Menü KAHRAMANMARAŞ Yorum Gazetesi
M. Nedim Tepebaşı

M. Nedim Tepebaşı

Tarih: 28.07.2013 00:00

Ramazan Paketi ve Zekât

Facebook Twitter Linked-in

Tartışmalı konulara girmek istemem ama ortada yanlış olduğu kanaatine vardığım bir konu varsa ve hak söz konusu ise sorumluluk duymak bakımından, o konuyu, hiç değilse tartışmaya açmak suretiyle sorumluluktan kurtulmak gerektiğini düşünürüm. Bu konu üzerinden, yüzüme karşı olmasa da gıyabımda alacağım eleştirinin ağırlığını tahmin edebiliyorum ama olsun, bunu ifade etmem lazım. Çünkü bu konu geçen yıldan beri zihnimi meşgul etmektedir.

Ramazan ayı geldiğinde, insanların yardım yapma, ihtiyaç sahiplerini hatırlama gibi güzel duyguları daha fazla harekete geçmekte ve semeresi de görülmektedir. Bir defa başta şunu bilmek gerekir ki İslam anlayışına göre zekât, sadece merhamet ve yardımlaşma hissi ile gerçekleştirilmesi gereken bir ibadet değildir. Zekât, zenginin malından, Yüce Allah"ın belirleyip Peygamberimiz aracılığıyla inananlara bildirdiği oranda, fakirin doğrudan sahip olduğu bir haktır. Biraz daha açacak olursak zekât, bir hak olarak sahibine teslim edilmesi gereken bir ödemedir ve günü geldiğinde de derhal teslim edilmesi gerekir, geciktirme yetkisi kimsede yoktur. Bu alanda bu kadar bir ifadeyle yetinerek İşin detaylarını ilgililerine bırakmak bakımından onlara saygısızlık etmek istemediğimi de belirtmek isterim.

Sosyolojik ve psikolojik açıdan zekât, toplumdaki insanların bütünleşmesinde, her bakımdan kendilerini güvende hissetmelerinde, sorumluluk ve güven formülünün işletilmesinde en etken icraatlardan biridir. Ulaşılamayanlarla ulaşılmayanların yakın teması ve gönül iletişimi bu vesileyle sağlanmış olduğu gibi erişimdeki engeller de yine bu sayede ortadan kalkmış olacaktadır. Zekât veren, zekât verilenin hâlini bizzat ve yakinen görmüş olacağından imkânla imkânsızlığın ne demek olduğunu da anlama şansı bulacaktır. Bunlar olmadığında bütün bağlantılar kesilecek ve aradaki mesafe de açılacaktır, tıpkı günümüzde olduğu gibi. Ayrıca imkân sahipleri bunu bizzat yapmadıklarında veya kısmen ya da tamamen terk ettiklerinde, işin merkezinden uzaklaşarak duyarsızlaşma ve bencilleşme tehlikesine maruz kalacaklardır.

Zengin kişi zekâtını vermekle sorumludur, zekât verdiği veya vereceği kişinin ne yiyeceğini belirlemeye bence kendisi yetkili değildir. İstediği türden yardımı, zekât dışında, sadaka olarak istediği şekilde yapabilir ama zekâtta bu yetki kendisinin olmamalıdır. Daha açıkçası kişiyi zengin kılan ne ise zekâtın cinsi de o olmalıdır. Kişinin malı yani keçisi koyunu varsa zekâtını davar olarak vermesi doğaldır ama makarnacı olmayan birinin, fakirin yiyeceğini makarna olarak belirleme, tereyağı yemek isteyen fakire "Yok, sen ayçiçeği yağı yemelisin!" deme hakkı yoktur. Sonra her kişinin ihtiyacı farklı olabilir, borcu olan kişi borcunu ödemeyi önceleyebilir. Bu konumda olanların yapacağı en doğru iş, zekâtını nakit olarak verip harcama yetkisini hak sahiplerine bırakmak olmalarıdır.

Bu diyeceğime belki paket hazırlayanlar kızacaklar ama zihnimi depreştiren bu hususu da söylemem gerekir. Zekâtın paket olarak dağıtılması olabilir kabul edilse bile bana göre bu sefer de zekâtlar eksik ödenmiş olacaktır. Çünkü hazırlanan paket, diyelim yüz liralık bir paketse bunun on beş-yirmi lirası satıcının kârıdır. Bu durumda satıcının kâr ettiği kadar fakirin hakkı eksik ödenmiş olmaktadır. Buna bir de tüccar kârı ilave edildiğinde fakirin kaybı daha da artmaktadır. Böyle bir tercihte bulunmak haksızlık olduğu halde bir hak sayılmamalıdır.

Velhasıl zekât gibi çok ciddi bir ibadet, alelade uygulamalarla yasak savma kabilinden yapılacak bir iş değildir. Bu bir ibadettir, bunun sorumluluğunu her mükellefin kendisi bilerek icra etmelidir.

Kim bilir, belki de bu tür haksızlıklar toplumun iflahına engel olmaktadır. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —