Bu açılımların hepsini de onaylamakta ve bir an önce hayata geçirileceği günü beklemekteyiz ama bunlardan biri var ki Maraş açısından daha da önemlidir. Bu, Alevi açılımıdır. Kafamızı devekuşu gibi kuma gömmenin faydası yoktur. Şehrimiz derin tezgâhların oyununa gelmiş ve maalesef Maraş Olaylarına sahne olmuştur. Maraşlı tezgâha düşmüştür, doğru… Ama netice itibarıyla çoğunluğu Alevi kardeşlerimizden olmak üzere yüzün üzerinde kardeşimizi kaybetmiştik.
Bunları yazdıktan sonra Alevi açılımının geldiği noktayı irdeleyelim:
Aylar süren ve bilmem kaçıncısı yapılan Alevi Çalıştayı en son geçtiğimiz günlerde toplandı ve Başbakana gelinen nokta hakkında bir rapor sunuldu. Gelinen nokta sevindirici bir uzlaşma ümidiyle doludur. Buna dost olan herkes katılır ama düşmanlar sevinmez.
Bir televizyon kanalında Madımak Oteli gündeme gelmişti. Bilindiği gibi Madımak Oteli Sivas’ın en ünlü otellerinden biriyken orada da derin bir tezgâh gerçekleşti ve Alevilerle Sünniler karşı karşıya getirildi. Olaylar sonunda Madımak Oteli, içinde bulunan Alevi kardeşlerimizle birlikte yakıldı.
Daha sonraları bu otelin altına açılan kebapçı dükkânı o kötü yangını çağrıştırdığı için apar topar kapatıldı. Sonraları Madımak Otelinin müzeye çevrilmesi konuşulduysa da acı bir anısı olacağından vazgeçildi. Son alınan karar Madımak Otelinin yıkılarak park yapılmasıdır.
Siyasiler Alevi açılımı için ellerinden geleni yapmaya çalışırken bizlerin de elimizden gelen gayreti göstermemiz gerekmektedir.
Önce şunu bilmeliyiz, Alevi vatandaşlarımız bizim en yakın kardeşlerimizdir. İnancı ve kanı bizimle aynıdır. Aramızdan onların inancını eleştirenlerimiz olacaktır ki buna hakkımız yoktur. Bir insan neye inanırsa inansın bizi ilgilendirmez. Kur’an-ı Kerimin en büyük yorumcularından olan Hz. Mevlana “Kim olursan ol, gel” diyordu ya, işte biz de aynı noktadayız. Hangi inanışa sahip olursa olsun ülkemizde yaşayan bütün vatandaşlarımız bizim kardeşimizdir. Neye inanırsa inansın, hangi soydan olursa olsun bizim kardeşlerimizdir. Çanakkale’den Yemen’e kadar omuz omuza savaşan insanların torunları olarak birbirimize hoşgörülü olacağız, olmak zorundayız.
Bunları özetledikten sonra Belediyemize düşen bir görev var mı diye düşünmekten kendimi alamadım ve şöyle bir çalışmanın birliğimize beraberliğimize kardeşliğimize katkıda bulunacağı kanaatine vardım:
Âşık Mahzuni Şerif çağımızın en büyük âşıklarından biridir. Afşin ilçemizin Berçenek köyü doğumlu ozanımızı birkaç yıl önce kaybettik. Mahzuni Şerif vasiyeti gereği Kırşehir ili Hacı Bektaş ilçesi mezarlığına defnedildi. Bizler Maraşlılar olarak geç kaldık. Mahzuni gibi büyük bir ustanın cenazesini Maraş’a getirmek için girişimlerde bulunmadık. (Ya da en azından böyle bir girişim olduysa benim haberim olmadı.) Bizler böyle bir girişimde bulunsaydık cenazeyi Maraş’a getirebilir miydik bilemiyorum ama en azından üzerimize düşeni yapmış olmanın huzurunu yakalardık.
O treni kaçırdık…
Şimdi yapabileceğimiz en kolay işlerden biri şehrimizin Narlı, Pazarcık girişindeki bulvarlardan birine Âşık Mahzuni Şerif Bulvarı adını koymak.
Alevi Sünni kardeşliği açısından bu ilk adıma ihtiyacımız var. Daha sonra daha başka adımların atılması da gerekli ve zorunludur. Lafla açılım olmaz. Bizler aynı ağacın dalları yaprakları çiçekleriyiz. Birbirimizden ayrılamayız. Ayrılığın gayrılığın kimseye faydası yoktur. Yanlışın neresinden dönülürse orası kârdır. Ülkenin her tarafında derin tuzaklar kuruldu, birine de biz düştük. Bu tuzakları artık bozalım ve özlediğimiz kardeşliğe dönelim.
Hem bir daha tuzağa düşmemesine…
Yorum sizin.