahi sevgi kişinin kişiyi
sevmesini gerektirir. Kişinin kişiyi sevmesi, kendi kendini sevmesine dayanır.
Bunda kendi kendini seven başkasını, başkasın seven de kendini sevdiği gibi
Yüce Allah"ı da sever. Tasavvufta "Kendini seven Rabbini, Rabbini seven kendini
sever" sözlerinin anlamı budur. Öte yandan, "Kendini bilen Rabbini bilir"
önermesi de kişiden Yaratana varmayı bildirir.
Bütün düşüncelerini
"insan-evren-yaratan" özdeşliği konusunda birleştiren Hallac-ı Mansur etkisi
yüzyıllar boyunca, bütün İslam ülkelerinde yayılmış, tasavvufun bütün
kollarını, onlara bağlı literatürü beslemiştir Yunus Emre, Mevlana ve Nesimi
gibi Türk ozanları, onun izinden yürümüş, onun savunduğu görüşü şiirlerinin
odağı durumuna getirmişlerdir. Bektaşîlik"te "dâr-i Mansûr" denen tören,
Yezidilik"te "tâvûs" adı verilen süslemeli sancak, Mevleviler"de "nay-ı Mansur"
adlı çalgı Hallac-ı Mansur"un anısını sürdüren araçlardır.