Ali EYTEMİŞ

Ali EYTEMİŞ

E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Pazartesi, 20 Şubat 2012 13:45

Suriye Meselesi

Suriye’de neler oluyor. Hiç sesi soluğu çıkmayan, kendi içinde kendi yağında kavrulan bir ülke bir anda çatışma haberlerinin merkezi haline geldi. Suriye’deki olaylara, Büyük Osmanlı Devleti tarihinden bakmak yanlış görüşleri ve değerlendirmeleri önleyecektir. ‘’ Hangi toplum Allah ve Rasülü'nün ahdini bozarsa, Allah, o toplumda, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve ellerindeki (servet)lerin bir kısmını onlar alır.’’*. Osmanlı Devletine karşı ahdini bozan Suriye, 1850 yılından beri kargaşa ve kanlı olaylar ile yaşanmaktadır. 1850’li yıllarda, bizim için en büyük düşman (Yunanistan değildi asla ve hiçbir zamanda olmadı) olan İngiltere ve Fransa, çıkarları gereği bu topraklarda bulunan mezhepleri birbirine düşürmüştür. Zaten kozmopolitik bir yapısı bulunan Suriye, karışıklıklara ve çatışmalara eğilimli olduğundan, kısa sürede Fransa ve İngiltere hedeflerine ulaştılar. Bu kargaşa ve isyanlar Osmanlı devletine ve Halife’ye verilen bağlılık ahdine ihaneti içeriyordu. Fransa’nın gözünde Suriye, sömürge devletlerinden gelecek olan kaynakların aktarımı için bulunmaz bir limandı. İngiltere içinse kurmuş olduğu kolonilerin devamlılığı için elde tutulması gereken geniş coğrafyada bir parçaydı Suriye. Osmanlı devletine karşı yapılan isyanların bastırılmak için yardım bahanesi ile  bu topraklara girdiler.  Ve sonrası çeşitli konferans ve müzakareler zinciri içinde adım adım Suriye’yi kopardılar. O gün için Osmanlı, çevresinden saldıran devletler ile mi yoksa iç tarafta isyanlar başlatan Araplar ile mi uğraşacağına karar veremedi. Üstüne üstelik kendi içinde İstanbul’da hainler saltanatı kıskaca almıştı. Böylesi bir reaksiyonlar zincirinde Suriyeli’ler ihanet etti ve ahdi bozdu. Yaşımın genç olmasına karşı çok güzel bir olayı fark ettim; İlahi adalet gün içinde değil zaman içinde oluyormuş; yıllar yılları kovalıyor ve kaderi İlahi adaleti tecelli ettiriyormuş.

Suriye’de ölen her insan için çok derin bir üzüntü hissediyor ve hala onları atalarımızın emaneti görüyorum. Uzanıp tutabilsem keşke her birinin elinden ve kurşunlara kendi göğsümü siper etme şansım olsa, hiç tereddütsüz yapardım.

İnsanların dedelerinin günahını çekmesine örnek mi oluşturuyor Suriye? Aynı Filistin gibi; onların dedeleri de 2. Abdülhamid Han hazretlerinin onca ‘’topraklarınızı satmayın’’ uyarısına rağmen topraklarını Yahudilere satmışlardı; aynı topraklarda şimdi bir Yahudi devleti var ve satanların çocuklarına fosfor bombaları atarak, derilerini yakarak katlediyorlar.

Suriye…  (Cuma günkü yazımda devam edecek)

*hadisi şerif: Kütüb-i Sitte Muht. Tercüme ve Şerhi, c. 17; s. 540

Yorum yapın

(*) İşaretli alanları lütfen doldurunuz.

JA Tabs3

TÜRKİYE GÜNDEMİ

KİTAP TANITIMI


Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Öyküleri
Kitab’ın Önsözü Kendini Kurtaran Şehir Kahramanmaraş’ın kurtuluşunu anlatan öykülerin tamamı gerçek yaşamdan alınmıştır. Bu olayların derlenmesinde kişisel birikimlerimin yanı sıra, Dr. Yalçın Özalp'in gazilerle yaptığı kurtuluş savaşı derlemelerinden de yararlandım. Öykülerimiz Maraş'ın kurtuluş savaşını konu edinse de ben evrenselliği öne çıkarmaya özen gösterdim. Irkı, rengi, dini, bayrağı ne olursa olsun; düşmanın eline geçen her kentte ırza geçmeler, işkenceler, yaralamalar, öldürmeler olmuştur, olmaktadır da... Oysa dünyanı...