Menü KAHRAMANMARAŞ Yorum Gazetesi
ÖMER BAYDEMİR

ÖMER BAYDEMİR

Tarih: 01.11.2013 00:00

Aday Adayı Furyası

Facebook Twitter Linked-in

Türk Demokrasisi oluşumundan bu yana; 1946"lara gelinceye kadar, bir iradenin buyruğu altında şekillenmiştir. Bir, iki çok partili döneme geçiş için yine o iradenin buyruğuyla kurulmuş partilerdir. Maalesef onların sonu da hüsranla bitmiştir. Tam anlamıyla, 1950 seçimleriyle, çok partili döneme girdiğimize tanık oluyoruz. Babam rahmetli Kenan Baydemir, kendimi bilmeliğimden bu yana aktif siyasetin içinde oldu. İlkeli, idealist bir insandı. Otuz yıl kadar, aralıksız Divanlı Mahallesi muhtarlığı yaptı. Muhalif, muvafık herkesin taktirini kazanmış bir isimdi. Süssüz, beklentisiz, kamu yararını gözeten katıksız, sırasıyla; Demokrat Partili, Adalet Partili, Doğru Yol Partili bir insandı. Bu partilerimiz misyon olarak milliyetçi muhafazakar merkez sağda partilerdi. Aynı çatı altında yaşadığımız dedemse müfrit Cumhuriyet Halk Partiliydi. Aralarında hiçbir zaman fikri, siyasi muarız olma durumuna tanık olmadım. Gerek mahalli gerekse genel seçimler olur, ön seçimler kıran kırana geçer. Adaydayları yoklamalarında delege olan babam; bazen Öksüz Remzici, bazen Kadıoğlucu bazen de Evliyacı olur. Hür ve özgür iradesiyle temsil kabiliyeti olarak kime inanıyorsa ona oyunu verir. Cumhuriyet Halk Partili olan dedem de parti delegesidir. Bazı kez mahallelimiz Şişmanoğullarını, bazen Bayazıtoğullarını, bazı kez de Çuhadarlıya oylarını verirdi. Dedem Cumhuriyet Halk Partili olmasına karşın 1960 İhtilalini tasvip etmedi. İdam edilen Menderes, Polatkan ve Zorlu için; "Böyle olmamalıydı." derdi. Aile içi alıntılarla bunları anlatmakta maksadım; bundan 53 yıl öncesindeki demokrat düşünceyi yansıtmak içindir. Zaman zaman kesintiye uğradığını iddia ettiğimiz, aradan geçen onca zamana rağmen, Türk Demokrasisinin bir arpa boyu yol kat ettiğine tanık oluyoruz.

Herkesin şikâyetçi olduğu; yıllar yılı bunu dinleriz. Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Yasası antidemokratik özellikler taşımaktadır mutlaka değiştirilmelidir. Liderler sultası özelliği taşıyan bu yasaları değiştirmemek liderlerin işine çok gelmektedir. Millet iradesi bir parti liderinin veya parti elitinin eline teslim edilmiş. Bunun adı olsa olsa oligarşi olur. Bu itibarla da aday adayı olan insanların namı hesabına üzülüyorum.

Adam kendisini aday adayı olarak lanse etmek için hangi yöntemi kullanmalı? Liyakatine, bilgisine, temsil kabiliyetine mi güvenmeli? Hiç önemi yok. Ağzıyla kuş tutsa nafile… Ekonomik gücüne güvenip, kesenin ağzını açıp bir takım tufeylileri doyursa bu işe yeter mi? Oda yetmez… Ön seçim benzeri yapılan teammül yoklamalarında en çok oyu alsanız dikkate alınır mı? Hiç önemi yok. Boşa efor sarfedip nefes tüketmiştir.

Kahramanmaraş metropol bir kent oldu. Büyük şehir de oldu diyoruz. Ancak insanlarının birbirlerini hususen tanımada bir kasap hüviyetini taşıyor. Savrulan aday çokluğunu görünce ne cevherlerimiz varmış diyoruz. Kimse darılması, gücenmesin; birçok adayın farklı mülahazalarla bu işe talip olduğunu sezinliyoruz. Ya hasbelkader, icazetli siyasi başarı elde etmiş, koltuğa alışmış, bu işin bağımlısı olmuş aday adayı. Veya bu işte bir ikbal görüp siyasi kamuflajla hedefine çalışmaya çalışanlar. Bir başkası, az ümit edip çok elde etmeyi düşünerek yatırım amacıyla bu işe soyunanlar. Bir diğeri, iktidarın ilânihaye ömrünün olduğu sanrısıyla; mevcut konumunu, makamını, saygınlığını güvence altına almaya çalışıyor olanlar. Bazıları da sıradanlıklarını kompleks olarak içlerinde taşırken, sosyo-ekonomik olarak belli bir aşamaya geldiklerini kanıtlamak için ortaya çıkanlar. Ya pohpohlanmayla ortaya çıkanlara ne demeli? Yörelerindeki dalkavukların, senden iyisini mi bulacaklar teranesiyle ortaya savrulanlar.

Yazımın girizgâhında aile içi demokratik örneklemeyle yazıma başladım. Gönlüm hep partilerin ön yoklamayla, kıran kırana bir mücadeleyle adaylarını saptamalarını isterdim. Her vesilede Türk milletinin sağduyusuna güvendiğimizi söylüyoruz. Neden bu konuda partililerin inanç ve sağduyusuna inanmıyoruz? Yarın seçimde oyumu içim alarak veremeyeceğim.

Bu cümbüş geçmişte yaşadığımız, seçimlerde bazı olanlara benziyor. Muhalif belediye başkan adaylarından rahmetli Mehmet Taşkesen, konuşma kürsüsü kurduramadığı için Atatürk Meydanına bir damperli kamyonla geldi. Başına toplaya bildiği 100–150 kişiye kamyonun kasasından hitap etti. Esprili konuşmalarıyla milleti kahkahalara boğdu. Yine aynı seçim d öneminde soyadını anımsayamadığım belediye başkan adayı Dondurmacı Ökkeş, Kümbet Parkında başına toplaya bildiklerine çay ısmarlayarak, yapacaklarını anlatarak milleti gülmekten kırar geçirirdi. Aday adaylarını darıltmak istemem, hepsinin de hedefi olmak da istemem. Her gönülde b ir aslan yatar. Davullu zurnalı şovlarla tarih tekerrür ediyor gibi geldi bana. Zararı yok. Bizlere konuşma konusu ortaya koyuyorlar. Dolayısıyla da bizleri eğlendiriyorlar.

Sonra aday adayı olmak da önemli değil… Nasıl olsa seçimin sonucu belli. Başbakan seçime ilişkin olacakları kafasında kotarmıştır. Alan razı, satan razı, bu alışverişe kim ne diyebilir? Bunda sizlerin bir taksiratı yok. Bekleyin görün.

Ancak burada son söz olarak Şeyh Saad-i Şirazi"nin Bostan"ından bir alıntıyı mesaj olarak hatırlatmadan geçemeyeceğim. Saadi devlet başkanına nasihatinde; "Görevi çok isteyene değil, istemeyene ver." Tavsiyesinde bulunuyor. Bu söz benim gibi boz bir adamın sözü değil, bir şeyh nasihatı…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —