İletişim araçlarının yaygın ve etkin bir şekilde kullanılmaya başlaması ile birlikte, özellikle aynı partiden seçilmiş belediye yönetimleri, herhangi bir ön incelemeye tabi bile tutmadan, birinin yaptığını diğeri daha duyar duymaz, doğrusu ve eğrisi ile kentine taşımaya ve nerede ki aynı şekli ile uygulamaya başlamışlardır. Hele bu tür işleri yapan belediye başkanı popüler birisiyse, alım işi çok daha hızlı bir şekilde tamamlanmıştır. İşte bu tür işlerden birisi de içinde bulunduğumuz Ramazan ayında görüldüğü gibi İftar Çadırlarıdır.
Elbette ki uygulamanın iyi tarafları olduğu kadar gözden kaçan ve doğru uygulanmayan ve de mahsurlu olan tarafları da vardır.
Bu işin ilk uygulaması yanılmıyorsam İstanbul"da başlamıştı. O zaman çok da takdir edilmişti. İstanbul gibi metropol bir şehirde, çalışan insanların belki de çoğu iftar saatinde evlerinde olamıyorlardı ve hâlâ da öyledir. Bu bakımdan iftar çadırları bu insanlar açısından iyi bir nefeslenme yerleri işlevi görmüştür, hâlâ aynı işlevi görmekte midir, doğrusu ondan pek emin değilim!
Kahramanmaraş"ta, iftar çadırı uygulaması benim de içinde bulunduğum dönemde başlamıştı. Orta Hal olarak bilinen, şimdiki Kültür Park"ın inşa edildiği yerde bir tek çadırla başlayan iş, ilerleyen yıllarda kentin birçok yerlerine yayıldı.
O ilk yılda, yine İstanbul gibi şehirlerde uygulanan etkinliklerin benzerleri, belki daha seçici bir şekilde bizde de programlandı. Ancak gördük ki İstanbul"da ilgi gören bir program burada benzer ilgiyi görmedi. Mesela İstanbul"da hâlâ büyük bir ilgi ve beğeni ile takip edilen bir hocanın programına Kahramanmaraş"ta hemen hiç ilgi olmadı. İyi ki o gün uçak rötar yaptı da hocaya karşı mahcup olunmadı, dolayısıyla dar çerçevede yapılan sohbetle o gece iş savuşturulmuş oldu. Bir daha da öyle programlar düşünülmedi çünkü halkımız ilgi göstermedi. Şimdi gelinen noktadan baktığımda bu işlerin pek de gerekli olmadığını hatta hiç gerek olmadığını düşünmekteyim.
Hele tamamen yaz günlerine gelen Ramazan ayı akşamlarında, benzer programlar yapmak, Ramazan"ın ruhuna da aykırı bir durum arz etmektedir.
Ramazan ayı bir ibadet ayıdır, bunu bilmeyen de yoktur. Bunu bilmeyen olmamasına rağmen Ramazan gecelerini eğlenceye dönüştüren kökü ta mazilerden gelen zihniyetin, bu ülkede ne yapmak istediğini toplum olarak pek düşünmemişiz, anlayamamışız, hâlâ da bunun düşünüldüğünü ve anlaşıldığını söylemek mümkün değildir.
Akşam teravih kılmaya gidenler için bu tür programların zaten bir anlamı yoktur, teravihten sonra da zaman yoktur, şayet programlar, insanların ibadetlerini yapmaya mânia teşkil ediyorsa, ona sebep olmak bakımından da bu tür programlar, icracı kişilere ayrı bir sorumluluk yüklemektedir. Bunları, olayları doğru okuma bakımından söylüyorum, kimseyle de tartışmaya girmeye niyetim yok, bunu da baştan söylemiş olayım. Az önceki cümlelerde de belirttim, bu alanda yapılanların ne kadarı benimle ilgiliydi o bir tarafa ben, bizim yaptıklarımızı da gerektiğinde zaten eleştiriyorum.
Türkiye, hemen herkesin her işiten anladığı ve her işle uğraştığı bir ülkedir. Kahramanmaraş da bu tür işlerin birçoğunda mutlaka başı çekmelidir!
Ramazan ayını dolu dolu yaşayacak programlar yapmak, aslında herkesten önce Diyanet Teşkilatına düşer, düşer düşmesine de ne teşkilatta, ne de din eğitimi almış kişilerde böyle bir cehd olmayınca herhalde böyle durumlar ortaya çıkmakta yani diğerleri durumdan kendilerine vazife çıkarmaktadırlar. Dini alandan kendisine vazife çıkarma işini, ta geçmişten bugüne, en çok da siyaset kurumları sevmiş, siyasiler arasında da dindar tabir edilen kesim daha çok sevmiş gibi görünmektedir. Bu da işin ayrı bir tarafıdır!
İnsanlara ikramda bulunmak, ihtiyaç sahiplerine yemek yedirmek elbette güzel işlerdir, özellikle de devlet kurumlarından, görev alanına girenler için bu bir görevdir. Bunlara kimsenin itiraz edeceğini zannetmiyorum.
