Sevgili Okurlar, "dindarlık
nedir, dindar insan kime denir"? diye
biri bize bir soru yöneltse acaba ne cevap veririz? Bunu, ben de çok düşündüm
ve genelde toplumumuzun, kültürümüzün, arzularımızın ve dualarımızın bir sonucu
olarak zihninlerimizde oluştuğunu sandığım dindarlık geldi aklıma. Nedir o dindarlık, dindar insan algılaması derseniz,
bunu şöyle açıklayabilirim: Dindar insan; sayısız ritüelleri gerçekleştiren,
gelenekleri izleyen, Kuran-ı veya dini kitapları hiç durmadan okuyan, cami ve cemaatten ayrılmayan, ölümü düşünen,
şekli ve şemaili yerinde olan insan. Bu anlayış dindar insanı bütünüyle ifade
ediyor diyemeyiz. Ben şahsen bu anlayışın gerçeği tam yansıtmadığına
inananlardanım. O halde dindarlık ve dindar insanı nasıl anlamalıyız? Nasıl
ifade etmeliyiz?
Dindar insan, öncelikle
toplumun ürünü olan kendisini tanımayı ve kendi zihninin ürünü olan
yaptıklarından sorumlu olduğunu bilmeyi bilmelidir. Dolayısıyla gerçeği bulmak
için önce kendinden başlamalıdır. Dindar insan dünyanın var oluş sebebini
anlamadan, içinde yaşadığı dünyayı, onun sefaletini, karmaşasını, ıstırabını,
sevincini bilmeden yaşamın hikmetini dolayısıyla Hakikati /Yaratıcıyı bilmesi
mümkün değildir. Böyle bir dindarlık, taklitten ve geleneksel dindarlıktan ibarettir.
Gerçekten de dindar bir insan, her an yeni baştan hayatı keşfeden, yaşamda
olağanüstü önemi olan kişidir. Hem kendisini ve hem de başkalarını aydınlatacak
olan bu insandır. Zaten insan olmak ancak kendimizi anlamaya ve kendimiz
hakkında öğrenmeye başladığımızda mümkün olacaktır. Bu da kendimizi sürekli
gözlemlemekle mümkün olur. Davranış şeklimizi, konuşma biçimimizi, bir çiçeğe,
bir ağaca, bir hayvana, bir canlıya nasıl baktığımızı, bir insanla nasıl
konuştuğumuzu, ellerimizin, gözlerimizin hareketini, zihnimizin nasıl
çalıştığını biliyor muyuz? Biz insanlar genellikle zihnimizi ben" merkezli
düzeylerde kullanırız. Acaba, hiç gözlemliyor muyuz? Aç gözlü bir kişi, hırslı
bir insan son derece karmaşık olduğu bir doyumsuzluk duygusunun esiri olduğunun
farkında mı? Böyle bir sonuç yani, aç gözlü, bayağı, kıskanç, zalim, şiddet
düşkünü, kaba, bencil bir yarışımcı ruha sahip bireylerin düzensiz ve karmaşa
dolu bir toplum oluşturacağının farkında mıyız? Farkında olabilmek için
öncelikle yalnız dış dünyamıza ve menfaatimize ilişkin şeyleri değil, iç
yaşamımıza ilişkin şeyleri de açıkça görebilmeliyiz. Bunun için de insan, önce
nefis bilgisini, yani kendini tanıma bilgisini gerçekleştirmelidir. Hz.Muammed
aleyhisselam, gerçek dindarlığın Yaratanı tanımak olduğunu, bunun da ancak
insanın kendisini tanımakla mümkün olabileceğini şöyle söylemişlerdir: Kim
kendini/ nefsini tanırsa Rabbini da tanımış olur".
İnsanın kendisini tanımanın
yolu eğitmekle mümkün olur. Kendini eğitmek bilgeliğin başlangıcıdır. Bilgelik
kitaplarda değildir, başka herhangi bir şeyde de değildir, kendi bencil, dar,
bozulmuş zihnimizi her gün tekrarladığımız dualarımızın ve ibadetlerimizin
ıslah edememiş olmasıdır. Bunun da en önemli sebebi Yaratıcı ile sözcükler
düzeyinde tanışık olmamızdır. Aslında sözcük Yaratıcının kendisi değildir.
Kaldı ki ibadetlerimizde ve çoğu dualarımızda okuduğumuz, tekrarladığımız sözcükleri
zihinlerimiz algılamamakta, alışıla gelmiş sözcüklerin ve duaların kuru bir
tekrarından ibaret olmaktadır. Onun için de dua eden bir insan, eli başkasının
cebinde olan bir insan gibidir. İş adamları, siyasetçiler ve tüm toplum barış
için, iyiliğin egemen olması için dua ediyor;
ama yaptıkları çoğu şey savaşı, nefreti, düşmanlığı ve bencilliği
doğuruyor. Dua, istemeye hakkımız olmayan şeyi istemek değildir. Gerçekten
yaşamımız erdemli değilse, içimiz, dışımız bayağı ise, hak etmediğimiz halde
olağanüstü bir şey istiyorsak; Yaratıcıya tapmamıza rağmen, yaşantımız,
varlığımız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz İlahi değilse Hakk neylesin bizimle.
Allah sözünü sürekli söylememize rağmen başka insanları sömürüyoruz; yeterince
camilerimiz ve ibadethanelerimiz olmasına rağmen yine de mabetler yapıyoruz,
zengin oldukça daha çok cami yapıyoruz ama yine de Yüce Hakikati bulamıyoruz.
Sefaletin, yoksulluğun, savaşların, barışın olmamasının sorumlusu biz olmamıza
rağmen, bunun düzeltilmesini Hakk"a niyazda arıyoruz. Kanımca bunun sebebi
krizin kalbimizde ve zihnimizde olmasıdır. Böyle Karmaşık bir zihnin egemen
olduğu bir toplumda geleneksel dindar olunur ama gerçek dindar olmak çok zor
diye düşünüyorum.