Menü KAHRAMANMARAŞ Yorum Gazetesi
M. Nedim Tepebaşı

M. Nedim Tepebaşı

Tarih: 02.07.2015 10:30

Kahramanmaraş Dosyası 51

Facebook Twitter Linked-in

Bizim yönetimde bulunduğumuz ilk yıllarda Ramazan ayı geldiğinde "Gıda Paketleri" hazırlanıyor ve dağıtılıyordu. Israrla bu uygulamanın doğru olmadığı üzerinde durduğum halde o gün için bir alternatif de yoktu. Daha sonra çıkarılan Belediye Yasası ile belediyelere Gıda Bankası kurma yetkisi verildi. Çeşitli bahanelerle ertelenen Gıda Bankası kuruluşunu nihayet gerçekleştirebilmiştik.

Gıda Paketi dağıtılmasına birkaç yönden hep karşı oldum. Bir defa insanlara yardım yapılıyorsa ya da zekât veriliyorsa insanların ne yiyeceklerine karar verme yetkisini kimse kendisinde görmemelidir. Kendi sofrasında insanlara ikramda bulunanlar, ikram sahibi olarak ikramın türünü belirlemede serbesttir. Ancak bu yardım devlet bütçesinden yapılıyorsa ya da kişi zekât veriyorsa kusura bakılmasın kimsenin, yardım türünü belirleme yetkisi yoktur. Aslında buna yardım demek de doğru değildir çünkü zekât da devlet bütçesinden verilen de fakir kişinin hakkıdır.

Bu uygulama belki de eskiden beri gelen bir alışkanlığın devamıdır. Geçmiş dönemlerde zenginler, Ramazan ayı geldiğinde, genelde Kapalıçarşı"dan, daha çok basma türü kumaşlardan satın alıp dağıttıklarını ta çocukluğumuzda duyardık. Demek ki o zaman da bu tür uygulamalar eleştiri konusu olurdu ki bunları hatırlayabiliyorum.

Genel olarak cins ve miktarı bir yöneticinin kararı ile belirlenen gıda paketleri dağıtımının bir diğer mahzuru ise dağıtımındaki yöntemdir. Zekât veren kişi, serveti verenin ve asıl mülk sahibinin Allah olduğunu, zekâtı da bizzat Allah"ın kendisinin yönetimine verdiği mal üzerinden yine Allah"ın fakire tanıdığı pay hakkı olarak bilmelidir. Devlet yönetiminde çalışanlar da bu konuyu aynı şekilde değerlendirmelidirler. Dolayısıyla yardım ya da zekât alan kişinin karşıdakilere herhangi bir minnet borcu yoktur. Ancak uygulamada böyle olamadığı gibi çoğu zaman umulmadık derecede büyük hatalar işlenebilmektedir.

Özellikle belediyelerin dağıttıkları Gıda Paketleri üzerinden kendince tasarrufta bulunanların olabileceği çoğu zaman üst yönetici tarafından hesaba katılmamaktadır. Yardımları dağıtma yetkisi verilen kişi ya da kişiler bu uygulama üzerinden kendileri bir tercihte bulunurlarsa insanlar üzerinde farklı bir sömürü düzeni oluşmuş olacaktır. Dolayısıyla yardım alan kişi, aradaki görevliye karşı kendisinde bir minnet borcu duyacak bu da karşıdaki kişinin nefsini okşayacaktır.

Söz konusu yardımların dağıtımında bazen de gerçek ihtiyaç sahipleri değil de ikinci, üçüncü dereceden ihtiyaç sahibi denilecek durumda olanlar, birileri tarafından isimleri verilenler tercih edilmekte veya tercih edilmek zorunda kalınmakta bu da birinci dereceden ihtiyaç sahiplerinin mağdur edilmesine sebep olmaktadır. Bu durum,  vatandaşlarda devlet yönetimine karşı güvensizlik ve kırılganlık oluşturmaktadır.

Uygulamada bu hataların olduğuna dair dağıtım döneminde doğal olarak ihbarlar olmuştur. Kimseye durumunu açamayıp belki de aç sabahladıkları günler-geceler olduğunu duyduğum, bildiğim birkaç adres vermeme ve takip etmeme rağmen yardımın götürülmediğini tespit ettiğim zamanlar olmuştur. Bunları kimseyi eleştirmek veya suçlamak için söylemiyorum, sadece sistemin çalıştığı çarpıklığı anlatmaya çalışıyorum.

Gıda Bankalarının kuruluş felsefesinde, son tüketim tarihi yaklaşan gıdaların bozulmadan önce Gıda Bankalarına verilerek ihtiyaç sahiplerine dağıtılması hedeflenmiştir. Aslında bu uygulamanın hayata geçirilmiş olması çok yerinde olmuştur. Ancak bir tarafta bu değerlendirme yapılmışken diğer tarafta belediyelerin kurduğu Gıda Bankalarının bu tür bağışları alabileceğine dair herhangi bir hüküm getirilmemiş olması bir eksiklik oluşturmuştur.

