Hiç kuşkusuz ki Maraş`ımızın
iklimi Türkiye`nin, dahası dünyanın en güzel iklimlerinden biridir. Bu güzel
iklimde kar yılda bir iki kere yağar. Olağan dışı kış yaşamadığımız sürece
durum böyledir.
Kar yağdığında içimi bir
sevinç kaplarken bir o kadar da hüzün duyarım. Hem ferahlarım, hem
hüzünlenirim.
Baba evimiz konaktı...
Bağdadiye duvarları asla soğuk geçirmezdi. Ayrıca baba mesleğimiz hızarcılık,
marangozluk olduğundan yakacak sıkıntısı diye bir şey bilmezdik. Buna rağmen
kış geldi mi, kar yağdı mı içim sıkılır.
Yüce Tanrı bu dünyayı öyle
kurmuş, kış olmadan, yaz olmadan olmuyor. Dünyanın kuralı bu... Bunu da bilirim
ama yine de benim duygularım böyledir.
Biz eli kalem tutan insanlar
toplumun konuşan dili, işiten kulağıyız. Biz bu karda kışta yakacak bulamayan,
dolabında yiyecek olmayan ailelerin var olduğunu biliriz, hissederiz. Onların
adına kar yağdığında, fırtına koptuğunda içimiz burkulur.
Fırtınanın ıslığı sıcak
odamızdan duyulduğunda onların adına içimize bir sıkıntı çöker.
Çocuklarımızı arabamızla veya
servisle okula götürürken, gönderirken servis tutamayan ailelerin çocukları
adına içimiz ezilir.
Öte yandan yağan kara
bakarım...
Tadına doyulmaz bir manzara
ortaya çıkmıştır. Fotoğraf makinesini alan kendini dışarıya atar. Kartpostallık
manzaralar kare kare çekilir. Her sokağa bir kardan adam gelir.
Ne büyük zevk...
Sonra bir ayaz olur ki
dallardaki karlar buza döner, inanılmaz güzellikler oluşur.
Bir yandan kartopu oynayan,
kızak kayan çocuklar, bir yandan karların kütürtüsünü duymak için yürüyen orta
yaşlılar...
İnsan vaktin nasıl geçtiğini
bilemez. Düşler ülkesindedir sanki. Gündelik sıkıntılar çoktan kafalardan
silinmiştir.
Maraş`a kar yağmış, kolay mı?
Bu kadar da keyif alacağız
elbet...
Baştan söyledim yine söyleyeceğim,
kar yağdı mı içimi bir sevinç bir de hüzün kaplar.
Ben böyleyim işte...
Yorum sizin...