Belki birçoklarımızın görüp de
söyleyemediği, söyleme konumunda ve durumunda olamadığı için ifade edemediği
bir kısım işler vardır. İfade etme durumunda olanların, gerektiğinde takdir
etmek için doğruları, gerektiğinde ise düzeltmek için yanlışları, adab-ı
muaşeret kurallarına bağlı kalarak, usulünce söylemeleri gerektiğini
düşünüyorum. Bu bakımdan, Ramazan münasebetiyle görülen bir kısım
olumsuzluklarla ilgili bir önceki yazımızın devamı niteliğinde olacak diğer
bazı hususları burada belirtmek istiyorum.
Söz konusu yazımızda, toplumun
zannedildiği gibi dindarlaşmadığını yazmıştık. Aynı ifade gibi görünse de arada
farklılık bulunması cihetiyle belirtmek gerekirse; toplumun genelinde
ibadetlerin ifasında da bir gerileme olduğu, gevşeklik gösterildiği, en dikkat
çeken tarafı ile terk etmede eskilere göre çok daha fazla cüretkâr davranıldığı
görülmektedir. Bu bağlamda, eskiden oruç tutmayanların kendilerini
gizlemelerine karşılık şimdikilerin şeffaflık adına artık kendilerini gizlemedikleri
bu Ramazan ayında daha fazlasıyla herkes tarafından görülmüş oldu. Bunu,
kişileri kınamak ya da eleştirmek için değil, yanlış bilgilerden uzaklaşıp
doğru bilgiye ulaşmak, görüneni yorumlamak için bir tespitte bulunmak adına
ifade etmek istiyorum. Yoksa kişinin ibadet yapıp yapmama iradesinin kendisi
ile ilgili olduğunun, hiçbir kimsenin ibadetinin bizi ilgilendirmeyeceğinin
bilincindeyim.
Burada doğru bir tespit yapma
bakımından görülmesi gereken odur ki; toplumun maneviyatı zayıflamaya, daha doğrusu
gerilemeye başlamıştır. Bir sorumluluk hissiyle, bu konuda etken olan sebepleri
ciddiyetle görmenin gerekliliğine inanıyorum.
Adı sivil toplum örgütü olsa
da bu ad altında kurulmuş her topluluk sivil toplum kuruluşu değildir, olamaz
da! Bir defa bilmek gerekir ki en etken ve fedakâr sivil toplum kuruluşlarının
başında aile gelir, onu eğitim ve din hizmetleri teşkilatları izler. Bir
toplumun maneviyatını yüksek tutacakların ilk başında da yine aileler, sonra
din hizmeti ve eğitim hizmeti verenler düşünülmelidir. En etken sivil toplum
unsurları bunlar olmasına rağmen ne yazık ki bu kurumlar bünyesinde hizmet
verenlerden belki birçokları, burada ifade etmeyi saygısızlık olarak
değerlendirdiğim bazı sebeplere bağlı olarak bu ulvi hizmetten sanki kendi
kendilerini tecrit etmişler, fonksiyon cihetiyle de bir kısım yönetim şekilleri
sayesinde bunlar bu hizmetlerin merkezinden dışlanmışlardır. Zira bunlardan ne
birisi, toplumu ilgilendiren konularda: "Benim de görüşüm var!" diyebilmekte,
ne de bunlara herhangi bir konuda ne düşündükleri sorulmaktadır. Gelişmeler
neticesinde oluşan olumsuzlukların bedelini ise hep beraber toplum ödemiş
olmaktadır.
Yürek gücü anlamında da
kullanılan maneviyatın bulunmadığı ya da zayıfladığı toplumlarda toplumsal
başarı olmayacaktır, bunu ömrü olanlar er ya da geç göreceklerdir. Maneviyattan
soyutlanmış bir hayatta başarıyı yakalamak, maneviyat olmadan hem huzurlu hem
de başarılı olmak eşyanın tabiatına aykırıdır! Bunun aksini söyleyen her kimse
doğruyu söylememektedir. Sözünü ettiğimiz kişisel ve toplumsal maneviyatın
zayıflaması olayı Ramazanda daha belirgin bir şekilde açığa çıkmıştır, tabi
görenler ve kaygı duyanlar için! Biz, Müslüman bir topluluğuz, en uzun günde on
yedi saat açlığa tahammül edemeyenlerin, Allah korusun, olası meşakkat ve
sıkıntılara hiç dayanamayacakları noktasından endişelerimizi dile getiriyoruz.
En önemlisi de içine düştüğümüz maneviyatsızlığın doğuracağı sıkıntıları,
geleceğimizi etkilemesi açısından, baştan görmemiz gerektiğini ifade ederek
yaşananlar karşısında üzüntümüzü beyan etmek istiyoruz.
Yapılan yanlışlıkların, hataların,
haksızlıkların, kısaca her türlü olumsuzlukların temelinde bu illet yok mudur?
Allah"ın, her hak sahibine hakkını teslim edeceğine inancı olmayan kişileri kim
durdurabilmektedir? Peygamber
Efendimizin "Dikkat ediniz bedende bir et parçası vardır; o iyi olunca insan
sâlih olur; o fesâda uğrayıp bozulunca insan da bozulur. Bu et parçası insanın
kalbidir." buyurdukları hadis-i şerifleri üzerinde günümüz Müslümanları daha
fazla düşünmeli ve konuyu anlamaya çalışmalıdır.
Artık savaşlar bu tür
alanlarda yapılmaktadır, kayıplar da bu alanlarda olmaktadır. Maneviyatsızlık
bir tür hastalıktır, zamana yayılır ve tahribatını yapar. Bu bakımdan herkes
kendisini, kendisi ile birlikte etrafındakileri kurtarmaya bakmalıdır.