Ayşe Mernuş TEPEBAŞI

Ayşe Mernuş TEPEBAŞI

E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Pazar, 07 Ağustos 2011 11:18

İslam’da Komşuluk

“Yakın olma, yakınlık” anlamları ile sosyal hayatımızda en çok yer edinen komşu kelimesi, daha çok, birbirine yakın meskenlerde yaşayan kişilerin ve ailelerin her birini ifade eden bir anlamı içermektedir.

Sosyal hayatın, aileden sonra bazen akrabalık bağının da önüne geçerek en kuvvetli halkasını oluşturan komşuluk ilişkileri ve komşuluk hakları, her din ve kültürde az çok yer edinmekle beraber asıl gücünü ve kimliğini İslam dininde kazanmıştır. İslam’ın getirmiş olduğu prensipler bağlamında komşuluk hukuku ile bütün yeryüzü insanları birbiri ile irtibatlandırılmış ve sorumluluk cihetiyle de adeta birbirlerine zimmetlenmiştir (M.N. Tepebaşı-Aile).

Komşu tabirinde; Müslüman-Müslüman olmayan, ibadet eden- ibadet etmeyen, dost-düşman, mukim(yerleşik)-misafir, menfaatli-mazarratlı (zararlı), yakın-uzak istisnasız bütün komşular dâhildir(Tecrid-iSarih12/130). Komşu’yu Hz. Ali; bir evden bağırıldığında sesin duyulabildiği bütün evlerle sınırlandırırken, Hz Aişe ile müfessirlerden Evzai bir evin her tarafından kırkar evin içine girdiği bir alan olarak tarif etmişlerdir ( İsl. Ans. Tecrid-i Sarih ).Ayrıca, Resulullah sav’ın:”Haberiniz olsun kırk ev komşudur.” dediği rivayet olunmuştur(Kütüb-ü Sitte 10/212).Hz. Aişe’nin:”Ey Allah’ın Resulü! İki komşum var, hangisine (öncelikle) hediyede (ikramda) bulunayım?” sorusuna Peygamber Efendimiz:”Sana kapı itibarıyla hangisi yakınsa ona!” buyurmuşlardır (Kütüb-ü Sitte 10/211). Bugünün şartları içerisinde yani binalar sayılmak suretiyle komşuluk alanı çizildiğinde, her bina bünyesinde bulunan evlerin oluşturduğu sayısal çoğunluk, haliyle komşu sayısını da artıracaktır, başka bir deyişle; bugünün insanlarının geçmişten çok daha fazla komşusunun olduğu görülecektir.

Gelişen şartlara göre sosyal yaşam alanının çok farklı olduğu günümüzde, belirlenen bu komşuluk sınırı kapsamında daha değişik bir ilintinin olduğu da bir gerçektir. Buna göre bir evin çevresinden her kırk evin komşu kabul edilmesi ile bütün bir kentin hatta bütün insanların birbirleri ile irtibatlı olmalarından dolayı evrensel bir komşuluk sınırının oluştuğunu kabul etmek gerekecektir. Bu durumda Yüce Allah’ın:”Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa 4/36) beyanında, iyilik yapılacaklar sıralanırken yakın komşular ve uzak komşular da iyilik yapılacaklar kapsamında zikredilmiş olmakla bütün insanların iyilik kapsama alanı içerisinde birbirleriyle irtibatlandırıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bir kent nüfusunsun sadece yüzler ve binlerle ifade edildiği zamanda Allah Resulü sav’ın:”Cibril hiç durmaz komşu hakkına hürmet edilmesini bana vasiyet ederdi.(Bu vasiyeti arkası kesilmeden o kadar sık söylüyordu ki) hatta ben yakında (Allah’ın emriyle komşuyu) komşuya mirasçı kılacak sandım.” (Tecrid-i Sarih 12/130) buyurmuş olması, İslam’ın sosyal yapıya verdiği önemi ortaya koymaktadır.

“Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz!” buyurduktan sonra mecliste hazır bulunanlar tarafından:”Ya Resulallah! Bu iman etmiş olmayan kimdir?” diye sorulunca “Kim olacak; şu komşusu zulmünden, şerrinden emin olmayan kişi.” buyuran Resulullah sallallahü aleyhi vesselam’ın, Müslümanın imanen olgunluğa erişmesini, komşusunun kendisine güvenine bağlamış olması, ümmetine sosyal yaşam seviyesinin hedefi olarak zirveyi göstermesi demektir.

Hâlihazır durumda, bir bakıma iç içe yaşar vaziyette yaşamını sürdüren apartman ve kent sakinlerine bir dizi yaptırım önerileri sunarak zaman kaybeden yönetimlerin, “Allah’a ve ahiret gününe imanı olan kişi, komşusuna eza etmesin…”(Tecrid-i Sarih12/131) hadis-i şerifini anlamaktan yeterince nasiplenememiş kişilerden kaynaklanan bir sıkıntıyı yaşadıkları gözlemlenmektedir.