Belediye Gıda Bankasını kurduktan sonra bağış alınamayacağını öğrendik. O zaman Vergi Dairesi Başkanı ile yaptığımız görüşmeden sonra çözüm olarak, arkadaşlarımıza, bağış alabilecek konumda bir dernek kurdurduk. Dernek yönetimi Gıda Bankası ile müşterek çalışmak istediğine dair Belediyeye müracaatta bulundu. Mecliste alınan olumlu kararla bu engeli aşmış olduk. Şu hâle bakın ki devlet adına iş yapacaksınız, devlet kurumlarının eksik bıraktıkları kısımları dolambaçlı yollarla taşrada çözmeye çalışacaksınız. Gerçi benim belediyede bulunduğum süre içerisinde dışardan hiçbir bağış da gelmedi. Bizim ilimizin böyle de ilgisizlik gibi tarafları çoktur. Ya da devletin bütün nimetlerinden yararlanılması adına her yolun denenip nimetlerden yaralanma cihetine gidilirken, hatta bazı çevrelerce halka bu yönde telkinlerde bulunulurken, devlet kurumlarına karşı da bir güvensizlik her zaman oluşturulmuştur, doğru oturup doğru konuşmak gerekirse bu işler hep öyle olmuştur ve hâlâ da böyle devam etmektedir. Ya da yukarıda anlattığım şekildeki uygulamalardan dolayı güvensizlik kendiliğinden oluşmuştur. Bu da elbette ki bazılarına güzel malzeme ve fırsat olmuştur. Ben de nedense bu tür işlerin gerçek manada devlet tarafından yürütülmesini hep önemsemişimdir.

Bu yardım işleri için kapı kapı yardım dağıtılmasındansa vatandaşa özel hazırlanıp verilen kart ile Gıda Bankasından kendi ihtiyaçlarını alması en doğru olanıdır. Bizim çalıştığımız dönemde Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı"nda da bu konu çokça gündeme gelmiş, sonunda onlar da ihtiyaç sahibi vatandaşlara aylık para yüklenen kart vermek suretiyle anlaşmalı yerlerden kendi ihtiyaçlarını almaları yolunu tercih etmişlerdir. Şu anda bu sistemden daha uygun bir sistem bulunmamaktadır. Bunun daha ilerisi ise kişinin hesabına para yatırmaktır.

Bu yardımlar aslında daha farklı bir statüde yapılmalıdır. Bir tarafta yardımlar yapılırken diğer taraftan da işsizlere iş temini, ya da bir sanat öğretimi yönüne gidilmelidir. Sürekli tüketen toplumdan üreterek tüketen toplum olmaya yenilmelidir. Ülke kalkınmasında bu sistemin uygulamaya konulması hem ciddi bir konudur hem de gereklidir. Bunların nasıl olacağına dair planlarımı daha önceki bölümlerde anlattım.

Şu anda yapılan yardımlar, çalışabilecek durumda olanların bile çalışmadan, üretmeden tüketmelerine ve yaşamalarına yöneliktir. Yeşilkartlı olanların bir işte çalışmak istemediğini sokaktaki insanlar bile konuşmaktadır. Sağlık güvence altındayken, Sosyal Dayanışma Vakfı, belediyeler ve diğer hayır hizmetinde bulunanların desteği sürerken, bu desteği alanların çalışmak istemediğini bilmeyen mi vardır? Bu durum çalışmak istemeyenlerin de bazılarının da doğrusu işine gelmektedir.

Burada, çok sıklıkla verdiğim bir örneği tekrar anlatmak isterim. Başkalarının yardımıyla geçinen ancak çalışabilecek durumda olan birisinin evinde bulunan, çocukların üzerine örtülmüş bir kilimi ve bir tencereyi Peygamber Efendimiz sattırmışlar ve o parayla ip aldırtmışlardır. Sonra da İpi o fakir adama vererek, "Bunu al, dağlara git, odun toplayıp satarak para kazanmaya çalış. Kırk gün evine hiç uğrama. Bu süre zarfında evin bütün ihtiyaçlarını biz göreceğiz!" buyurmuşlar.

Adam kırk gün sonra kazandığı paralarla Peygamberimiz (sav)"in huzuruna gelir. Peygamberimiz ona Medine`de bir ticarethane açtırır ve adam böylece geçimini sağlamaya başlar. Bu hadise üzerine Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyururlar: "... Sizden birinizin, urganını omzuna alarak dağdan odun toplaması, sonra da onu sırtlanarak pazara götürüp satmak suretiyle geçinmesi, herhangi bir kimseye gidip de ondan bir şey istemesinden daha hayırlıdır." (Buhârî, Buyû, 15) buyurmuşlardır.

Yöneticilerin işlerinden biri de bu tür işleri organize ederek rehberlik yapmaktır. İşi olmayanları iş sahibi yapmak için onlara yardım ve destekte bulunup onları üreten insan durumuna getirmek aslında devlet politikası olmalıdır. Acilen bu tür yardımlar yapılırken uzun vadede de yapılması gerekenler vardır. Bunların hepsi yönetim politikasıdır. Yönetim politikası bilindiği gibi pazarlarda satılmamaktadır, birikim ve deneyimleri olmayanların yönetimle ilgili yapacakları verimli çalışmalar pek de yoktur.

Zaman zaman alışveriş için uğradığım eski komşuma hâl ve hatırını sorduğumda o bana:   "Çalışana iş var" der. Zeytin mevsiminde zeytin toplatacak işçi bulamadığından kaç defa yakınmıştı. Tarlalardan pamuk toplattırılamadığı için ekim yapılmadığı rivayetlerinde zannederim bir yanlışlık yoktur. Tabi gelinen bu durumda, işçinin emeğinin karşılığını vermeyenlerin de kabahatleri oldukça büyüktür.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —