Sevgili annelerimize
Bugün etkinlik esnasında sözlü anlatım çalışması yapıyorduk yeni gelen grupların birisiyle. Konumuz: Anne Çocuklarımız birkaç gün annelerinden habersizce annelerini gözlemlemişlerdi. Hepsi kıpır kıpır, bir şeyler söyleyebilme heyecanını içlerinde yaşıyorlardı.
Çocuklarım sırasıyla söz alıp esprili bir şekilde duygu ve düşüncelerini dile getirirken hemen yanımdaki Fethiye’nin sessiz kalması dikkatimi çekti. Kızım, sen neden sessizsin? Diye sorduğumda ben konuşmam öğretmenim, dedi. Sonra ben gayet yumuşak bir dille-biraz da espriyle- annen gelse ve bana sorsa: ”Hocam, benim kızım nasıl?” dese. Ben de ona: “Senin kız, hanım hanımcık gelir, sessizce oturur, kalkar gider.” desem acaba ne der? Bana buradaki işimi hatırlatmaz mı? Diye sordum. Cümlem bitmeden öğrencimin gözlerinin kızardığını görünce yanıma aldım, elimi boynuna attım Ağlayarak: ”Öğretmenim, annem benimle bazen ödevimi sorduğumda konuşur. Bunun haricinde konuşmaz.” Dedi. Tabii ben, ortamı yumuşatmaya çalıştım. Önce seninle bir anlaşma yapalım Fethiye dedim. Benim şu günlerde senin gibi küçük bir arkadaşa ihtiyacım var. Benim arkadaşım olur musun? Başını hafifçe salladı, bir aşağı bir yukarı. Belli belirsiz gülümseme belirdi yüzünde. Bak, her hafta merkeze geldiğinde benim yanıma teneffüslerde muhakkak geleceksin. Ayaküzeri sohbet edeceğiz seninle. Bu sohbet neticesinde sen, bana yazmam için malzeme getirmiş olacaksın. “Evet. Sonra…” Sonra da bir yazı hazırlayacağız seninle. Ve bu yazı da ikimize ait olacak, gazetede adın geçecek. Nasıl? Anlaştığımızı belirten bir beden diliyle cevap verdi. Belli ki konuşmaya hala çekiniyordu; çünkü hep ağlıyordu Fethiye. Saçlarını okşadım, iki yanağına da kocaman kocaman öpücükler kondurdum. Ağlama devam ettiği için Volkan Bey’e (Rehber Öğretmen) göndermek istedim; kabul etmedi. Sadece sizinle konuşurum dedi, zoraki. Annesinin kendisini her zaman çok sevdiğini, fakat biz annelerin günlük koşuşturmacalardan kendi çocuklarımızı göremediğimizi vurgulamaya çalıştım.
Çalışırken de bir şeyin farkına vardım: Biz anneler, çalışırız işlerimizde başarılı olmak için ter dökeriz. Evlerimize geliriz, evle ilgileniriz en ince ayrıntısına kadar. Akşam eşlerimiz eve gelir, sanki çocuğumuz gibi öyle bir ilgi beklerler ki bizden hiç sormayın. Her şeyle ilgileniriz de şuracıktaki çocuk ya da çocuklarımızı unuturuz. Onları yediririz, giydiririz. Derslerine çok ihtimam gösteririz, komşuyla yarışmak için. Ruhlarına el atmayı bir türlü düşünemeyiz. Onlara bakarız ki büyüyüvermişler. Ne zaman büyüdüler Allah’ım bu çocuklar, deriz kendi kendimize. Zira daha dün gibiydi onun doğumu, ilk kucağıma aldığım gün, diye güleriz ve şaşırırız.
Çocuklarınız da onların kendilerini sevdiklerinin farkındalar; fakat… ev işlerinden, günün yorgunluğundan onlara zaman ayıramadığımızı biliyorlar. Çok güzel yemekler yaptığınız için sadece midelerinin bayram ettiklerinin de bal gibi farkındalar.
Evet sevgili anneciğim, hiç üzülme, ben de asla sizlerden farklı bir anne olamadım. Bugün Fethiye’nin gözyaşlarında kendi çocuklarımı gördüm. Herkesle ilgilendim de bir tek kendi çocuklarımla ilgilenemedim. Sonrası da oğlumun ben Mine Öğretmeni evde isterim, sitemine maruz kaldım. Eve gittiğimde çocuklarımdan ilk defa özür dileyeceğim, tabii affederlerse. Ne dersiniz, hep beraber çocuklarımızdan özür dileyelim mi? Henüz yolun başındayız, geç kalmış sayılmayız.
Aşağıdaki şiir bu yazıyı okuyup da özür dileyen annelere armağanımız olsun.
Çocuklar Sizin Çocuklarınız Değil
Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
Onlar, kendi yolunu izleyen hayatın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler; ama sizden gelmediler.
Ve… sizinle birlikte olsalar da,
Sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır.
Siz ise yarını düşleriniz de bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz; ama sakın onları kendiniz gibi olmaya
Zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,
Dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok
İlerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür.
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek ,
Okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever
Şair : Halil Gibran
