Sevgili Okurlarım! Eskilerin
kâinat, tabiat, bugün ise doğa dediğimiz ve bütün güzelliği, harikuladeliği,
göz kamaştıran, dille anlatılmaz haliyle karşımızda duran kâinat hakkında
bilgimiz ne kadar? Yeşile boyanmış yeryüzü, kayalar, ağaçlar, ırmaklar, dalgalı
denizler, semada alabildiğince derin gök, deniz içinde esen rüzgâr, türlü şekle
girerek kâh ateş, kâh dolu, kâh yağmur yağdıran şu karabulut, tüm bunlar nedir?
Önüne gelen her şeyi bir okyanus gibi sessiz sedasız alıp götüren şu evren, şu
âlem, gökyüzünü süsleyen milyonlarca yıldız, ay, güneş, sonsuzluğa açılan bu
işleyişin amacı ve sırrı nedir? Hiç düşündük mü? Bilim bize birçok şeyler
öğretiyor, ancak bilinmezin büyülü derinliğine bir türlü inemiyor. Bilim
incecik bir zar gibi bunun üzerinde yüzüp duruyor. Bütün çabalara ve bilimsel
araştırmalara rağmen hala akıl ermez bu sırrın karşısında şaşırıp kalıyoruz ve
şöyle diyoruz:.
Evrensel bir beyne sahip olan,
tüm insanlıkla ilgilendiği gibi kâinatla da yani doğayla da ilgilenmelidir.
Çünkü dışımızda sandığımız evren acaba bizden ne kadar dışarıda? Bizi içine
alan, sonsuzluk kadar büyük, durmadan dönen şu koskoca, uçsuz bucaksız evren
bizden biri değil mi? Her şeyimizi biz ona borçlu değil miyiz? Şu bedenimiz, şu
aklımız, şu yaşamımız hep bu kâinatla iç içe değil mi? O beslemiyor mu bizi?
Yaşamımıza can veren, kan veren hep o değil mi? Hepimiz tohumdan, topraktan
yetişmedik mi? Hepimiz onun parçası değil miyiz? Bu göz kamaştıran, dille
anlatılmaz haliyle duran şu kâinat ve onda olan her şey Yüce Allah"ın eseri,
O"nun sanatı, O"nun mükemmelliği, O"nun görüntüsü değil mi? Öyleyse bunca
güzelliklere sahip olan insanın, içini kaplayan ilahi bir sesin kıvılcımına
uyarak gözlerini varlıktaki her zerreye çevirmesini, yer ve göklerin ve bunlar
arasında bulunan her şeyin Allah"ın yed-i kudretinde durduğunu, her seste ve
her nefeste O"nun ahengi ve hikmeti bulunduğunu bilmesi gerekmez mi? Bunun
sonucunda Yüce Allah"a Kur"an"ın ifadesiyle şöyle seslenmeli değil mi? "Ey Yüce
Rabbimiz, varlıkta Senin sanatını müşahede ediyoruz ve görüyoruz ki onlar senin
varlığını, yüceliğini ilan ediyorlar. Çünkü onlar senden geliyorlar, senden
bağımsız değiller. Biz ise onda yaşarız, onda hareket ederiz ve onda
varlığımıza sahip oluruz. Hepimizin gördüğü ve öğrendiği, akıllarımıza hayret
veren, türlü renkte ve güzellikte bulunan çevremizdeki canlı ve cansızları
görüp duyularımızla olan ilişkileri sayesinde kendimizi bilme derecesine
eriyoruz. Bunca güzellikler bize mutluluk veriyor, huzur veriyor, bundan da öte
bize hayat veriyor. Sana inanıyor ve seni seviyoruz."(Ali-i Imran /190-195)