Ömer BAYDEMİR

Ömer BAYDEMİR

E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Pazar, 29 Ocak 2012 13:50

Bir BaÅŸka Pencereden

Tarihi akış içinde, Ehli Salip’le Hilal’in çatışması, kendi mecrasında hayatiyetini sürdürmektedir. Semavi ve İbrahim’i dinlerdeki tek tanrı inancı olduğu, bu tekli inancın diğer semavi dinlerle İslam’ı yakınlaştırılacağı görüşünde olanlar vardır. Sanki Hıristiyan’lıktaki, Allah inancında Üçlü Teslis yokmuş gibi, gözlerini kapamış, kulaklarını tıkamış gibiler…

 Biz, KahramanmaraÅŸlılar bu Haçlılar’ın cemaziyül evvelini biliyoruz. Yaşı atmışın üzerinde olan, bizim nesil; dedelerimizden, ninelerimizden bunların Kahramanmaraş’ta yaptıkları melaneti birinci ağızdan dinleyerek büyüdük. Uzun yıllar birlikte hak hukuk gözeterek yaÅŸadıkları Müslüman Türk komÅŸularının fırsat bulunca gözlerini oymaya tevessül etmiÅŸlerdir. Atalarımız bir sözü boÅŸa irad etmemiÅŸlerdir; ‘’Besle kargayı, oysun gözünü.’’Burada beni kaygılandıran, yeni yetiÅŸen nesillere bunu gereÄŸince anlatamamanın ve hissettirememenin zaafı içinde olmamızdır. Åžimdi de kalkmış milli bayramlarımızla uÄŸraşıyoruz. Yok, bunlar FaÅŸizmim, Komünizmin kutlamalarından esinlenerek yapılıyormuÅŸ.

Ne alakası var… Sosyal, siyasi, medeni hayatımızı düzenleyen bütün anayasa deneyimlerimiz hem Faşizm’e hem Komünizm’e kapalı anayasalardı. Her şeye bir kulp takma alışkanlığımız, o halde, padişah cüluslarındaki kutlamaları, dağıtılan ulufeleri, şehzadelerin sünnetlerindeki şenlikleri, sürre alaylarını da Faşist Almanya’dan kopya mı ettik diyelim? El insaf, belki bu kutlamalar monotonlaşmış olabilir. Sen ona yeni projelerinle bir dinamizm kazandır da seni kutlayalım.

İşte, 24.01.2012 tarihinde Fransız Senatosunda nihai ÅŸeklini alan,  Sözde Ermeni Tehciri yoktur diyene verilecek cezaya iliÅŸkin yasanın arkasında yatan gerçek; vay efendim bu iÅŸin özünde Fransa’da yapılacak olan seçimlere yatırım amacı güdülüyormuÅŸ. Oysa bu ayzberkin   

suyun üzerinde gözüken tarafı… Bu güne deÄŸin, onca çabamıza raÄŸmen, AB’ye alınmayışımızın, engellenmesinin özünde yatan gerçek, Müslüman bir ülke olmamızdır. Zaten AB fikri İncil’in ön gördüğü bir düşüncedir. Domuzdan post, gâvurdan dost olmayacağı gerçeÄŸini, 92 yıl önce dedem, ninem bizzat yaÅŸamışlar. Bu inanç ve düşüncelerini de bana telkin etmiÅŸlerdi. Ön bir ÅŸartlanmışlıktan uzak bu duygularla 1986 da görevli olarak Fransa’ya gittim. YaÅŸadıklarım ve gördüklerim çok ilginçti. Bir boÅŸluÄŸu doldurmak amacıyla Yozgatlı gönüllü din adamı, işçi, Vehbi DemiraÄŸ ‘ın bir karşılık gözetmeksizin gösterdiÄŸi gayret ve çabayı hiç unutmam. BoÅŸ zamanlarında Türk işçi çocuklarına Kur’an öğretirdi. Çok da güzel Kur’an tilavet ederdi. GözyaÅŸları içinde dinlerdik. İnsan kendi vatanında olamayınca, çan seslerinden bunalınca, öz vatanında ibadet etmenin kadrini, kıymetini daha bir baÅŸka anlıyor. Vehbi hoca gene bir gayretle metruk bir binanın zemin katını kiralayarak mescit ÅŸekline getirmiÅŸti. Orada, civardaki Türk işçileriyle Cuma namazlarımızı eda ederdik. Cuma günlerini iple çekerdik.Vatanın dört bucağından gelen  Türk işçileri buluÅŸur  hasret giderirdik.Cumalar bir dayanışma günüydü de…Cenazesi olanlar,problemi olanlar  sorunlarını dillendirir ortak çözüm yolları bulunurdu..Hasılı,cumanın tam  felsefesine uygun  icraatlar gerçekleÅŸirdi.

Bu cumalarda bir de handikabımız vardı. Mescidin önünde dikkat çekmemek için toplanmaktan çekinirdik. Çünkü sataÅŸmalara muhatap oluyorduk. Bir defasında, sarhoÅŸ bir Fransız ‘ın köpeÄŸi ile bizlere saldırdığını hiç unutmam. Adam, Fransızca  ; ‘’Defolun, gidin ne yapıyorsanız ülkenizde yapın, burası Katolik Hıristiyan ülkesidir. ‘’ diyerek naralar atıyordu. Hepimiz sinmiÅŸ, en ufak bir mukabelede bulunmadan, boyunlarımız bükük mescidin içine doluÅŸtuk. Polise baÅŸvursak sonuç alamayacağımız açıkça belliydi. Polis de Fransızca tabirle rasist(ırkçı) ,bizleri potansiyel suçlu gören ÅŸartlanmışlık içindeydi. Gel de her Cuma camilerimizde gürül, gürül eda edilen Cuma namazlarının ne büyük nimet olduÄŸunu idrak etme… Bize bu günleri saÄŸlayanlara ne kadar minnet, şükran duysak azdır. O Rıdvan Hocalar ki bize kim olduÄŸumuzu hatırlatan insanlardır.

Dini vecibelerimizi yerine getirmek gibi milli günlerimizin de büyük önem taşıdığını biliyoruz. Genç kuÅŸaklara, bundan 92  yıl önce  emperyalist Hıristiyan  Fransızların, yerli iÅŸ birlikçileri Ermenilerle  birlikte  yapmak istedikleri, yaptıkları  zulmü  12 Åžubat Bayramı  olmasa yeni yetiÅŸen nesle  nasıl anlatacağız: Åžehit Evliya’yı, Mıllış Nuri’yi, Senem AyÅŸe’yi, EÅŸbah Osman’ı, Abdal  Ceren AÄŸa’yı, Sütçü İmam’ı, Doktor Mustafa’yı, Aslan Bey’i  ve 52 ÅŸehidin  kim olduklarını, neler yaptıklarını…’’Vatan sevgisi imandandır.’’ Düşüncesini dimaÄŸlara nasıl yerleÅŸtireceÄŸiz? İlgililere, yetkililere çok büyük görevler düşmektedir. 12 Åžubat KurtuluÅŸ Bayramı ‘mızı kutlamaya iliÅŸkin yeni geliÅŸtirilen projelerle daha etkin hale getirilmelidir. Kutlama siyasi ÅŸov olmaktan çıkarılmalı, insanların dimaÄŸlarına iÅŸleyen etkinliÄŸe dönüştürülmelidir. Angarya kabul edilip savsaklanmamalıdır. Kutlama törenleri sırasında KurtuluÅŸa iliÅŸkin tablolar canlandırılırken biteviyelikten uzak, tekrardan uzak yeni bir heyecan katıcı öğeler bulunmalıdır. Günler, aylar evvelinden buna kafa yorulmalıdır. BildiÄŸimiz gibi KurtuluÅŸ Savaşı’mız  tüm dünyada  esir milletlere  ilham kaynağı olmuÅŸsa, Kahramanmaraş’ın  KurtuluÅŸu da  tüm Türkiye’ye  ilham kaynağı olmuÅŸtur. YaÅŸaması, yaÅŸatılması her KahramanmaraÅŸlının asli görevi olarak hissedilmelidir.

12 Åžubat gibi bu özel günlerin bir ruh halinin gelecek kuÅŸaklara taşınması için büyük rolü vardır. Söz gelimi; Fransa’da görevim sırasında bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutladık. Kutlama günü yaklaÅŸtıkça öğrencilerimde, Türk işçi ailelerinde bir heyecan, bir heyecan… Bu bayram milli dayanışma günü olarak idrak ediliyor. Yapılacak kutlamalar için herkeste bir katkıda bulunmak için özel bir çaba… Maalesef aynı görev yerimdeki, devrimci sınıf öğretmeni arkadaşım bu iÅŸlere bigane… Bana en ufak bir katkısı yok. Ben çırpınıyorum. Kısıtlı imkânlarımla bir oyun sahneleyeceÄŸim. Kendi hazırladığım koro, solo ÅŸarkılarımız türkülerimiz var. Halk oyunları ekibim tamam. Reji, aranjör, suflör, ,sunucu hepsi benim. Çevre de bana yardımcı olup, destek veriyor. Ispartalı, Yozgatlı Türk işçileri var. Türkiye gibi deÄŸil. Birini bulsan bir diÄŸerini bulamıyorsun. Ispartalı Adnan belediyeye ait salonu kiralamakla görevli. Salon 4-5 bin kiÅŸi kapasiteli bir salon. Bayram günü geldi çattı. Hiç deÄŸilse salonun tezyin edilmesini sınıf öğretmeni arkadaşımdan rica ettim. Tüm Türk işçileri, iÅŸ günü olmasına karşın, milli günümüzü kutlayacağız diyerek iÅŸ yerlerinden hep izin almışlar. Ben salonun dolmayacağından endiÅŸeli idim. İşçilerimiz, anneler, babalar, çocuklar hep bayramlıklarını giymiÅŸler. Åžen, ÅŸakrak salon tıklım, tıklım doldu. Saint Claude’den,Selüpsen’den , Morez’den  onca uzaklığa raÄŸmen hep gelmiÅŸlerdi.23 Nisan kutlamalarının bir baÅŸka anlamı var buralarda.Tüm  Avrupa  ülkelerinde böyle…Kozmopolit,devrimci arkadaşım  salonu Fransız bayraklarıyla  donatmış.Salona  geldiÄŸimde ilk iÅŸim ; Türk  bayraklarının yanındaki  Fransız bayraklarını toplamak oldu. Nezaketen bir tanesini bıraktım. Bendeki bu tepki KurtuluÅŸ gazisi dedemden dinlediÄŸin Fransızların Kahramanmaraş’ta yaptıkları ÅŸen’i katliamdan kaynaklanıyordu. Yıllar yılı  okul müdürlüğü yaptığım  dönemlerde; çaylar, anma törenleri, sergiler, defileler, okul geceleri düzenledim. Hatta bir defasında Devlet Tiyatroları sanatçılarının sahnelediÄŸi Ojeni Oney’in  İp adlı eserini  sahnelemiÅŸtik. Hiç birinde Fransa’daki kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Sahnedeki en ufak etkinliÄŸimiz alkışlara boÄŸuluyor. Çocuklarım da Allah ‘tan çok baÅŸarılılar. Beni mahcup etmiyor. Her ÅŸey mecrasında akıcı olarak sürüyor. Koroyu idare ediyorum, sunuculuk yapıyorum. Sunumum sırasında, bir türküyü anons ederken  ünlü halk ozanımız  Aşık Veysel ÅžatıroÄŸlu’nun;’’Türküz ,türkü  çığırırız.’’ Dizelerini kullandım. Salon alkıştan yıkılıyordu. Alkışlanan ben deÄŸildim, Türklüğümüzdü. Bu insanların bir ÅŸekilde bu duygularını canlı tutmak gerekir. Görmeden, bilmeden bu gurbetin kahrını çekenlerin bu kabil manevi desteÄŸe ihtiyaçları var. Bunu her vesilede de kanıtlıyorlar. Onun için hangi mülahaza ile ilintili olursa olsun bu milli bayramları mülga etmenin çok yanlış olacağı ortada… Ben yıllarca, öğretmenlik, idarecilikler yaptım. Bayramlar öncesi yapılan bando çalışmaları hazırlıklar bir ruh aşısı vermek bakımından çok etkin bir yol. Cumhuriyetin ilanı, TBMM’sinin açılışı, Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, nihai zaferin kazanıldığı 3o AÄŸustos’un neresi yanlış. İş gücü kaybı, monotonlaÅŸma bahane olamaz… O gün, televizyonda  bayramlarımızın aleyhinde  dersine iyi çalıştığını  söyleyen  Hasan Celal  Güzel’i açık oturumda dinlerken küçük dilimi yuttum.DuyduÄŸum ÅŸeylere  Milli EÄŸitim Bankı iken vakıf deÄŸilmiÅŸ,bilmiyormuÅŸ.İstihza ederek  konuÅŸuyor.SöyleÅŸiye telafonla katılıp  siz bakanken bunları fark etmediniz miydi ?Diye sormak  istedim. Sonra da deÄŸmeyeceÄŸine hamlederek vaz geçtim. İllaki birilerinin icraatlarını onaylamak  zorunda mısın? Yazık vesayetçi bir rejimden kurtuldum derken, baÅŸka bir vesayetçi düşüncenin bendesi oluyor.

Nankör ve inkarcı olmak, demagoji yaparak makul bir düşünce olarak gösterilemez. Yeni, eski tarihimizi kabullenmek ondan gerekli ibreti almak, aklın ve sağduyunun tek yoludur. Bütün temennim bizim bu milli günlerimizin polemik konusu edilip, inatlaşarak siyasi malzeme olarak kullanılması hepten yanlıştır. Yanlış hesap, Bağdat’tan döner.

Yorum yapın

(*) İşaretli alanları lütfen doldurunuz.

TÜRKİYE GÜNDEMİ