Asırlardır dinler ve din
mensupları arasında sürekli çekişmeler, kavgalar, çatışmalar yaşanmıştır. Her
din mensubu kendi kitabını kutsal saymış, onun Yaratıcı/Tanrı tarafından
gönderildiğine inanmıştır. Bu nedenle de kitaplarına İlahi kimlik vererek onun
büyüklüğünü Tanrı büyüklüğü ile özdeşleştirdikleri gibi bilimsel metotlarla da
yüceliğini kanıtlamak istemişlerdir. Bunu yaparken de başka ilahi kitapları ya
tenkit etmişler ya da bozulduğunu / tahrif edildiğini söyleyerek onların
doğruluğunu inkâr yoluna gitmişlerdir. Bunun yanında ateistler gibi
Tanrıtanımaz olduklarını söyleyen başka gruplar da din kitaplarına ya kayıtsız
kalmışlar ya da inkâr yoluna gitmişlerdir. İşte insanlığın zihnini tarih
boyunca meşgul eden iman ve inanç kavgaları hep bu atmosfer içinde cereyan
etmiştir. Ama ne yazık ki bu ayrılık, bu çekişme tarihte insanlığa büyük azap,
endişe ve kaygı vermiştir.
Bunun yanında ilahi dinler saf
ve berrak haliyle insanlığın sosyal ve ahlaki alanda zirveye ulaşmasında önemli
katkılar sağlamışlardır. Bunlar arasında en önemli olanları Yahudilik,
Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi dinlerdir. Aynı zamanda bu dinlerin kutsal
Kitapları olan Tevrat, İncil ve Kuran insanlığın düşünce ufku ve medeniyetinin
gelişmesinde de önemli roller oynamışlardır. Her milletin dini inançları
yüzyıllar, belki de binlerce yıl içerisinde, halkın kanında ve şuurunda yer
etmiş, kabul görmüştür. Böylece bu akidelerin bir kısmı milli inanç şekline
dönüşmüştür. Onun için de milletlerin kültürü, örf - âdeti, geleneği, töre ve
dil gibi değerleri dini akideler ve mensup oldukları inançlar tarafından
etkilenmiştir. O nedenle din ile ilgili sorular sorulduğunda insanlar mensup
oldukları dini, yani "ben Hıristiyan"ım, ben Müslüman"ım, ben Yahudi"yim"
diyerek cevap vermişlerdir. Aslında bu insanların pek çoğu dini emirleri yerine
getirmemiş olmalarına veya herhangi bir dine inanmamalarına rağmen atalarının
mensup olduğu dine sahip çıkmaya devam etmişlerdir. Bunun manası şudur: Her
toplum mensup olduğu kendi dini ile özdeşleşmiştir; tıpkı tarihi, dili ve
coğrafyası gibi. O halde her din mensubu bu gerçeği bilerek hareket ettiği
takdirde dinler arası kavgalar bitecek, onun yerini sevgi, saygı ve hoşgörü
alacaktır.