Türk Demokrasisi oluşumundan
bu yana; 1946"lara gelinceye kadar, bir iradenin buyruğu altında
şekillenmiştir. Bir, iki çok partili döneme geçiş için yine o iradenin
buyruğuyla kurulmuş partilerdir. Maalesef onların sonu da hüsranla bitmiştir.
Tam anlamıyla, 1950 seçimleriyle, çok partili döneme girdiğimize tanık oluyoruz.
Babam rahmetli Kenan Baydemir, kendimi bilmeliğimden bu yana aktif siyasetin
içinde oldu. İlkeli, idealist bir insandı. Otuz yıl kadar, aralıksız Divanlı
Mahallesi muhtarlığı yaptı. Muhalif, muvafık herkesin taktirini kazanmış bir
isimdi. Süssüz, beklentisiz, kamu yararını gözeten katıksız, sırasıyla;
Demokrat Partili, Adalet Partili, Doğru Yol Partili bir insandı. Bu
partilerimiz misyon olarak milliyetçi muhafazakar merkez sağda partilerdi. Aynı
çatı altında yaşadığımız dedemse müfrit Cumhuriyet Halk Partiliydi. Aralarında
hiçbir zaman fikri, siyasi muarız olma durumuna tanık olmadım. Gerek mahalli gerekse
genel seçimler olur, ön seçimler kıran kırana geçer. Adaydayları yoklamalarında
delege olan babam; bazen Öksüz Remzici, bazen Kadıoğlucu bazen de Evliyacı olur.
Hür ve özgür iradesiyle temsil kabiliyeti olarak kime inanıyorsa ona oyunu
verir. Cumhuriyet Halk Partili olan dedem de parti delegesidir. Bazı kez
mahallelimiz Şişmanoğullarını, bazen Bayazıtoğullarını, bazı kez de Çuhadarlıya
oylarını verirdi. Dedem Cumhuriyet Halk Partili olmasına karşın 1960 İhtilalini
tasvip etmedi. İdam edilen Menderes, Polatkan ve Zorlu için; "Böyle
olmamalıydı." derdi. Aile içi alıntılarla bunları anlatmakta maksadım; bundan
53 yıl öncesindeki demokrat düşünceyi yansıtmak içindir. Zaman zaman kesintiye
uğradığını iddia ettiğimiz, aradan geçen onca zamana rağmen, Türk Demokrasisinin
bir arpa boyu yol kat ettiğine tanık oluyoruz.
Herkesin şikâyetçi olduğu;
yıllar yılı bunu dinleriz. Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Yasası antidemokratik
özellikler taşımaktadır mutlaka değiştirilmelidir. Liderler sultası özelliği
taşıyan bu yasaları değiştirmemek liderlerin işine çok gelmektedir. Millet
iradesi bir parti liderinin veya parti elitinin eline teslim edilmiş. Bunun adı
olsa olsa oligarşi olur. Bu itibarla da aday adayı olan insanların namı hesabına
üzülüyorum.
Adam kendisini aday adayı
olarak lanse etmek için hangi yöntemi kullanmalı? Liyakatine, bilgisine, temsil
kabiliyetine mi güvenmeli? Hiç önemi yok. Ağzıyla kuş tutsa nafile
Ekonomik
gücüne güvenip, kesenin ağzını açıp bir takım tufeylileri doyursa bu işe yeter mi?
Oda yetmez
Ön seçim benzeri yapılan teammül yoklamalarında en çok oyu alsanız
dikkate alınır mı? Hiç önemi yok. Boşa efor sarfedip nefes tüketmiştir.
Kahramanmaraş metropol bir
kent oldu. Büyük şehir de oldu diyoruz. Ancak insanlarının birbirlerini hususen
tanımada bir kasap hüviyetini taşıyor. Savrulan aday çokluğunu görünce ne
cevherlerimiz varmış diyoruz. Kimse darılması, gücenmesin; birçok adayın farklı
mülahazalarla bu işe talip olduğunu sezinliyoruz. Ya hasbelkader, icazetli
siyasi başarı elde etmiş, koltuğa alışmış, bu işin bağımlısı olmuş aday adayı.
Veya bu işte bir ikbal görüp siyasi kamuflajla hedefine çalışmaya çalışanlar.
Bir başkası, az ümit edip çok elde etmeyi düşünerek yatırım amacıyla bu işe soyunanlar.
Bir diğeri, iktidarın ilânihaye ömrünün olduğu sanrısıyla; mevcut konumunu,
makamını, saygınlığını güvence altına almaya çalışıyor olanlar. Bazıları da
sıradanlıklarını kompleks olarak içlerinde taşırken, sosyo-ekonomik olarak
belli bir aşamaya geldiklerini kanıtlamak için ortaya çıkanlar. Ya
pohpohlanmayla ortaya çıkanlara ne demeli? Yörelerindeki dalkavukların, senden
iyisini mi bulacaklar teranesiyle ortaya savrulanlar.
Yazımın girizgâhında aile içi
demokratik örneklemeyle yazıma başladım. Gönlüm hep partilerin ön yoklamayla,
kıran kırana bir mücadeleyle adaylarını saptamalarını isterdim. Her vesilede Türk
milletinin sağduyusuna güvendiğimizi söylüyoruz. Neden bu konuda partililerin
inanç ve sağduyusuna inanmıyoruz? Yarın seçimde oyumu içim alarak veremeyeceğim.
Bu cümbüş geçmişte yaşadığımız,
seçimlerde bazı olanlara benziyor. Muhalif belediye başkan adaylarından
rahmetli Mehmet Taşkesen, konuşma kürsüsü kurduramadığı için Atatürk Meydanına
bir damperli kamyonla geldi. Başına toplaya bildiği 100150 kişiye kamyonun
kasasından hitap etti. Esprili konuşmalarıyla milleti kahkahalara boğdu. Yine
aynı seçim d öneminde soyadını anımsayamadığım belediye başkan adayı Dondurmacı
Ökkeş, Kümbet Parkında başına toplaya bildiklerine çay ısmarlayarak,
yapacaklarını anlatarak milleti gülmekten kırar geçirirdi. Aday adaylarını
darıltmak istemem, hepsinin de hedefi olmak da istemem. Her gönülde b ir aslan yatar.
Davullu zurnalı şovlarla tarih tekerrür ediyor gibi geldi bana. Zararı yok.
Bizlere konuşma konusu ortaya koyuyorlar. Dolayısıyla da bizleri
eğlendiriyorlar.
Sonra aday adayı olmak da
önemli değil
Nasıl olsa seçimin sonucu belli. Başbakan seçime ilişkin
olacakları kafasında kotarmıştır. Alan razı, satan razı, bu alışverişe kim ne
diyebilir? Bunda sizlerin bir taksiratı yok. Bekleyin görün.
Ancak burada son söz olarak
Şeyh Saad-i Şirazi"nin Bostan"ından bir alıntıyı mesaj olarak hatırlatmadan geçemeyeceğim.
Saadi devlet başkanına nasihatinde; "Görevi çok isteyene değil, istemeyene
ver." Tavsiyesinde bulunuyor. Bu söz benim gibi boz bir adamın sözü değil, bir
şeyh nasihatı