İlk İftar Çadırı uygulamasında, belediye başkanı kentin varlıklı kişileriyle birebir görüşerek her iftar bedelini bir işadamının karşılamasını sağlamıştı yani devlet bütçesinden herhangi bir meblağ çıkmamıştı. Bu bakımdan ihale ve parasal işlemlerde bir sorun yoktu. Hatta bu kişilerden ailesi ile birlikte çadırda iftar yapanların yanında bizzat kendileri bizleri de davet ederek iftarda beraber olmak dileğinde bulunanlar da olmuştu. Belki birlikte iftarın en anlamlı tarafı da bu idi. Ben de çok az sayıda bu ortamda bulunmuş ve o atmosferi teneffüs etmiştim.
Ancak bu durumlarda bile belki de gayretullaha dokunacak davranışlarda bulunanlar olabiliyordu. Bu bağlamda yani halkımızın arasında olmak anlamında, bir defasında bazı arkadaşlarla birlikte çadırda iftara katılmıştık. Ben sadece iyi niyetle yapıldığına inanmak istiyorum; iftar sırasında, çadırda karnımızı doyurmamamız, başka bir yerde iftarda buluşmamız teklifi bana iletildiğinde ben, beraber gittiğim arkadaşlara, kendilerinin bana bağlı olmadıklarını, isterlerse o davete katılabileceklerini, ancak benim, o akşam iftarı, çadıra gelen halkımızla beraber yapmak istediğimi söyledim. Benimle birlikte iftara gelen arkadaşlarım da benim düşüncemde olduklarını söyleyerek o davete katılmamışlardı yani çadırda kalmıştık. Bu tür işlerden bir kısmının göstermelik yapıldığını ve mecrasında yürümediğini ilk defa o akşam anlamıştım.
İftar yemeklerinin hazırlanması işinde, başta ben hiç içinde olmadım, zaten dediğim gibi iftarları işadamları verdiği için onlarla birebir başkan bey muhatap oluyordu.
İlerleyen yıllarda işin şekli değişmeye başladı, bir tarafta çadırların sayısı artarken iftar ulaştırılan kişi sayısı daha da çok arttı. Çadırlardan başka, yemek dağıtımı yapılan noktalar oluşturuldu. Aslında biraz da iş kontrolden çıktı. İşin hacmi genişledikçe beraberinde getirdiği yük de doğal olarak artacaktı ve arttı. Bu defa işin mali boyutu tamamen belediyeye kaldı.
Bu işler genişledikçe o derecede de karmaşık bir hal alıyordu. Benzer durumlar sebebiyle daha önce de farklı boyutu ve şekliyle yazmıştım; kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, doğru bilinenler konuşulmalı ki yanlış işler tekrar etmemelidir. Zaten bu dosyanın amacı da budur.
Yönetim işi başlı başına bir sanat işidir. Bürokrasinin kuralları kolayına kazanılmamıştır, bu bir birikim ve tecrübeleri harmanlama ve içinden kendisine yarayacak olanı seçip alma işidir. Hele hiyerarşi, yönetimin vazgeçilmezidir. Biraz abartılı olacak ama olsun, hiyerarşi yani işlerin silsile yolu ile yürütülmesi Allah"ın sistemine en uygun olanıdır.
Temelde devlet yönetiminde tecrübesi olmayanların işe intibakları zaman alır, o zaman içerisinde ise kırılanların, dökülenlerin belki de haddi hesabı olmayacaktır. Bunu en yakın yaşayanlardan biri benim. Bana gelene kadarki belediye başkan yardımcılarının kahir ekseriyetinde bürokratik tecrübe bir tarafa o makamda kalabilmelerinin ön şartı başkana mutlak bağlılık ve verilenleri doğru ya da yanlış yapılması esas olmuştur. Çoğu kere başkan talimat vermiştir ya da birim amiri yapılacak işi organize etmiştir, başkan yardımcıları da önlerine geleni onaylamışlardır. Yani bir nevi sakallarının altından geçilmiştir. Birim amirleri bazen başkanı bile yönlendirmeyi başarmışlardır. Ben biraz da bunun böyle olmayacağını söylemiş olmamın ve uygulamadaki yanlışları düzeltmeye çalışmamın zorluklarını yaşadım. Takdir edilir ki alışılmışı değiştirmek kadar zor bir iş yoktur.
Aslında iyi de oldu. Bunları şunun için anlattım biraz da; İftar verme işini, bana bağlı bir müdürlüğün yürütmesine karşılık, işin akışına müdahale hep başkandan gelmiştir. Ben şahsen, ihale yasasını yeterli bulmadığımı her fırsatta söylemişimdir ama benim, işin bu tarafına müdahale imkânım da yetkim de olamazdı. Hiçbir zaman parasal işlerin içinde olmak bir tarafa yakınında bile bulunmayı istememişimdir. Bu yüzden, tabir yerindeyse davul benim sırtımda, çomak başkasının elinde olsun da istemem, açıkçası buna razı olmam. Belki de bundan dolayıdır ki benden önce üst yönetici bu işleri kendi kontrolünde tutmuş, ben de kontrolü bende olmayan bir sorumluluğu üstlenmemek bakımından işe karışmamışımdır.
İhaleyle yemek yaptırılışının belki de ilk yılında samimiyetine güvendiğim görevli bir arkadaşımıza, ihaleyi alan firmanın denetlenmesi görevi verilmiş. Bu da isabetli bir seçim olmuş. Arkadaşımızın yaptığı denetim, firmanın epeyce canını sıkmış olacak ki ilgili müdürlük bana bağlı olduğu için herhalde riyasetle görüşmek isteyen birisi bana yönlendirilmiş. Görüşme sırasında o kişi bana, yemek ihalesini alan firmayla bir alakasının olmadığını, dışarıdan birisi olduğunu ve denetçi arkadaşın işleri yokuşa sürdüğünü, bu işten firmanın zarar edeceğini söylemişti. Ben de her şeye rağmen baştan savmak yerine ona, firmayla alakası yoksa konunun kendisini ilgilendirmeyeceğini, firma yetkilisinin işini kendisinin takip etmesini söylemiştim. Sonra da arkadaşımıza işini sıkı takip etmesini tembihlemiştim.
Arkadaşımız işini sıkı bir şekilde takibe devam etti, ancak o gün bu işlerin de ihale usulü ile yürümeyeceğini anladım. Siz yemeği ihale edeceksiniz, ancak yemek yapan firmanın ne kullandığından haberiniz bile olmayacak, ya da kişi başına kullanılacak malzemeyi yazarak ihaleye çıkacaksınız, bu işleri bilmeyen kişilere görev verip ihale yaptıracaksınız, sonra da adamların kullandıkları malzeme cins ve miktarını değerlendiremeyeceksiniz ya da denetleyemeyeceksiniz. İhale yoluyla hesapsız para kazananlar nasıl kazanıyor zannediyorsunuz. İşte siyasette benim suçlarımın bir kısmı bunlar, yani işi sağlam kazığa bağlamaktır. Adınız geçimsiz adam olur ondan sonra da, ama olsun.
Biz bir sonraki yılda müdürlüğümüzün işini sahiplenmek durumunda kaldık ve işin şeklini değiştirerek kontrolün tamamen belediye ekiplerinde olacak şekilde bir düzenlemesini yapmıştık. Yemek olarak değil sadece yemeğin dağıtımı ve kaşık, çatal, tabak gibi malzemelerin temini ve kullanımı ihale edilmişti. Çünkü yemek firmasının bu malzemeleri vardı. Yemeklik gıda malzemesinin tamamını belediye temin etmiş, Belediye Aşevinde çalışan elemanlar da gıda mühendisimizin kontrolünde yemeği hazırlamışlardı. Böylece dedikoduya açık hiçbir durum da kalmamıştı.
Bu tür işlerde belediyenin yapamayacağı iş yoktur, sadece kendisine güvenmesi ve işlerini takip eden yönetici ve elamanların yerli yerinde durması, bir de çalışanlarla doğru iletişim kurulması yeterlidir. Ben, Belediye Aşevinde çalışan az sayıdaki arkadaşların çok işler başardığını keşfetmiş ve görmüş birisiyim. Bu bakımdan iftar yemeklerinin, bu ekip tarafından yapılabileceğine inanarak, bu işi onlara teslim etmenin en uygun bir davranış olacağını gördüm ve dedikoduya açık defteri de böylece kapatmış olmuştuk. Bizden sonra ne olduğunu bilmiyorum. Çünkü bu işler benim ilgi alanımın dışındadır artık!
İşin aslına bakılırsa belediyenin bu tip işlerle uğraşması çok da gerekli değildir artık, elbette ki bana göre. Halk her şeyden pimpiriklenir hale gelmiştir. Hizmetlerden yararlananların da durumları değişmiştir. Bunlar, dedikodu malzemesi durumuna düşmüştür. Halktan bazı kesim bu yapılanları geriden geriye sorgulamakta ve yönetime gönül koymaktadır. İhtiyaç sahiplerinin bu tür hizmetlerden yararlanmasına hiçbir ama gerçekten hiçbir vatandaşımız itiraz etmez. Ancak işin şova dönüşmesini ve bu buluşmalara sadece belirli kesimin katılıyor olmasını eleştiren ve sorgulayan diğer bir kesimin olduğunu görmek gerekmektedir. Ayrıca değişik siyasi görüşte olanlar aralarındaki mesafenin bu tür işlerle daha da açılmaması gerektiğinin yeniden değerlendirilmesinde fayda vardır. Bu işte, düşüncesinden dolayı kimseye karşı kızgınlık ve alınganlık göstermeye de gerek yoktur. Çünkü hepimiz aynı geminin yolcularıyız.