Sekiz Mart Kadınlar Günü
münasebetiyle bu gün onları konuşalım. Öncelikle, hepimizin duyduğunda içi
burkulan kadına şiddet uygulayanları kınayalım. Son yıllarda kadına uygulanan
şiddet gittikçe dozunu artırdığından, aslında bu konu gündemde hep var. Kadına
uygulanan şiddet sadece basına yansıdığı kadar veya basında bize gösterildiği
kısmıyla şiddetle ilgilendirmek bir çıkmaz sokağın sonudur. Aile ve Sosyal İşlerden Sorumlu
Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmalar ve tespitler göstermiştir ki bu, büyük
boyutlu toplumsal sorunumuzdur.
Yapılan araştırmalarda
Türkiye"de yaşayan kadınların yaklaşık %20 si şiddet görmekteymiş. Bu demektir
ki her beş kadından biri şiddet görüyor. Türk ve Müslüman bir toplumda bu oran
çok yüksektir. Kaldı ki, Çağdaş Medeniyet insana eşitlik ve saygıyı mutlulukta
anahtar olarak sunmaktadır. Vurup kırmak, sövüp saymak gibi insani olmayan
davranışlar sorunlarımızı çözmekten öte, büyütmekte ve insanları da birbirinden
uzaklaştırmaktadır. Gelişen Devlet yapımızda, basit halde dahi olsa, bu tür
davranışlar adli vaka olarak değerlendirilmektedir. Fakat bu tür davranışlarda
adli çözümler kalıcı olmamaktadır. Sosyal çevre, alınan eğitim ve ekonomik güç
ekseninde gelişen olaylar, Bu ortamların sağlıklı gelişimi neticesinde şiddet
azalacaktır. Belki yok edilemez ama önemli ölçüde önlenecektir. Ama şu anki
tablo ile bir, yirmi-yirmi beş yıl daha kadının karşılaştığı şiddet gerçeğini
toplumumuz yaşayacaktır. Bu günden alınan tedbirler de kuşak değişiminde etkili
olacaktır.
Kadınlarımızın şiddetin dışında
da büyük sorunları var. İşsizlik, çalışma ortamı, eğitim, erken evlilik ve cinsel istismar gibi
sorunlar, şu an için ülkemizde, erkeklerle beraber ortak sorunlardır.
Bunlardan çalışma ortamı
kadınlar için oldukça önemli. Kamunun dışında özellikle, özel ve serbest iş
yerlerinde, etik kurallar nerdeyse hiç uygulanmıyor. Ahlaki çöküntü de
eklenince sanki buralar geleceğin mutsuz kadın adaylarını hazırlıyorlar.
Kadınların sorunlarına çözüm
bulmak, onlar kadar tüm aile içinde yaşayan kesimce de önemlidir. Ailenin
büyüttüğü çocuklar gelecek neslimizi temsil edecektir. Ve huzurlu bir ailede
büyümeleri çok önemlidir. Ahlaki ve dini eğitimlerini küçük yaşta ve aile
içinde alan çocuklarımız, hem kendisini, hem de çevresini etkileyecektir.
Gerekirse Devlet, bir adım daha atıp, Anne-babalara çocuk yetiştirme kursları
açarak, yeni çocuğu olanları veya olacakları bu karsa katılmaya mecbur
tutmalıdır.
Nihayet, annesi babası
olduğumuz çocuğumuza kimsenin şiddet uygulamasını istemiyorsak, Biz de
başkalarının çocuklarına şiddet uygulamayalım, diyerek kapatmak en doğrusu
olacaktır, sanırım.