Maraş"ta bizim bildiğimiz eski ramazan bayramları

Her yörede eski ramazan bayramı hazırlıklarının farklı olduğu kanaatindeyim. Önceleri Ramazan Bayramına Maraş"ta "Çörek Bayramı" da denirdi. O da ramazan bayramında Maraş halkının çok miktarda çörek yaptırmasından kaynaklanırdı. O kadar çok miktarda çörek yaptırılırdı ki bayram günlerinde ekmek üretimi tamamen dururdu hatta bayram sonrasında bile birkaç gün ekmek fırınları tam kapasite çalışamayabilirdi. Çünkü bayram sonrasında nerede ki bir hafta, on gün evlerde çörek bulunurdu.

Çörek genellikle; un, yağ ve tuzdan mamul olurdu. Çok az sayıda aileler şekerli çöreği tercih ederlerdi. Bugün özellikle kent merkezinde sektör haline gelen çörek üretiminde aynı usulde üretim yapılmaktadır.

Bayramdan yaklaşık bir hafta öncesinden başlayan çörek yaptırma telaşı, bayram günlerine yakın daha bir yoğunluk kazanırdı. Kaç randıman undan daha iyi çörek olacağını halk değil un satıcıları belirlerdi. Hangi satıcıdaki çöreklik adı altında satılan undan daha güzel çörek imal edildiğinin meccani reklamı bazı çevrelerce yapılmak suretiyle tavsiye edilirdi. Altmışlı yılların sonuna kadar un, arpa, buğday, mercimek, mısır, nohut, kepek, küspe gibi tahıl ürünleri ve hayvan yemi cinsi ürünlerin satıldığı dükkânlarda satışa sunulurdu. Kaç kilogram una kaç kilogram yağ konulacağı yaklaşık olarak bilinmekle beraber ailelerin birbirlerine tavsiyeleri önemli ölçüde dikkate alınırdı. Çünkü çöreklerin kalitesi aileler için övünç meselesi olurdu. Yağ olarak, biraz da ekonomik duruma göre; tereyağı, tereyağı zeytinyağı karışımı veya büyük reklamlarla sonradan hayata yamanan genellikle katı margarin yağı, ya da donmuş nebati yağ zeytinyağı karışımı kullanılırdı. Tereyağı dışında donmuş yağların çörekleri daha kıvamında olur, zeytinyağı ise çöreği gevrek düşürürdü. Sıvı nebati yağların çöreklerinde kıvam elde edilemediği için ilk denemeden sonra kullanılmadı. Yağ ile birlikte su katılarak yoğrulan hamurda su yerine tercihe göre süt kullanıldığı, şekerli olanlarına bir miktar tahin katıldığı da olurdu.

Yoğrulan hamurlar, bağcılığın yaygın olmasından dolayı hemen her evde bulunan zembillere veya sandıklara konularak fırına götürülür, pişirim için sıraya konulurdu. Evinde zembil bulunmayanlar komşulardan temin ederdi. Çünkü zembil veya sandıkta getirilen çörek kırılmadan eve ulaştırılmış olurdu.

 Tırtırlı merdanelerle şekil verilerek ortalama bir simit büyüklüğünde açılan çöreklerin sakin ateşte pişirilmesi ve piştikten hemen sonra soğutulması önemliydi. Fırından çıkan çörekler ahşap ızgaralar üzerine serilir, ilk sıcaklığı alınarak hamurlama tabir edilen deformasyondan korunmuş olurdu. Bu yüzden pişirime özen gösteren fırınlar tercih edilirdi. Çörek sahibi her aşamada çöreğini takip etmek ve yapılması gereken bu işlemleri zamanında yapmak üzere mümkün mertebe pişirim anında fırında hazır bulunmak için saatlerce orada bekler, aksi bir durum gördüğünde müdahale ederdi. Fırıncı iş yoğunluğundan veya önemsemediğinden fırını paspaslamadığında yani özel temizleyici paçavra ile temizlemediğinde, çöreği fırına atılacak olan çörek sahibi fırını temizlemesi için ocakçıya ricada bulunur, şayet ocakçı kaba davranışlı birsi ise ikaz ederdi. Her fırıncı temizleme hassasiyeti göstermediği için daha dikkatli ve uysal fırıncılar tercih edilirdi. Bazen da parası ile iş yaptığı halde işini özenle yapmayanlara biraz itina göstermesi için araya adamlar konurdu. Toplumun ne hallere düşeceğinin sinyallere o zamanlardan gelmeye başlamıştı demek ki! Daha önceleri böyle bir uygulama olmamasına hatta ikram edilmek istendiğinde bunun kabul edilmemesine rağmen ilerleyen zamanda, parası ile iş yaptıkları halde bazı fırınlarda ocakçısından el altı tabir edilen yardımcı elamanlara kadar mesaide olan bütün elemanlar, ocaktan çıkan çöreklerden birer ikişer, hem de en güzel pişmişlerinden kendilerine pay almaya başlamışlardı. Bu davranış da bozulmuşluğun örneklerinden veya habercilerinden biriymiş ne yazık ki! Çizgisini kaybedenler kendileri de kaybolmaktadır!

Fırınlar yirmi dört saat aralıksız çalışırdı. Çöreklerin kokusu bir mahalleye yayılır, imalat süresince hissedilirdi. Merkez köylerden şehre yakın olanlarda fırın ve alış veriş yapacak dükkânlar pek bulunmadığı için köylerinden de çok sayıda çörek pişirtmeye kente gelenler olurdu. Bunlar, hayvanları yanlarında bulunduğu halde fırınların yakın yerlerinde beklerlerdi. Bu da kentlilerden birçoklarını rahatsız eder bu yüzden hayvanların bulunmadığı fırınlar daha çok tercih edilirdi.

Çörekler pişip eve geldikten sonra derhal serilerek ikinci kez havalandırılır böylece daha uzun süre dayanması sağlanırdı. Yakın komşulara ve akrabalara ailedeki kişi sayısına göre çörek ikram gönderilirdi. Çöreği güzel düşenler biraz da bunu övünç vesilesi yapardı. Bunlara, hangi oranda ne katıldığı sorulur ve alınan bilgiler bir sonraki senede kullanılmak üzere akıllarda muhafaza edilmeye çalışılırdı. Maraş halkı çörekten vazgeçmemesine rağmen imalatta sektörleşmeye gidilince bu heyecan da nerede ki bitmiş oldu. Seri imalat yapan çörekçilerde, bayram arifesinde kuyruklar görülse de eski heyecanın aynısını maalesef verememektedir!

Bayram hazırlıkları içersinde hoşaf yapımı da ayrı bir yer tutardı. Bayram ziyaretine gelenlere çörekle birlikte hoşaf ikram edilmesi gelenektendi. Hoşaf, genelde kendi ürünlerinden kurutulmuş üzüm, kayısı, vişneden başka elma, ayva gibi kak (hak)  kurularından da ilave yapılarak hazırlanır, az da olsa bazen bu ürünler çarşıdan satın alınırdı.

Bayram hazırlıkları bir bir tamamlanır, genellikle erkekler tıraşlarını arife gününde olurlar ve hamama giderlerdi. O tarihlerde Maraş geleneğinde kadınların kuaföre gitmeleri gibi bir adet zaten yoktu, onlar hamama da gün öncesinden giderler, arife günlerini evlerini bayrama hazırlamakla meşgul olarak geçirirlerdi.               

Bayram namazı için arife gecesi erken yatılır ve erken kalkılırdı. Varsa bayramlık yeni giysiler, yenisi alınmamışsa temiz ve düzgün olanları giyilir, bayramın havası her bakımdan hissedilir veya his ettirilirdi. Her bayramda yeni giysiler alınmaya gayret edilir, hiç değilse yeni bir çorap alınırdı.  Evin reisi baba, erkek çocuklarını yanına alarak bayram namazı için camiye gider sabah namazını cemaatle eda ederlerdi. Sabah namazında camide hazır bulunmayanlar biraz garipsenir, onlar için "Yatıp uyumuşlar, ancak bayram namazına gelebilmişler" değerlendirilmesi yapılırdı. Böylesi çok ayıp sayılırdı. Çünkü o gün bayramdı, bayrama geç kalınması hoş değildi. Herkes o ana önceden hazırlanmalı ve bir arada bulunmalıydı, birlik olunmalıydı.

Sabah namazından sonra bayram namazı saatine kadar cami imamı nasihatte bulunursa o dinlenilir, eğer bu yetenekte bir görevli yoksa Kur"an veya mevlit okunmak suretiyle bayram namazı saatine kadar beklenmesi gereken zaman doldurulurdu. Bayramın feyzinden yararlanmak isteyenler az da olsa vaiz bulunan camileri tercih ederlerdi, bu yüzden özellikle Ramazan Bayramında halk Ulu Camiye akın ederdi. Ancak bayram namazını mahalle sakinleri ile birlikte kılıp onlarla bayramlaşmak daha çok tercih edildiği için çoğunluk evlerine yakın camide hazır bulunurdu.

Coşkuyla getirilen tekbirler bayram sabahının en unutulmaz simgesiydi. Okunan tekbir ve salâtı selamlara küçük büyük herkes yüksek sesle iştirak eder, adeta camiyi inletirlerdi.  Tekbir eşliğinde bayram namazı için ayağa kalkılır, huşu ve heyecanla bayram namazı eda edilir, sonra da tekrardan tekbirler getirilirdi. Kaybettiklerimizin arasında o huşu ve heyecanın bulunması ne acı imiş, yaşayarak görmekteyiz bunları bugün.

