Tartışmalı konulara girmek
istemem ama ortada yanlış olduğu kanaatine vardığım bir konu varsa ve hak söz
konusu ise sorumluluk duymak bakımından, o konuyu, hiç değilse tartışmaya açmak
suretiyle sorumluluktan kurtulmak gerektiğini düşünürüm. Bu konu üzerinden,
yüzüme karşı olmasa da gıyabımda alacağım eleştirinin ağırlığını tahmin
edebiliyorum ama olsun, bunu ifade etmem lazım. Çünkü bu konu geçen yıldan beri
zihnimi meşgul etmektedir.
Ramazan ayı geldiğinde,
insanların yardım yapma, ihtiyaç sahiplerini hatırlama gibi güzel duyguları
daha fazla harekete geçmekte ve semeresi de görülmektedir. Bir defa başta şunu
bilmek gerekir ki İslam anlayışına göre zekât, sadece merhamet ve yardımlaşma
hissi ile gerçekleştirilmesi gereken bir ibadet değildir. Zekât, zenginin
malından, Yüce Allah"ın belirleyip Peygamberimiz aracılığıyla inananlara
bildirdiği oranda, fakirin doğrudan sahip olduğu bir haktır. Biraz daha açacak
olursak zekât, bir hak olarak sahibine teslim edilmesi gereken bir ödemedir ve
günü geldiğinde de derhal teslim edilmesi gerekir, geciktirme yetkisi kimsede
yoktur. Bu alanda bu kadar bir ifadeyle yetinerek İşin detaylarını ilgililerine
bırakmak bakımından onlara saygısızlık etmek istemediğimi de belirtmek isterim.
Sosyolojik ve psikolojik
açıdan zekât, toplumdaki insanların bütünleşmesinde, her bakımdan kendilerini
güvende hissetmelerinde, sorumluluk ve güven formülünün işletilmesinde en etken
icraatlardan biridir. Ulaşılamayanlarla ulaşılmayanların yakın teması ve gönül
iletişimi bu vesileyle sağlanmış olduğu gibi erişimdeki engeller de yine bu
sayede ortadan kalkmış olacaktadır. Zekât veren, zekât verilenin hâlini bizzat
ve yakinen görmüş olacağından imkânla imkânsızlığın ne demek olduğunu da anlama
şansı bulacaktır. Bunlar olmadığında bütün bağlantılar kesilecek ve aradaki
mesafe de açılacaktır, tıpkı günümüzde olduğu gibi. Ayrıca imkân sahipleri bunu
bizzat yapmadıklarında veya kısmen ya da tamamen terk ettiklerinde, işin
merkezinden uzaklaşarak duyarsızlaşma ve bencilleşme tehlikesine maruz
kalacaklardır.
Zengin kişi zekâtını vermekle
sorumludur, zekât verdiği veya vereceği kişinin ne yiyeceğini belirlemeye bence
kendisi yetkili değildir. İstediği türden yardımı, zekât dışında, sadaka olarak
istediği şekilde yapabilir ama zekâtta bu yetki kendisinin olmamalıdır. Daha
açıkçası kişiyi zengin kılan ne ise zekâtın cinsi de o olmalıdır. Kişinin malı
yani keçisi koyunu varsa zekâtını davar olarak vermesi doğaldır ama makarnacı
olmayan birinin, fakirin yiyeceğini makarna olarak belirleme, tereyağı yemek
isteyen fakire "Yok, sen ayçiçeği yağı yemelisin!" deme hakkı yoktur. Sonra her
kişinin ihtiyacı farklı olabilir, borcu olan kişi borcunu ödemeyi
önceleyebilir. Bu konumda olanların yapacağı en doğru iş, zekâtını nakit olarak
verip harcama yetkisini hak sahiplerine bırakmak olmalarıdır.
Bu diyeceğime belki paket
hazırlayanlar kızacaklar ama zihnimi depreştiren bu hususu da söylemem gerekir.
Zekâtın paket olarak dağıtılması olabilir kabul edilse bile bana göre bu sefer
de zekâtlar eksik ödenmiş olacaktır. Çünkü hazırlanan paket, diyelim yüz
liralık bir paketse bunun on beş-yirmi lirası satıcının kârıdır. Bu durumda
satıcının kâr ettiği kadar fakirin hakkı eksik ödenmiş olmaktadır. Buna bir de
tüccar kârı ilave edildiğinde fakirin kaybı daha da artmaktadır. Böyle bir
tercihte bulunmak haksızlık olduğu halde bir hak sayılmamalıdır.
Velhasıl zekât gibi çok ciddi
bir ibadet, alelade uygulamalarla yasak savma kabilinden yapılacak bir iş
değildir. Bu bir ibadettir, bunun sorumluluğunu her mükellefin kendisi bilerek
icra etmelidir.
Kim bilir, belki de bu tür
haksızlıklar toplumun iflahına engel olmaktadır.