İnsanların, akrabalarından tamamı veya çoğu ile birlikte veya birbirine yakın iskânlarının mümkün olmamasına karşılık, komşuları ile mecburen yan yana veya en yakınında oturuyor olmaları komşuluk ilişki ve haklarının sosyal hayatta önemini daha da artırmaktadır.

Gerek ayet-i kerimede gerekse hadis-i şeriflerde, komşu ilişkilerinden ve sorumluluklarından söz edilirken, imani cihetten hiç bir ayırım yapılmamış olması da komşuluk ilişkilerine ayrı bir boyut ve farklı bir kuvvet kazandırmıştır. Hangi durumda olursa olsun, komşunun en önemli özelliği; komşu olmasıdır. Her şart ve durumda komşuların mutlak hakları vardır. Taberani’nin Hz. Cabir’den rivayet ettiğine göre hadis-i şerifte:”Komşu üç çeşittir”. “Bir komşu vardır,(onun, üzerinizde) tek hakkı vardır; bu müşrik komşudur. Bunun sadece komşuluk hakkı vardır. Komşu vardır,(üzerinizde) iki hakkı vardır; bu Müslüman komşudur. Bunun hem komşuluk, hem de Müslümanlık hakkı vardır. Diğer bir komşunun (üzerinizde) üç hakkı vardır. Bu, akraba olan komşudur. Bunun hem komşuluk, hem Müslümanlık, hem de akrabalık hakkı vardır.” (Kütüb-ü Sitte 10/207) buyrulmuştur. Burada kurulan sistematik bağlantıya göre; İslam’ın dışında kalan diğer bütün sistemler, insanlar arasında oluşturulan münasebetin benzerini bile insanlığa sunamamışlardır. Bu da göstermektedir ki; Müslüman’ca yaşamayı bilmeyenler çok şey kaybetmiş olmaktadır, en tehlikelisi ise kendilerini kaybetmiş olmaktadır.

“Ya Resulallah! Komşunun komşudaki hakkı nedir?” diye sorulduğunda, Allah Resulü komşunun hakkını:”Senden borç istediğinde borç vermen, yardım dileyince yardım etmen, hastalanınca ziyaret etmen, muhtaç olunca ihtiyacını görmen, fakirleşince yardım etmen, bir hayra kavuşunca tebrik etmen, musibete uğrayınca taziyette bulunman, ölünce cenazesine katılman, izni olmadıkça binanı onun binasından yüksek yapıp rüzgârına mani olmaman, çorbandan az da olsa ona da göndermek suretiyle tencerenin kokusuyla onu rahatsız etmemendir. Bir meyve satın alınca ona da hediye et, eğer bunu yapamazsan meyveyi evine (komşuna göstermeden)gizlice taşı. Onu, çocuğun da dışarı götürüp, komşunun çocuğunu gayza(kin, öfke, hiddet, dargınlık) atmasın.” (Kütüb-ü Sitte 10/211) şeklinde açıklamışlardır. Bu hadis-i şerifte sayılanlara bakıldığında, komşunun komşuya karşı görevleri ve komşu olarak yapılmaması gerekenler sıralanmıştır. Açıkça belirtmek gerekir ki; ayet ve hadislerde hayat vardır, başka bir deyişle; hayat buradadır!

“Komşusu açken kendisi tok yatan bir mü’min hakikaten iman etmiş değildir .” (Tecrid-i Sarih 7/406) hadisinin kişiye yüklemiş olduğu sorumluluk ve medeniyet seviyesine, İslam’ın dışındaki hiçbir sistem erişememiştir. Bundan daha güçlü ve nizami hiçbir espri de yoktur!

Komşuluk ilişkilerinin bir değerlendirilmesinin yapılması da önemli bir husustur. Kişi komşuları nezdinde kendisini her zaman değerlendirmeli ve kendisini kontrol etmelidir. Bu konuda Peygamber Efendimiz:”(Herhangi bir işinde)komşularının ‘iyi yaptın’ dediklerini duyduğun an, bil ki, iyilik yaptın;’kötü yaptın’ dediklerini duyduğun zaman bil ki, kötülük yapmışsın”(İhya 2/542) buyurmuşlardır.

Tam da burada şunu sorgulamak gerekir; Müslüman toplum, bizzat Peygamber Efendimiz tarafından sıralanan bu uyulması gerekli yaşam şeklinin neresinde bulunmaktadır? Bu sayılanlar içerisinde bir Müslüman kendisine bir yer bulamazsa o zaman nereden yer bulacaktır?

