Yazmak kolay bir iş değil, yazmamak da! Bir kısım günlük gazetelerin yayın hayatından çekilmesi ya da günlükten haftalığa dönüşmesi, yazı yazma hevesimi kırdı şahsen.
İnsan niçin yazar; keyif almak için mi? Eğer faydalı bir iş yapılmışsa ondan keyif alınması da doğal ve normal. Elbette hedefinde değişik cihet olanlar her zaman olmuştur, olabilir de. Ancak basın herkes için gereklidir, bu özelliğini de her zaman koruyacaktır.
Başta basının gerekliliğini işaret etmiş olayım öncelikle. Sadece basın için değil, güzel ve doğru iş yapmak herkes için esas olmalıdır, gazeteci de, yönetici de, sanatkâr da, zanaatkâr da, kamu hizmeti verenler de hepsi bunun içindedir elbette.
Gerek halk açısından gerekse kamu hizmeti verenler açısından, yapılması gereken çok önemli bir iş vardır; o da hakkın korunması işidir. Bu da iki şekilde olur; birincisi bütün canlıların hakkını teslim etmek, ikincisi haksızlığa meydan vermemek, varsa haksızlığı ortadan kaldırmak. Medeniyetler de "hak" üzerinde yükselir, haksızlıklarla zaafa uğrar ya da yıkılırlar. Hak konusunun din ile ilgisi de yoktur, insanlık gereğidir. Yani Müslümanlar hakkı korurlar, gayrimüslimler korumazlar diye bir şey de yoktur. Ama hak koruma işi başkalarından önce de Müslümanların görevidir, hem de onlar için çok önemli bir görevdir. Çok değil, bu yazıyı yazmaya oturmadan sadece yarım saat önce peş peşe birkaç haksızlık ve yanlışlığa şahit oldum. Bunlardan kamusal olan birisi şu oldu; bir sürücü, çıktığı tali yoldan ters istikamete girdi. Çünkü dönel kavşak bu tali yola ancak otuz-kırk metre uzaklıkta idi ama ters yönden. Doğru istikamette gitse, en yakın kavşak üç yüz metre gibi bir mesafededir, bunun bir de o kişinin ulaşması gereken kavşağa uzaklığı var yani vatandaş altı yüz metre yol kat edecekken ters istikamette bu yolu otuz-kırk metreyle bitirmiş olacak. Peki, bu arada karşıdan gelen araç ve sürücüye zarar verirse ne olacak?
Sadece bu mu? Elbette ki bizim memleketimizde haksızlıklar saymakla bitmez. Kimse de "Yahu, bu kadar olumsuz iş, haksızlık yapıldığından dolayı başımıza gelmekte olmasın?" demez.
Ramazan geldiğinden beri bir davulcu eziyeti sürüp gitmektedir. Kimine göre bu bir güzelliktir, kimine göre gelenektir, kimine göre Ramazan"ın olmazsa olmazlarındandır, say sayabildiğin kadar. Bu sayılanlara bakılırsa dinin sosyal hayatta hiç yeri yoktur. Kimse kimseyi inandırmaya kalkmasın, ben Maraş"ta doğdum, büyüdüm, bu davul işinin geçmişi yirmi yıldan daha geriye gitmez, ne geleneğinden söz ediliyor ki? Bu yazıyı yazdığım tarih itibarıyla üniversite adayları dün ve önceki gün sınava girdiler. Gecenin saat 01.00"inde davul çalınıyor, kaça kadar, saat üçe kadar, zaten 03.16 da imsak oluyor. Diyanet organları sınava gireceklerin "bir yılına mal olacak gerekçesiyle sınav günü oruç tutmayabileceklerine" karar bile vermiş, o da nasıl oluyorsa ve insanlar Allah adına ne zamandan beri karar verme yetkisi elde etmişlerse? Bunu da anlamak mümkün değil.
Bir tarafta tutarsız ve gülünç bu fetva örneği, diğer tarafta tamamen bir haksızlık, tamamen gürültü kirliği olan davul çalma işini sonlandırmayan yetki organları! Allah aşkına biz ne zaman doğru iş yapacağız, kendi yetki alanımızda kalıp haklara saygılı olacağız? Facebook"ta yakınmalar, birbirini aşağılamalar, suçlamalar, hatta küfürler gırla gidiyor. Sizden davul isteyen mi var, olsa bile istemeyenlerin uğradığı eziyet ve hakarete kimin yetkisi var?
Anlamayanlar, ya da anlamak istemeyenler için tekrar söylüyorum; Ramazan"da davul çalınması geleneğimiz değildir, din kuralı değildir, Ramazan ayı eğlence ayı değildir, aksine Ramazan ayı yoğun ibadet ayıdır. Bu da kime sorulursa sorulsun.
Kişisel ve de toplumsal haklar teslim edilmeden, yerine getirilmeden olumlu hiçbir gelişme olmaz ve olmayacaktır, işte yazıyorum buraya. Görülen de o dur ki; bizim toplum olarak medeni olmamız için çok çalışmamız gerekiyor, çok!