Erkeklerin camiye gitmesinden sonra evde kadınlar sabah namazlarını eda ettikten sonra bayram hazırlıklarının tamamlanması için büyük bir efor sarf ederlerdi.

Gerçek bayram, namazla başlar, namazdan sonra cami avlusunda bayramlaşma ile doruğa ulaşır, kat kat taçları açılan çiçek misali oradan evlere sonra da akraba-i taallukatın hanelerine yayılırdı. Hatta kabristanda yatan ölmüşleri ziyarette bile bu bereket açıkça görülürdü!

Camide başlayan bayram heyecanı, yaz sıcağında akan serin ırmak suyu, kışın soğuğunda üşüyen vücudu saran sıcak bir hava gibi evlere sevgi ve kardeşlik olarak akar da akardı. Camiden dönen erkeklerle evlere vasıl olan bu heyecan aynı duygularla bekleyen kadınların yüreğinde birleşerek mutluluklar bütünleşir, büyür de büyür, sonra da cihana yayılmaya başlardı. Bayram namazı ile başlayan mutluluk ve heyecan dünyaya sığmaz asumana taşar ve dalga dalga yayılırdı. Bunu herkes hissederdi. Bayram neşesinin ulaşmadığı hiçbir alan yoktu. Nerede insan varsa orada mutlaka bayram da vardı.

Başka hiçbir ortamda bulunmayan huzur ve neşe bayram saatlerinde yaşanırdı. Yediden yetmişe herkes o saatlerde meleklerle birlikte olmanın hazzını, nefsini melekleştirerek katmerli bir şekilde yaşardı. O anda, o vecd halinden başka hiçbir şey hissetmeyen kişiler, ferden ferda adeta kanat takıp uçuyor gibi yaşardı. Hiç şüphesiz bayram sabahları, bir kişinin tadı damağında kalırcasına yaşayabileceği en mutlu anlardan biriydi.

Herkes önce kendi evinde aile efradı ile sonra da evlerinde ziyaret ettikleri büyükleri ile bayramlaşırlar, ihlâsla dualar edilir, dualar alınırdı. İçtenlikle büyüklerin elleri, daha fazlasıyla büyükler tarafından küçüklerin yanakları öpülürdü. Sevgi ve saygı böylece yeni bir ivme ve güç kazanırdı. Büyüklere gidilirken hediyeler götürülür, büyükler de çocuklara bayram harçlığı mahiyetinde para verirlerdi. Belki de bununla bu unutulmaması gerekenlerin, küçük yaşlarda çocukların hafızalarına yer etmesi sağlanırdı.

Kendi değerlerimize yamamaya çalıştığımız yaban örf ve adetler yüzünden güzel mi güzel örfümüze ait birçok şey kuş misali hayatımızdan uçup gitti. Belki de onlar bizi terk etmedi de biz onları terk ederek kendimizi yalnızlaştırmaya mahkûm ettik!


M. Nedim Tepebaşı

17.08.2012 00:00:00


Kahramanmaraş’lı Minik Dâhiden Dünya Birinciliği

Afşin ve Göksun’da Miniklere Özel Tiyatro Gösterisi

Kır Ailesinin Acı Günü

Kasım’da Dermankart’lı Ailelere 23 Milyonu Aşan Destek Ödemesi Yapıldı

KSÜ Kampüs Kablosuz Ağ Altyapısı Genişletildi

Goalball’da Gümüş Zafer

Ampute Futbol Türkiye Kupası Finali Kahramanmaraş’ta!

Göreve atanmasının 113. gününde, 113 partiliyle birlikte Ankara’ya ziyaret

Kahramanmaraş’ın talepleri tek tek Ankara gündeminde

TYB Kahramanmaraş Şubesi tarafından “Batılılaşma İhaneti’ni Yeniden Okumak” Programı Düzenledi

Kahramanmaraş’ın ilk elektrikli otobüslerinin sevkiyatı başladı

İş İnsanı Mesut Şahinkanat’a Anlamlı Plaket

Büyükşehir, Melek’in En Büyük Hayalini Gerçekleştirdi

Milli Savunma Bakanlığı, Onikişubat Belediyesi’nin dünyanın en büyük Türk Bayrağı’nı uzaydan görüntüledi

Onikişubat Belediyesi’nin Kahramanlık Türküleriyle Cumhuriyet Konseri’ne yoğun ilgi

Cumhuriyet Yürüyüşü’nde Kahramanmaraş Tek Yürek Oldu

Gül’den 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Mesajı