İnsanoğlu ya tek başına veya başkaları ile birlikte yaşar. Tek başına yaşamayacağına ve dolayısıyla diğer insanlara muhtaç olduğuna göre, insanlarla bir arada yaşamanın adabını da öğrenmesi veya bilmesi gerekir. Tarlada bir boyundurukta koşulu iki öküzden biri kaşınmak için durunca öteki de durdu. Bunu gören Ebu’d Derda (ra):”Allah için kardeşlik işte böyle olur.” dedi ve ağladı (Gazali İhya2/451–475).Hayvanlar arası bu dayanışma ilginç değil midir? Akrabalık, arkadaşlık, komşuluk; dayanışma demektir, birbirlerinin hakkına saygılı olmak demektir. Resul-i Ekrem sav:”Ey Ebu Hüreyre, komşun ile güzel komşuluk et ki Müslüman olasın, arkadaşınla güzel arkadaşlık et ki mü’min olasın”(İhya 2/451) buyurmuşlardır. Kişiler arası hakka riayette en büyük hak, en yakın olanındır.

Muaz bin Cebel:” Resul-i Ekrem bana:’Ey Muaz! Allah’tan korkmayı, doğru konuşmayı, ahde vefayı, emaneti yerine getirmeyi, hıyaneti terk etmeyi, komşuyu korumayı, öksüze acımayı, yumuşak konuşmayı, herkese selam vermeyi ve tevazu göstermeyi sana tavsiye ederim’ buyurdu.” (İhya 2/488) demiştir. İnsan hayatına güzellik katabilecek bütün özellikleri, Sevgili Peygamberimizin bir bir sıralamış olduklarını bu hadis-i şeriflerinde de görmekteyiz.

Resulullah sav’ın:“Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete giremez.”(Kütüb-ü Sitte 10/208)buyurdukları hadis-i şeriflerinde de komşunun komşusuna zarar vermesini kesin bir ifadeyle men etmişler, zarar vermesi halinde ise cennetten men edileceğini açıkça beyan etmişlerdir. İbadet ve taatında olan bir insanın komşusuna zara vermesi durumunda, bu hareketinin iyiliklere erişmesine mani olacağı ikazında bulunmuşlardır.

“Ben ve ümmetimin müttaki olanları, külfet ve zahmet vermekten beriyiz” (İhya 2/469) buyuran Allah Resulü sav, ümmetinin seçkinlerinin Allah’a saygılı olanlar olduğunu işaret ederken kendisine uyanların da külfet ve zahmet vermekten kaçınmaları gerektiğini de ifade buyurmuşlardır.

Yine hadis-i şeriflerinde Resulullah sav:”Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa misafirine ikram etsin. Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa komşusuna ihsanda (iyilikte) bulunsun. Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa konuştuğunda hayır söylesin veya sussun.” (Kütüb-ü Sitte 10/210)buyurarak kişinin komşusuna iyilikte bulunmasını Allah’a ve ahiret gününe inanma ile birlikte değerlendirmişlerdir.

Komşular başta olmak üzere, eş, dost ve arkadaşlarla, hatta birinci dereceden akrabalarla ilişkilerin, eften püften sorunlardan dolayı veya hiçbir mazeret bulunmaksızın kesildiği veya zayıflatıldığı, insanların bencilleşmek suretiyle yalnızlaştığı günümüzde, yapılan hataları baştan aşağıya sorgulamakta zaruret vardır. Komşuluk ilişkilerine en yüksek sosyal seviyede önem ve değer veren dinimizin yüceliğini tekrar tekrar düşünmek ve iyi değerlendirmek zorundayız. Kaybettiklerimizi geri kazanmadan huzura kavuşmayı beklemek sadece hayaldir. Kale alınmayan sosyal ilişkilerin zayıflamış olması, her toplumda derin yaralar açmıştır. İnsanlık aslında İslam’a minnet borçludur, İslami prensiplerin yaşanılıyor olmaktan çıkarılması ve her ne sebepten olursa olsun insanların bu yüce prensiplerden uzaklaştırılması sebebiyle de İslam’a özür borçludur.

Hayatın çok büyük bir bölümünde birlikte bulunulan komşularla ilişkiye bir mükemmeliyetlik kazandıran yüce dinimizin emir ve tavsiyelerinden uzaklaşmakla ne hallere düştüğümüzü inkârı mümkün olmayacak şekilde görmekteyiz.

 Ayşe Mernuş TEPEBAŞI
Kahramanmaraş Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı

Yorum yapın

(*) İşaretli alanları lütfen doldurunuz.

JA Tabs3

TÜRKİYE GÜNDEMİ

KİTAP TANITIMI


Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Öyküleri
Kitab’ın Önsözü Kendini Kurtaran Şehir Kahramanmaraş’ın kurtuluşunu anlatan öykülerin tamamı gerçek yaşamdan alınmıştır. Bu olayların derlenmesinde kişisel birikimlerimin yanı sıra, Dr. Yalçın Özalp'in gazilerle yaptığı kurtuluş savaşı derlemelerinden de yararlandım. Öykülerimiz Maraş'ın kurtuluş savaşını konu edinse de ben evrenselliği öne çıkarmaya özen gösterdim. Irkı, rengi, dini, bayrağı ne olursa olsun; düşmanın eline geçen her kentte ırza geçmeler, işkenceler, yaralamalar, öldürmeler olmuştur, olmaktadır da... Oysa dünyanı...