Menü KAHRAMANMARAŞ Yorum Gazetesi
ÖMER BAYDEMİR

ÖMER BAYDEMİR

Tarih: 01.05.2012 08:35

El İnsaf

Facebook Twitter Linked-in

Bizim kuşak;1944?1945?1946?1947 doğumlular, ilk çocukluk yıllarımızı, mahallemizin camisi ve çevresinde geçirerek büyüdük. Camilerimizin birer halk mektebi mesabesinde olan hücrelerinde, 1920 li yılların çocukları olan dedelerimizi hep can kulağı ile dinlerdik. Kahramanmaraş kurtuluşu ile ilgili menkıbelerden ya da 1938?1939?1940 yıllarına ilişkin İkinci Dünya Savaşı yıllarında çekilen sıkıntılardan bahsederlerdi. Bizim çocukluk yıllarımızda da bolluk ve refah yoktu. Bakkallardan şişe ile gazyağı alınır, sigaralar özellikle tane hesabıyla satılırdı. Camimizin şadırvanının başında, başını ıslatan ihtiyarın saçlarını, bıçakçı usturasıyla, kanata kanata bir başka insan tarafından kazınırdı. Birçok yaşlı, camiye, ayakkabısı olmadığından takunya ile gelip giderlerdi. Yol vergisine bizler yetişemedik. Devlet yollarının yapımı için vergi alır, üç çocuğu olan bu ve muafiyet kazanır yol parası ödemezmiş. Benim eski nüfus cüzdanımın arkasında; bez almıştır,  sabun almıştır, şeker almıştır kaşeleri basılıdır. Bu maddeler kıtlık yıllarında insanımıza karneyle verilmiştir. Şimdi içinde bulunduğumuz bolluk ve refahı düşünün. Kıyas kabul etmez? Bu günleri bizlere hazırlayan insanlara,  ne kadar minnet duysak, başımızı şükür secdesinden kaldırmasak gene ödeşmiş sayılmayız. Şimdiki genç kuşaklar böyle bir dünyaya gözlerini açtılar. Bunun bidayetinden beri böyle olduğunu sanıyorlar.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında toplumumuz çok sıkıntılar yaşamış. Almanların her an ülkemize saldırıları beklendiği için, büyük bir kitle silah altına alınmış  Babam da o yılların askeri, 3 yıl askerlik yapmış. Saraç olarak iş ocağının sorumlusu çavuşuymuş. O dönemde ordumuzda hayvanlar var. Saraçlık çok geçerli meslek. Ondan dinledim;??Günde bir tayın (ekmek) istihkakımız vardı. Amasya-Havza?da Yeşilırmak ?tan balık tutar, sakız ağaçlarından lastik sapanla kuş avlayarak katık yapmaya çalışırdık. Silahaltında çok asker vardı. Beslemek, barındırmak, donatmak çok zordu. Devlet çaresiz barınak olarak camilerimizi kullanmak zorunda kaldı??derdi

İkinci Cihan Savaşı yıllarında yine mahallemizde, Divanlı Cami askeri kışla gibi kullanılmış. Bu uygulamayı keyfe keder uygulamaymış gibi göstermek insafsızlık olur. Bu gün ki gibi okullar, statlar, geniş büyük kapalı alanlar vardı da kullanılmadı mı? Olayları tahlil ederken bu günkü mantalite ile tahlil etmek çok yanlış olur. O günün koşullarında tahlil etmek doğru olur. Zira nice yıllar sonra, yer darlığı nedeniyle Bulgaristan gelen göçmen soydaşlarımıza da yer bulunmadığı için camilerimizde bir süre konuşlanmışlardı. Kümbet camisinin hücresinde, mahallemizin ihtiyarlarından dinledim. Tonozla kaplı caminin dam örtüsü iyice eskimiş. Vakit namazları kılarken safların arasına kocaman, kocaman yapı taşları düşermiş. Bereket Allah?tan bir kaza olmamış. Devletimizin, halkımızın imkanı vardı da onarım yapılmadı mı diyelim? Bu gün ülkemizin 3. büyük cami olan,10 bin, kişilik Abdülhamit Han Cami ?ni yaptıran maddi ve manevi güç, o zor günlerden bu günlere intikal eden manevi güç değil midir?  Düşünmeden, hesap kitap etmeden suçlamak o kadar kolay ki?

Mesela, kendimden bir örnek vermek isterim. Benim ilk Kur?an hocam rahmetli Yeşil Hoca(Mehmet Saygılı)  hoca efendidir.1954 Demokrat Parti iktidarı zamanı, Haydarlı mahallesinde Kur?an kursu olarak kullanılan hocamızın evi güvenlik kuvvetleri tarafından basıldı. Hocamız erkekleri, eşi de kızları okuturdu. Hepimizin tek tek resimleri çekildi. Sonra gurup olarak hocamızla resmimizi çektiler. Hocamızın kütüphanesini çuvallara doldurdular. Bizlere de;??Hadi evinize gidin, bir daha da gelmeyin.?? Dendi. Kitaplarımızı, cüzlerimizi alıp, ağlaya ağlaya evlerimizin yolunu tuttuk.

Şimdi bu olaydan dolayı, Demokrat Partiyi, rahmetli Adnan Menderes?i mi itham edelim? Asla doğru olmaz. Sağduyu ile düşünürsek, kraldan çok kralcı olan, bir işgüzarın uygulamasıdır. Genelleme yapıp, Demokrat Partiyi dindarlara şu baskıyı, şu işkenceyi reva gördü demek çok günah olur.

Eski yaraları kaşıyıp, kanatıp; o şunu yaptı, bu bunu yaptı demek nifak doğurur. Kimsenin günahından dolayı da kimse Allah indinde yargılanmaz. Her koyun kendi bacağından asılır.     


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —