Fetret
Sözlükte "gevşeme, gücünü
ve te`sirini kaybetme" manasına gelmektedir. Dînî literatürde ise bir
peygamberin ölümü ile diğerinin zuhuru arasında geçen zaman dilimine denir. Bu
kavram daha çok Hz. İsa ile Hz. Muhammed (a.s.) arasında geçen tebliğsiz dönem
ile yine Hz. Peygambere nazil olan "Alak" sûresinin ilk âyetlerinden
"Müddessir" sûresinin başındaki âyetlerin inişine kadar vahyin geçici
bir süre için kesilmesi anı için kullanılmıştır. Her iki anlamda da
peygamberlik zincirinde süreklilik ve benzerlik arz eden tebliğ ve davetin
belli bir süre için kesintiye uğraması anlaşılmaktadır. Peygamberler tarihi
incelendiğinde hangi dönemde ne kadar yıl ve süre nübüvvet zincirinde kesinti
olduğu net olarak bilinmemektedir. Ancak Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında
yaklaşık 600 yıl gibi bir süre geçmiştir. Böylece Hz. Peygamber`in bi`seti
öncesi dönemde yaşayan bazı insanların hanif inancı üzerine, yani Hz.
İbrahim`in dinine bağlı olarak yaşadıkları bilinmektedir.
İster İslâm öncesi dönemde,
ister İslâmî devirde yaşamış olsun, peygamber davetinden haberdar olmayanların
dinî sorumluluğu hususunda kelâm bilginleri başta olmak üzere bütün İslâm
müctehidlerince farklı yorumlar yapılmıştır.
Haricî, Şiâ ve Eş`arî
mensupları insanların dinî yönden sorumlu tutulmasını peygamber davetinden
haberdar olma şartına bağladıklarından "fetret ehlinin" âhirette
kurtuluşa ereceği ve cennete gireceği görüşündedirler. Ebû Hanife, Mu`tezile ve
Mâtüridî gibi itikadî ekollerin temsilcileriyle bu ekollere bağlı olan diğer kelam
bilginlerine göre, fetret ehli, Allah`ın varlığına ve birliğine inanmak, ayrıca
akılla bilinebilecek olan iyi filleri yapmak ve kötü fiillerden kaçınmakla
yükümlüdür. Bu sorumluluğu yerine getirenler kurtuluşa erecek, getirmeyenler
ise cezaya muhatap olacaklardır. Selefiyye düşüncesini benimseyen âlimler ise
fetret ehlinin durumu, yapılacak bir imtihandan sonra belli olacak derler. Bu
durumda aklî melekesi yerinde olmayanlarla geç bir yaşta davete muhatap
olanların mazereti kabul edilecek, diğerleri ise fiillerine göre sorumlu
olacaklardır.
Hz. Peygamber`in nübüvveti ile
onun tebliğ ettiği İslâm dininin son ve evrensel olması dikkate alındığında Hz.
Peygamberin döneminde ve sonrasında sorumluluğu tamamen ortadan kaldıracak bir
fetret söz konusu değildir. Hz. Peygamber sadece Hira`da başlayan vahyin biraz
gecikmesiyle vahyin kendisinden uzaklaşmış olduğu hissine kapılmış ve o yüzden
küçük bir manevî üzüntü çekmiştir. Bu durgunluk devri kısa bir süre sonra
"Müddessir" sûresinin vahyi ile, sona ermiştir. Hz. Peygamber`den
sonra da bir fetret söz konusu değildir. Zira insanlık, İslâm vahyinden asla
uzak kalmamıştır. (F.K.) DİB Dini Kavramlar Sözlüğü
İMRAN KILIÇ
9.04.2013 00:00:00
-
1
Bekir Büyükkurt Türkiye Birincisi Oldu
-
2
Restorasyonu Tamamlanan 5 Camii Daha İbadete Açıldı
-
3
Pusula Maraş’tan Gençlere Ramazan Temalı Ödüllü Fotoğraf Yarışması
-
4
BAŞKAN AKPINAR: “12 ŞUBAT RUHU, ASRIN FELAKETİNDE YENİDEN DİRİLDİ”
-
5
Kahramanmaraş Hızlı Tren Ağına Entegre Ediliyor
-
6
KMTSO Başkanı Buluntu’dan 12 Şubat Mesajı
-
7
"Kurtuluş Ruhu" 106. Yılında
-
8
KSÜ’de Deprem Şehitleri İçin Mevlid-i Şerif Programı ve Anma Töreni Düzenlendi
-
9
Kahramanmaraş’ta CHP TBMM Grup Toplantısı Yapıldı
-
10
Türkoğlu’nda kar seferberliği vatandaştan tam not aldı
-
11
Görgel: “Tarihi Kapalı Çarşı’mızın Restorasyonu Tamamlanıyor”
-
12
Kırmızı Yelekliler Derneği'nden Kahramanmaraş ziyareti

