Furkân Suresi
1-2: Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed`e
Furkan`ı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk
edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve
mukadderatını tayin eden Allah, yüceler yücesidir.
23: Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele
alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız).
29: Çünkü zikir (Kur`an) bana gelmişken o,
hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü
bırakıp rezil rüsvay eder.
30: Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu
Kur`an`ı büsbütün terkettiler.
31: (Resûlüm!) İşte biz böylece her peygamber
için suçlulardan düşmanlar peydâ ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak
Rabbin yeter.
39: Onların her birine (uymaları için) misaller
getirdik; (ama öğüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.
44: Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz)
dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir,
hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.
45: Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin
mi? Eğer dileseydi, onu elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil
kıldık.
46: Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş
kendimize çektik (kısalttık).
51: (Resûlüm!) Şayet dileseydik, elbet her ülkeye
bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.
53: Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici,
diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz
bir sınır koyan O`dur.
54: Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep
ve sıhriyet (kan ve evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O`dur.
Rabbinin her şeye gücü yeter.
59: Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı
günde yaratan, sonra Arş`a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân`dır. Bunu bir
bilene sor.
77: (Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız
olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl`ün
bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı
bırakmayacaktır!
Şuarâ Suresi
27: Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka
delidir, dedi.
44: Bunun üzerine iplerini ve değneklerini
attılar ve: Firavun`un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz,
dediler.
49: Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size
izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o!
Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve
ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
59: Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı
yaptık.
128: Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek
eğleniyor musunuz?
129: Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı
ediniyorsunuz?
155: Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun
bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
156: Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi
muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
157: Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman
da oldular.
198-199: Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine
indirseydik de, bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
208-209: Biz hiçbir memleketi, öğüt vermek üzere
(gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir. Biz zalim
değiliz.
227: Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah`ı
çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar
başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini
yakında bileceklerdir.
Neml Suresi
17: Süleyman`ın, cinlerden, insanlardan ve
kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi bir arada (onun tarafından)
düzenli olarak sevkediliyordu.
18: Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman,
bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına
varmadan sizi ezmesin! dedi.
20: (Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle
dedi: Hüdhüd`ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?
21: Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir
delil getirecek ya da onun canını iyice yakacağım yahut onu boğazlayacağım!
22: Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin
bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe`den sana çok doğru (ve önemli) bir haber
getirdim.
23: Gerçekten, onlara (Sebe`lilere) hükümdarlık
eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla
karşılaştım.
32: (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu
işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan)
hiçbir işi kestirip atmam.
35: Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de,
bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler.
40: Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi
olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman)
onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü
edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin
(gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur,
nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok
kerem sahibidir.
44: Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce
derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış,
şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık
etmişim. Süleyman`la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah`a teslim oldum.
52: İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri!
Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
61: (Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya
elverişli kılan, aralarından (yer altından ve üstünden) nehirler akıtan, arz
için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah`tan başka
bir tanrı mı var! Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar.
62: (Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine
yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi
yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah`tan başka bir tanrı mı var! Ne kadar da
kıt düşünüyorsunuz!
63: (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin
karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları
müjdeci olarak gönderen mi? Allah`tan başka bir tanrı mı var! Allah, onların
koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
65: De ki: Göklerde ve yerde, Allah`tan başka
kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
66: Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri
yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde,
onlar ahiretten yana kördürler.
69: De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların
âkıbeti nice oldu, görün!
75: Gökte ve yerde göze
görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (levh-i mahfuzda)
bulunmasın.
82: O söz başlarına geldiği
(kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir dâbbe (mahlûk) çıkarırız da, bu
onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını
söyler.
83: O gün, her ümmet içinden
âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplarız da onlar toplu olarak (hesap
yerine) sevkedilirler.
86: Dinlensinler diye geceyi
(karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü aydınlık kıldığımızı görmediler mi?
İman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardır.
87: Sûr`a üfürüldüğü gün, -Allah`ın diledikleri
müstesna-, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları
bükük olarak O`na gelirler.
88: Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur
sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her şeyi
sapasağlam yapan Allah`ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla
haberdardır.