M. Nedim Tepebaşı

Tarih: 30.04.2018 12:12

Toplumsal Değişim Yaşanıyor Ama Nasıl

Facebook Twitter Linked-in


Eskiden ticaret yapanlar; müşterileri için; para kazanmamıza, ekmeğimizi kazanmamıza sebep olan anlamında "Müşteri velinimetimizdir" derlerdi, bunu da levha olarak dükkânlarına asarlardı.


Şimdi ise ticaret yapanlar müşterilerine; "Sizlere hizmet etmekten gurur duyuyoruz, mutlu oluyoruz!" gibi sözlerle reklam yaptırarak, müşterilerine iltifat etmeye çalışıyorlar güya!


İşin aslı öyle mi yani bugün işyeri sahipleri, müşteriye hizmet etmekten gurur mu duyuyorlar, mutlu mu oluyorlar gerçekten! Yoksa sözlerinin ne anlama geldiğini bilmeden; "Sizlerden kazandığımız paralar bizleri mutlu ediyor!" mu demek istiyorlar, tepki almaktan çekindikleri için de bunu söyleyemiyorlar mı yoksa?


Müşteriden bir güler yüzü bile esirgeyenler, nasıl oluyor da müşterilerine hizmetten mutluluk duyuyorlar, hiç merak ettiniz mi?


Hiçbir müşterinin işyeri sahipleri için; "Bize hizmetlerinizden dolayı onurlandık, mutlu olduk, gururlandık!" dediklerini duyan var mı?


Siyasette de böyle değil mi, birçokları temelli siyasetçi maşallah, üstelik hepsi de millete hizmet için bu işi yaptıklarını söylüyor! Yahu, biraz da başkalarına fırsat verin de, biraz da o kişiler bu mutluluğu yaşasalar, biraz da başkaları halka hizmet etseler, bu hizmetin tadına baksalar ya!


Yalan her yerde, iliklerine işlemiş birçoklarının.


                                                 ***                        ***           ***


 


Uhud Savaşı sırasında Peygamber Efendimiz sav, gerekli direktifleri verip talimatlarını sıraladıktan sonra;


Hakkını vermek üzere elindeki kılıcı kimin almak istediğini sormuştu.


Kılıcı herkes istiyordu ama o kılıcın hakkı ne idi, soran da, belki bilen de yoktu.


Bu yüzden Peygamberimiz de kılıcı kimseye vermiyordu.


Nihayet aklını kullanan birisi çıktı, kılıcı istemeden önce;


"O kılıcın hakkı nedir?" diye sordu.


Peygamberimiz de kılıcın hakkının, kılıcın ağzı dönünceye yani kullanılamaz hâle gelinceye kadar, düşmanla savaşmak olduğunu söyleyince, Ebu Dücane, hakkını vermek üzere kılıcı istemişti ve almıştı.


Ne demek istediğimi okuyanlar anlamışlardır, malum bir seçim arifesindeyiz ya!


Her işin elbette ki bir hakkı ve sorumluluğu vardır.


Zaten çoğu kez bunu bilmeyenler iş başında oldukları için değil midir ki insanların çoklarından verim alınamamaktadır.


Hoş gerçi, işin hakkını verecek olanların ne kadar arandığı da meçhuldür ya!


                                          ***                 ***            ***


 


Bir de işin şu tarafı var; parası olmayanlar bu sistem içerisinde hiçbir şey olamazlar, bakın; parası olmayandan hiçbir şey olmaz demiyorum.


Parası olmayan; Millet Vekilliği şöyle dursun, Belediye Meclis Üyeliğine bile müracaat edemez, bu yüzden allame i cihan olsa da parası olmayan bir şey olamaz.  Siyaset böyle yapılıyor çünkü!


Dünyalık iş ve işlemler paraya odaklıdır, paranın geçmediği yer ahiret yurdudur.


Haydi, teselli olalım!


                              ***                            ***                       ***


 


Yüce Allah katından, kötülerin neden cezalandırılmadığını, iyiliklerin karşılığının dünyada iken veya işlemin sonunda neden verilmediğini düşünenler olabilir. "Olabilir" biraz iyimser bir ifade, böyle düşünenlerin haddi hesabı yok, hatta kötülüklere anında bela gelmediği için yapılanların doğru olduğuna inanalar bile var! Böyle düşünmek biz insanlara mahsus bir yargılamadır.


Bu konu üzerinde doğru bir değerlendirme yaptığımız zaman; İlâhî adaletin, bizim hayatımıza aslında bir ışık tuttuğunu anlayabiliriz. Çünkü bu dünya bir sınav yeridir.


Şöyle düşünelim; sınava giren kişiye, sınav süresi içerisinde değerlendirmede bulunulması doğru mudur? Bir sınav yapılıyor, sınav süresini kullanmak, sınava giren kişinin hakkıdır. Sınav sonuçları, adayın sorulara doğru cevap verip veremediğinde ortaya çıkacaktır. Dünya hayatı da insanların sınavıdır, sınav süresini doğru kullanıp kullanmadığının karşılığını da Yüce Allah ahiret ve hesap dünyasında sonuçlandıracaktır. Ayrıca Allah, dünyada iken yapılanların karşılığının değerlendirilip sonuçlandırılması işini, yönetici konumundaki kişilere yani dünyanın işini dünyadakilere bırakmış, onları da bu yöntemle sınava almıştır. Daha açıkçası, yönettikleri insanların davranışlarını, müspet ya da menfi sonuçlandırmakta yetkilerini ne derece doğru veya yanlış kullandıkları da, eline yetki teslim edilenlerin sınavıdır. Onların da sınavlarının bir sonucu olacaktır.


İşte bu Allah"ın adaletidir.


Ancak, burada tuhaf olan şudur ki; birçok dindar insan, konuyu bu şekilde değerlendirmekten çok uzaklardadır. Her zaman ve her fırsatta söylediğim bir sözü burada bir kere daha söylemek istiyorum ki; Müslüman kesimden çokları, Allah"ı doğru tanımaktan da çok uzaklardadırlar! Hatta bunlar, kötülüklerin karşılığını ceza olarak görmediklerinde, kendi yanlış söz, davranış ya da kanaatlerinin doğru olduğunu bile zannetmektedirler.


Velhasıl, birçok sorunlar yumağı çözülmek üzere önümüzde durmaktadır!



Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —