M. KEMAL ATİK

Tarih: 01.03.2017 21:19

Asya Türk Cumhuriyetlerinde Yıkıcı Faaliyetler ve Etkileri(2)

Facebook Twitter Linked-in

Asya Türk cumhuriyetlerinde yıkıcı faaliyetlerin gücünü tahmin etmek zordur. Emperyalist güçlerin kontrolünde gelişen yıkıcı faaliyetler her kılıfa girmektedirler. Komünist dönemin materyalist zihniyetinin geliştirip büyüttüğü cinsel içgüdülerden, şöhret içgüdülerinden, şehvet içgüdülerinden kurtulmak isteyen halkın, insani içeriğinden nasıl boşaltılıp uzaklaştırılacağı planları yapılmaktadır. Sürekli olarak insani erdemlere Batının sahip olduğunu anlatarak,  her şeyin iyisini Batı insanının düşündüğünü, her şeyin en iyisini Batı insanının yaptığını, zafiyetin söz konusu olmadığını, eksik veya kusuru benimsemedikleri için de ekonomik ve demokrasi yönden geliştiklerini zihinlere empoze etmektedirler. Emperyalistler yıkıcı faaliyetlerini, özellikle gençlere yönelik yapmaktadırlar. Bunun için de onları kültürel ve eğlence aktiviteleri içine çekerek, gençlik ve lüks duygularına hitap ederek onları kazanmaya çalışmaktadırlar. Mesela, gençler arasında buluşma mekânları, müziği, seyirlik şeyleri, keyif ve hoş zamanları, kahveler, videoklüpler, dansingler, sinemalar, bazı spor kulüpleri yanında, kitap ödünç vermeler, çocuklar için kurslar, kooperatifler, toplu taşıma olanaklarının yaratılması, yurt dışında burslu okuma olanakları, vs.

Emperyalistler zihinsel bütünlüğü ve değerleri bölmeye yönelik bu gayretlerini çeşitli meslek dallarında görev alarak yürütmektedirler. Bunun için de öncelikle gittikleri ülkenin sosyal yapısını, ahlakını, örf ve âdetlerini, dinini, dilini, kültürünü, inançlarını, edebiyatını, musiki ve estetik gibi değerlerini de kullanarak emellerini gerçekleştirmeye, ekonomik yönden güçsüz olan gençleri tuzağa düşürmeye çalışmaktadırlar. Bunun için de Evleri, kurumları, okulları, yurtları, hastaneleri, hapishaneleri, yoksul kesimi,  geri kalmış kesimin bulunduğu mahalleler, vs. kullanarak ideallerini gerçekleştirmeye çalışırlar.

Emperyalistler gayet sinsice Hıristiyanlığın ve Kilisenin değerlerini yayarak, insanları sadece Hıristiyanlaştırmak değil, aynı zamanda ülkeleri ve toplumları siyasî, ekonomik ve kültürel yönden de bağımlı hale getirmek için de yoğun gayret göstermektedirler. Bu gayretlerinde öncelikle Müslüman halka Müslümanları ve İslam"ı ilkellikle suçlayarak insanların atalarının dinine olan bağlılıklarını zayıf düşürmeye çalışmaktırlar. Bunu yaparken de halka, İslam toplumunun İslam"ın etkisinden kurtulmadıkça geri kalmışlıktan kurtulamayacağını telkin etmektedirler. Zihinlerde bir çeşit kargaşa yaratmak için İslam hakkında ortaçağ anlayışlarının ve saldırganlıklarının bir sonucu olarak söyledikleri iddialar şunlardır: "İslam, Müslüman"ı hayvani içgüdülerin tutsağı olarak görür; her zaman cinselliği öne çıkarır. Kadını bir hizmetçi ve cinsel bir meta olarak görür; korkakları cehennemle tehdit eder; cesurlara cennet vaat eder; şiddeti, terörü,

cihadı, din için insan öldürmeyi, din egemen oluncaya kadar savaşmayı emreder. Müslüman ise, şiddet düşkünü, fanatik biçimde dindar, saldırgan, basit fikirli, eğitimsiz, hem komik hem korkutucu, dogmatik düşüncelere bağlı, geçmişin ayrıntılarında takılıp kalan, son derece ham, açgözlü, Tanrı için kan dökmeye inanan, modernliğe karşı çıkan, meskenet ve zillet içinde yaşamayı ilahi bir kader olarak telkin eder. İslam bir şiddet dinidir. Kur`an, Müslüman olmayanlara karşı savaşı emretmektedir. Kur`an`ın Allah`ı, insanları cehennemde acımasızca yakmaktadır. Hâlbuki İsa tüm insanlık adına çarmıha gerilmiştir. Kur`an kaderciliği ve fakirliği telkin etmektedir. Bunun için bugün tüm İslam ülkeleri yani bu dinin mensupları yoksulluğun ve miskinliğin esiri olmuşlardır". 



Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —