Ramazan Ayından Yansımalar 2

Belki birçoklarımızın görüp de söyleyemediği, söyleme konumunda ve durumunda olamadığı için ifade edemediği bir kısım işler vardır. İfade etme durumunda olanların, gerektiğinde takdir etmek için doğruları, gerektiğinde ise düzeltmek için yanlışları, adab-ı muaşeret kurallarına bağlı kalarak, usulünce söylemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu bakımdan, Ramazan münasebetiyle görülen bir kısım olumsuzluklarla ilgili bir önceki yazımızın devamı niteliğinde olacak diğer bazı hususları burada belirtmek istiyorum.

Söz konusu yazımızda, toplumun zannedildiği gibi dindarlaşmadığını yazmıştık. Aynı ifade gibi görünse de arada farklılık bulunması cihetiyle belirtmek gerekirse; toplumun genelinde ibadetlerin ifasında da bir gerileme olduğu, gevşeklik gösterildiği, en dikkat çeken tarafı ile terk etmede eskilere göre çok daha fazla cüretkâr davranıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, eskiden oruç tutmayanların kendilerini gizlemelerine karşılık şimdikilerin şeffaflık adına artık kendilerini gizlemedikleri bu Ramazan ayında daha fazlasıyla herkes tarafından görülmüş oldu. Bunu, kişileri kınamak ya da eleştirmek için değil, yanlış bilgilerden uzaklaşıp doğru bilgiye ulaşmak, görüneni yorumlamak için bir tespitte bulunmak adına ifade etmek istiyorum. Yoksa kişinin ibadet yapıp yapmama iradesinin kendisi ile ilgili olduğunun, hiçbir kimsenin ibadetinin bizi ilgilendirmeyeceğinin bilincindeyim.

Burada doğru bir tespit yapma bakımından görülmesi gereken odur ki; toplumun maneviyatı zayıflamaya, daha doğrusu gerilemeye başlamıştır. Bir sorumluluk hissiyle, bu konuda etken olan sebepleri ciddiyetle görmenin gerekliliğine inanıyorum.

Adı sivil toplum örgütü olsa da bu ad altında kurulmuş her topluluk sivil toplum kuruluşu değildir, olamaz da! Bir defa bilmek gerekir ki en etken ve fedakâr sivil toplum kuruluşlarının başında aile gelir, onu eğitim ve din hizmetleri teşkilatları izler. Bir toplumun maneviyatını yüksek tutacakların ilk başında da yine aileler, sonra din hizmeti ve eğitim hizmeti verenler düşünülmelidir. En etken sivil toplum unsurları bunlar olmasına rağmen ne yazık ki bu kurumlar bünyesinde hizmet verenlerden belki birçokları, burada ifade etmeyi saygısızlık olarak değerlendirdiğim bazı sebeplere bağlı olarak bu ulvi hizmetten sanki kendi kendilerini tecrit etmişler, fonksiyon cihetiyle de bir kısım yönetim şekilleri sayesinde bunlar bu hizmetlerin merkezinden dışlanmışlardır. Zira bunlardan ne birisi, toplumu ilgilendiren konularda: "Benim de görüşüm var!" diyebilmekte, ne de bunlara herhangi bir konuda ne düşündükleri sorulmaktadır. Gelişmeler neticesinde oluşan olumsuzlukların bedelini ise hep beraber toplum ödemiş olmaktadır.

Yürek gücü anlamında da kullanılan maneviyatın bulunmadığı ya da zayıfladığı toplumlarda toplumsal başarı olmayacaktır, bunu ömrü olanlar er ya da geç göreceklerdir. Maneviyattan soyutlanmış bir hayatta başarıyı yakalamak, maneviyat olmadan hem huzurlu hem de başarılı olmak eşyanın tabiatına aykırıdır! Bunun aksini söyleyen her kimse doğruyu söylememektedir. Sözünü ettiğimiz kişisel ve toplumsal maneviyatın zayıflaması olayı Ramazanda daha belirgin bir şekilde açığa çıkmıştır, tabi görenler ve kaygı duyanlar için! Biz, Müslüman bir topluluğuz, en uzun günde on yedi saat açlığa tahammül edemeyenlerin, Allah korusun, olası meşakkat ve sıkıntılara hiç dayanamayacakları noktasından endişelerimizi dile getiriyoruz. En önemlisi de içine düştüğümüz maneviyatsızlığın doğuracağı sıkıntıları, geleceğimizi etkilemesi açısından, baştan görmemiz gerektiğini ifade ederek yaşananlar karşısında üzüntümüzü beyan etmek istiyoruz.

Yapılan yanlışlıkların, hataların, haksızlıkların, kısaca her türlü olumsuzlukların temelinde bu illet yok mudur? Allah"ın, her hak sahibine hakkını teslim edeceğine inancı olmayan kişileri kim durdurabilmektedir?  Peygamber Efendimizin "Dikkat ediniz bedende bir et parçası vardır; o iyi olunca insan sâlih olur; o fesâda uğrayıp bozulunca insan da bozulur. Bu et parçası insanın kalbidir." buyurdukları hadis-i şerifleri üzerinde günümüz Müslümanları daha fazla düşünmeli ve konuyu anlamaya çalışmalıdır. 

Artık savaşlar bu tür alanlarda yapılmaktadır, kayıplar da bu alanlarda olmaktadır. Maneviyatsızlık bir tür hastalıktır, zamana yayılır ve tahribatını yapar. Bu bakımdan herkes kendisini, kendisi ile birlikte etrafındakileri kurtarmaya bakmalıdır.


M. Nedim Tepebaşı

15.08.2013 00:00:00


Başkan Gül'den YENAD'a Ziyaret

Başkan Çetinkaya’dan Gazetecilere Anlamlı Buluşma

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 2025 yılı değerlendirmesi

Zuhal Karakoç’un 2025 Performansı

KSÜ Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut AK Atandı

Başkan Muzaffer Çil, yeniden adaylığını açıkladı

“Bir Kardeşlik Hikâyesi” Sergisi Gaziantep Panorama Müzesinde Sanatseverlerle Buluşuyor

Elbistan’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Esnaftan Örnek Duruş

Türkiye’nin UNESCO Tescilli Tek Masal Anlatıcısı Fatma Önkol Konuşuldu

Karatutlu: “Çevre Bakanı Murat Kurum’a Söyledim: “Deprem Uyardı, Raporlar Uyardı… Dinlemediniz.”

Kahramanmaraş’lı Minik Dâhiden Dünya Birinciliği

Afşin ve Göksun’da Miniklere Özel Tiyatro Gösterisi

Kır Ailesinin Acı Günü

Kasım’da Dermankart’lı Ailelere 23 Milyonu Aşan Destek Ödemesi Yapıldı

KSÜ Kampüs Kablosuz Ağ Altyapısı Genişletildi

Goalball’da Gümüş Zafer

Ampute Futbol Türkiye Kupası Finali Kahramanmaraş’ta!