Sevgili Okuyucularım, Türk
Milleti tarihten gelen çok kültürlü bir toplum yapısına sahiptir. Osmanlı
İmparatorluğu toprakları Hıristiyan, Yahudi ve Budistler için vatan olmuştu. Bu
durum dünyanın çok kültürlülüğü öğrenmesinden çok daha önceydi. Türkiye
Cumhuriyeti ise hoşgörü, ileri görüşlü, adil, aydın ve alçakgönüllü bir toplum
olma esası üzerine kuruldu. Türk halkı yaşadığı coğrafyanın ve tarihsel
zenginliğinin sorumluluğunu Anadolu"ya geldiği günden beri taşıdı. İnsanlar
arasındaki farklılıkları düşmanlığın değil, karşılıklı sevgi ve saygının aracı
olarak gördü. Birlikte çokluğu, çoklukta birliği çatışma ve kargaşanın değil,
ahenk ve uyumun göstergesi olarak kabul etti. Çünkü inandığı din ve yaşadığı
medeniyet insanlığa huzur ve kardeşliğin ancak bu yolla geleceğini söylüyordu.
Mensup olduğumuz dinin yüce kitabı Kur"an-ı Kerim ise şiddeti meşrulaştırmak
için değil insanı kutsallaştırmak için geldiğini ve, Allah"ın Âdem"i kendi
eliyle yarattığını, ona kendi ruhundan üflediğini, kendi katında en mükemmel
yaratılışa sahip melekleri onun önünde secde ettirdiğini; ama aynı zamanda
gerçeği kendi gözüyle görüp bilmesi için de insanın doğru yolu izlemesini,
günaha düşmemek için en büyük engeli, en etkili uyarıcıyı gene kendisinde
arayıp bulmasını söylüyordu.
Bu İlahi mesaj insanı
bedeniyle değil de eylemleriyle / ruhuyla öne çıkarıyordu. O takdirde insan
kutsallaşıyor, arşa yükseliyor; aşkın aşkına vasıl oluyordu. Mevlana da bu
gerçeği şöyle dile getiriyor:
Bir can var canında o canı
ara,
Beden dağındaki gizli cevheri
ara,
Ey yürüyüp giden dost, bütün
gücünle ara,
Ama dışarıda değil aradığını
kendinde ara.
İşte milletimiz tarih boyunca
İlahi kaynaktan ve ariflerin sözlerinden aldığı
ilhamla, uçan kuşta, açan çiçekte, düşen yaprakta, yağan yağmurda, çakan
şimşekte, akan suda, gülen insanda velhasıl her şeyde ve her yerde Yüce
Allah"ın kudretini keşfetti, yarattığı tüm canlıları sevdi, çoklukta birliği,
birlikte çokluğu gördü de bu toprakları," yetmiş iki millet sırrını bizden
işitin" diyen ariflerin vatanı yaptı. Yaptı da din ve millet ayırımı gözetmeden
herkesi sevdi, herkesle dost oldu sonra da aşk mesleğinde, sevgi yolunda arşa
yükseldi.
" Aşksız olma ki ölü
olmayasın,
Aşkta öl ki diri kalasın" mısraları Anadolu
insanının gönlünde taht kurdu. Bu birliği, bu dirliği bozanlara irfan sahipleri
izin vermedi. İşte onlardan biri de Hacı Bektaşı Veli Hazretleridir. O dedi ki:
"Ey oğul! Hakka ermek istersen, eline, diline, beline sahip ol. Kibir, haset,
cimrilik, aç gözlülük, öfke, gıybet, kahkaha ve maskaralık, başkalarını hor
görmek, ayıplamak, hatalarını, kusurlarını açmak Hakk"a vuslatta en büyük
engeldir. Edebi, sabrı, şükrü, hayâyı, cömertliği, ilmi, marifeti, hoşgörüyü,
kimseyi ayıplamamayı, gücünü yerine göre harcamayı, her türlü yaratığa kötü
gözle bakmamayı, sohbeti sevmeyi, sır saklamayı, Allah"a niyazda bulunmayı ve
gerçeği görmeye gayret etmeyi en önemli İlahi vuslat merdivenleri olarak gör."
Bu irfan sahyipolerinden biri
de Aşık Seyrani Hazretleridir. O da dedi ki; " Ey oğul!
Şehri hakikate doğru gidenin
Ayağı altına yol gönder beni
Fazilet ilinde şahlık edenin
Rabbim kapısına kul gönder
beni.