Her dönemde; din cahili, softa,
yobaz olmuştur ve olagelmektedir. Adam bir iki dini kıssa, bir iki ayet meali,
bir iki de hadis öğrenir. Çıkar meydana, başlar ahkâm kesmeye
Başına da din
cahillerini toplar. İstismar ve sömürü düzeni kurar. Aydınlatılmamış,
eğitilmemiş insanların elinde din mecraından çıkar. Doğal sonuç olarak da
toplumda ayrışma, kutuplaşma başlar. "Kendi dinimi öğrettim öz babama
"" diyen
adam ne kadar haklıymış. İlk dini terbiyemizi babamızdan almamız gerekirken
onlardan alamamışız. Şöyle bir düşününce, din adına bize neler telkin edilmeye
çalışılmış. Bir ara, Ehl-i Şia"nın Ceferi kolunun Ehl-i Sünnet"le bir farkının
olmadığını söyleyerek Humeyni hayranlığı ve sempatisi yaratmaya kadar işi vardırdılar.
Yine bir ara, Muammer Kaddafi"nin Yeşil Kitabı elden ele dolaştırılarak vakit
namazlarının ikişer rek"ata indirilmesi fikrini savunanlar oldu. O ne kadar; hacı,
hoca şeyh, tarikat, cemaat? Say, sayabildiğin kadar. Bunda büyük vebal
devlette. Ara dönemlerde; vesayetçi, müdahaleci yaptırımlarla bu tür yapılaşmaları
yok ederim sanrısına kapıldı. Tam tersi oldu. Yeraltına çekilen bu güçler,
illegal yollarla daha da büyüdü serpildi. Çok azı zamanın çarkında silindi,
gitti
Devlet boşluk bırakmıştı, birilerinin de bu boşluğu doldurması gerekiyordu.
Sosyal kural: birileri de doğal olarak bu boşluğu doldurdu. En basit bir
örnekle; ramazan bayramlarının ve hac farizasının yerine getirilmesinde, birlik
ve beraberliğin tesisinde İslam Ulemalarıyla Ruyet-i Hilal konferansları düzenlendi.
Kararlar alındı, takvimler saptandı. Uyan nerede? Kimimiz Diyanet" e uyduk,
kimimiz kaçak göçek, Vehabilere uyup; dağda, bayırda bayram namazı kılıp oruç yedik.
Buna mümasıl onlarca daha örnek verilebilinir.
Her dönemde, siyasi muhterisler,
halkımızın bu hassiyetini bilerek sık sık istismar ettiler. Ya mevcut iktidara
yakın, ya da iktidar oldular. Zaman, zaman yakınlaştılar, ayrıştılar
İktidar
olma konusunda hiç bu dönem kadar da ittifak içinde olmadılar. İnisiyatif alma,
egemen olma konusunda, fizik kural, yollar kesişti. Bu kez de kanlı, bıçaklı oldular.
Allah"tan korkmadan, kulundan utanmadan en şen"i hakaretleri, iftiraları
birbiri için sarf eder oldular. Ben bunları İslam adına hareket ettiğini sanan Hz.
Ali"yi şehit eden Haricilere benzetiyorum. Saf, temiz, mütedeyyin insanları akıl
tutulmasına uğrattılar. İnsanımız bu siyasi muhterislerin peşinde ipnotize olmuş gibi sürükleniyor. Doğru
düşünme kabiliyeti demek olan sağduyumuzu kaybettik. Bir seçim öncesi dönemi mi
yaşıyoruz? Yoksa entrikaların, iftiraların, gıybetin, yolsuzlukların kol
gezdiği dönemi mi yaşıyoruz? Devletin bütün kurumları hallaç pamuğu gibi atılıyor.
Var idiyse, islahat bu seçim öncesi döneme getirilip beyinleri bulandırmanın ne
alemi vardı? Adama daha önceleri nerelerdeydiniz demezler mi? Zillullah
dediğimiz ve öyle inandığımız Allah"ın gölgesi devlet ve bütün kurumları
giderek güvenirliliğini yitiriyor. Bizi ayakta tutan bütün bu moral değerleri
kaybedersek:""Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk"" olacağız.
Hep ilahilerini, nefeslerini
bildiğimiz 12. Yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı sanılan Yunus Emre"yi hepimiz
çok sever ve önemseriz. Yunus"tan yüz yıl sonra yaşayan bağnaz, softa Molla Kasım
Yunus"un 3 bin adet orijinal şiirlerini ele geçirir. Mevsim de kıştır.
Kızılırmak"ın kıyısında bir ateş yakar, başlar şiirleri okumaya
Şiirlerdeki
engin anlam zenginliğini kavrayamaz. Okuduklarının kimini ateşe, kimini de suya
atar. İki bininci şiirin sonunda okuduğu şu mısralarla irkilir ve
ürperir.""Derviş Yunus bu sözleri eğri büğrü söyleme,-Seni sigaya çeker bir
Molla Kasım gelir."" Hemen nedamet duyar, tevbe istifar eder, kalan nüshaları toplar.
Halkımız Molla Kasım"ın yaktıklarından gök ehlinin, suya attıklarından da su ehlinin,
kalanlardan da insanların yararlandığına inanır.
Bu efsaneden iktibas da
halkımızın muhayyilesinde, insanın yapılan iş ve icraatlardan dolayı bir hesaba
çekileceği inancı vardır. Bunu da"" nasıl olsa bir Molla Kasım gelir"" diye
atasözü haline getirmiştir.
Kahramanmaraş olarak bizim de
bir Molla Kasım"a gereksinimimiz vardır. Onca zamanın icraatlarına aliyyülâlâ
demek safdilliği olamaz. Bir hesap günü mutlaka vardır. Ola ki bizim de Molla
Kasımımız Tahir Akgemci neden olmasın?